Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close

Yunus Emre ve Tasavuf      

Yunus Emre; Anadolu’da doğan ve Anadolu’da batan bir tasavvuf güneşidir. Bu güneşten ısınmak için, bu güneşten faydalanmak için tasavvuf nedir, önce onu anlamak lazımdır.

 İskenderiyeli, Ortodoks Yahudi filozof Filon (mö.25-50)  Eflatun’nun idea anlayışını  Tevrat açısından yorumlayarak Tevrat’ın Eflatun felsefesi ile örtüştüğünü kanıtlamaya çalışarak   Yahudi  VE HRİSTİYAN TASAVVUFUNU oluşturmuştur. Ardılı Filozof Plotinos (MS.205-270)  bu felsefeyi geliştirmiş tek Tanrılı dinlerde tasavvuf algısı  oluşmuştur. İslam’da tasavvuf algısı Hicri 150 yıllarında Küfe’de  Cabir b.Hayyan ve Ebü haşim tarafından ortaya atılmış, ikiside  Küfeli olduklarından Sufi kavramının küfe ve Basra’da ortaya çıktığı kabul edilir.  Daha sonra bu anlayış Horasanda Beyzat-i Bestami ve Abdülkadir Geylani vs. tarafından geliştirilmiştir. Böylece İslam’da tarikatlar ve sofi anlayış doğmuştur. Bu anlayış Sünni çevrelerce tepki ile karşılanmış, Hallaç-ı Mansur, Nesimi ve Şeyh Bedreddin Şeyhülislam ve ya Halife fermanlarıyla öldürülmüştür. Kur’an’da ve sünnette tasavvuf kelimesi geçmez. Hz. Muhammed ve dört halife devrinde de bu kelime ve anlayış yoktur.

Tasavvufta merkezde insan vardır. Şeriatta merkezde Tanrı vardır. Demokrasilerde merkezde akıl sonucu kabul edilen yasalar vardır.

Bu yazıda Yunus Emre’yi insana ve Evrene bakışı açısından inceleyeceğiz.

 

 Yunus Emre’de geniş bir insani anlayış vardır. Dar kafalı dindarlığa daima reaksiyonu olmuştur. Asık suratlı, dar kafalı, menfaatçi, hoş görüsüz, kişileri alaya alan yüzlerce deyişi vardır  .O “korkunun yerine sevgiyi, baskının yerine hoşgörüyü ”esas almıştır.

           

            Düşmanımız kindir bizim .

            Biz kimseye kin tutmayız.

            Kâmu âlem birdir bize.

           

            Diyerek kinden nefret etmiştir. Taassup bir fikir meselesi olmaktan ziyade bir duygu meselesidir. Kalplerinde sevgi olmayan insanlar her konuda mutaassıp olurlar. Önemli olan sevgi ile kalpleri yumuşatmaktır. Bir şiirinde “Taş gönülden nebiler “diye sorar. Yunus’un sevdiği taş ve diken değil, su ve güldür. Yumuşaklık ve güzellik insanları gerçeğe ve tanrıya, sertlik ve kabadayılıktan daha kolay çabuk götürür.

            Varlık ve yoklukta, Yunus’ta değerini kaybeder, Cennetin nimetleride öyle. İki cihanın nimetleri Tanrı’ya kavuşmanın hazzı içinde hiçtir.

           

             Aşk mı derim ben ona

            Tanrının cennetini sever.

 

 

            Cennet kötü bir tuzaktır

            Menfaatçilerin canını tutmağa.

           

            Yunus Emre;  burada Tanrıyı cennet umudu ile sevenleri küçümsüyor. O’na göre cennet menfaatçilerin canını tutmak için bir tuzaktır. Cenneti isteyenler gerçek aşıklar değildirler. Zira cennet insanın bencil duygularına hitap eder. Bu bir kadının kendisini değil de malını mülkünü sevmeye benzer. Gerçek aşık şahsi menfaatler peşinde koşmaz, kendini aşar .O’nun bütün şiirlerinde “Kendini aşma duygusu ve fikirleri hakimdir. O’na göre kendini daima noksan eksik, küçük gören insan, kendini tamamlayacak, mutluluğa kavuşturacak büyük ebedi, güzel bir varlığa karşı derin bir özlem duyacaktır. Yunus’a göre bu varlık Tanrıdır. O Tanrı’yı arar derki;

           

              Aşkın aldı benden beni

            Bana seni gerek seni

            Ben yanarım dün ü günü

            Bana seni gerek seni.

 

            O, her yerde Tanrı’yı arar. TANRI gönüldeki sevgi ile bulunur. TANRI insanı hareket ettiren güçtür. O, olmadan vücut hareket etmez. Yunus şu beyti ile görünenin arkasındaki görünmez gücü ifade ediyor.

 

            Sensiz yola gider isem

            Çarem yok adım atmağa

           

             Yunus Emre; hareket adımıdır. Aksiyon adımıdır. Alp Erendir. Haçlı seferleri ve Moğol istilası sonucu harap olan Anadolu da halkı için umut olmuştur. Sevgi felsefesi ile incelmiş, umutsuz gönüllere umut olmuştur. O , “ ete kemiğe bürünen ,“ bir manevilik iklimi, “Her dem yeniden doğarız, bizden kim usanası ”diyen bir sonsuzluk. “ 72 millete bir gözle bakmayan halka müderris olsa da hakikatte asidir” diyen bir evrenselliktir.

             Yunus’a; göre tabiatta gördüğümüz görüntüler birer oyundur. Bu oyun kendini çoklukta gizleyen birliğin oyunudur. Her şeyin önünde ve arkasında TANRI vardır. Tanrıya ulaşmanın yolu, onunla kalp beraberliği yapmaktır. Bunun için varlıktan ibaret benliğimizi atmamız lâzımdır. Benlik atılmayınca Tanrı’ya ulaşılmaz. Şöyle diyor Yunus;

           

            Sen sende iken menzil alınmaz

            Yunus ver canını Hakk’ın yoluna

            Can vermeyince canan bulunmaz.

           

            Yunus’a göre; eşya ile ruhun arasında aşılmaz bir mesafe vardır. Bu mesafeyi yok edip ortadan kaldıran gönüldeki aşktır.         

             Aşk imandır, gönül cemaat

            Aşık olan kişi varlıktaki şekillerle örtülüp gizlenen gerçeği tanımak için, çekirdeği kırıp gerçek özü elde etmelidir. Gerçek öz maddedeki sırdır.

            Bu sır bilimdir. Bilim insanı tanrıya götürür.

            Yunus bizim evrensel klasiğimizdir. Rönesans’ımız onu anlamakla doğacaktır. O bir sevgi çağlayanıdır. İnsanlık onu anladığı gün bunalımlarından kurtulacaktır. İnsanlığı kurtaracak dinamik öncü güç Yunus’layın  bir sevgi ile yetişecek ve Yunus’u anlayacak Türk gençliğidir.

            Yunus;

            Kuru idik yaş olduk

            Kanatlandık kuş olduk

            Birbirimize eş olduk

            Uçtuk Elhamdülillah.

 diyor.         

            Yunus felsefesini özümlemiş Türk insanı, maddedeki sırrı çözüp çağdaş batı medeniyetinin üzerine çıkacaktır.

            Yunus’u içimizde duymak onun aradığı sırları aramak, birbirimizi sevmek “Yaratılanı Yaratandan ötürü sevmek” O’NU anlamak demektir. Yunus’ça bir sevgi ile  kenetlendiğimiz zaman tüm problemlerimiz asan (kolaylaşır) olur.

           

MAKALE Yorumları

MUHARREM YELLİCE
TÜRKOLOG
mail_outline : myellice07@hotmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

17.09.2021

Okunma Sayısı

15826

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler