Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close

Türkiye siyaseti anlaşılır mı?

Bir gün internette bir paylaşım gördüm. Başlık çok enteresandı. Hele hele istese de istemese de, hep içinde olduğum yere bir gönderme yapıyordu. Gönderdiği yer de, SİYASET, yer de TÜRKİYE idi.

Ankara'da iki Üniversitenin (ODTÜ ve Bilkent) Öğrenci Konseyinin, Hocalarının katkıları ve özverili destekleri ile düzenlenen muhteşem program ve siyasi olmayan katılımcılar.

Benim açımdan işin daha garip tarafı, hafta sonu (27-28 Nisan 2019) olmasına karşın, adı bile başlı başına merak konusu olabilecek bu toplantıya dışarıdan katılan bir iki kişiden birisi de ben idim.

Toplantıda, "28 Şubat Sonrası İslamcılık" konulu sunumu da Bilkent Üniversitesinden Prof Dr Alev Çınar Hocam yapıyordu.

Bilimsel ve akademik bir bakış açısı ile AKP'nin ne olduğunu, ne yaptığını, AKP dışındaki siyasilerin, özellikle de CHP'nin ne yapması gerektiğini düşündüren bir seminer olmuştu.

Hem toplantının başlığı, hem de hocanın sunumunun başlığı oldukça enteresandı.

"Türkiye Siyasetini Anlamak" ve "28 Şubat Sonrası İslamcılık".

Birden kendimi Ahmet Hamdi Tanpınar'ın dizelerinde dediği gibi hissettim. "Ne içindeyim zamanın,/ Ne de büsbütün dışında" ben de ne siyasetin içindeyim, ne de büsbütün dışında.

--Konu İslamcılık ve günümüz Türkiye Siyaseti olunca, elbette ki ele alacağınız şey ADALET VE KALKINMA PARTİSİ(AKP) olacaktır.

Alev Hocamın sunumundan notlar:

AKP, "28 Şubat 1997" süreci sonucunda kurulan bir partidir

Kökleri, İslami Dergilerle filizlenen bir siyasi geleneğe dayanır.

AKP'ye geçmeden önce, geleneğin temellerinin atıldığı REFAH PARTİSİ (RP)'ye bakmak gerek.

RP, siyasi arenada ilk bayrak gösterisini 1989'da KONYA Büyükşehir Belediyesini kazanarak yapar. Bu süreç ise onlar için sosyal ve siyasi bir taban, zemin oluşturur.

--Yerel Yönetimlerde ki bu birikim ve başarı, genel yönetime olan ilgiyi de arttıracaktır, ki bugünden bakılınca arttırdığı gibi, kesin bir güç gösterisine de dönüşecektir. Dönüşmüştür de!..

Yine Hocanın sunumundan İslami kesimde iki ana akım bulunmaktadır:

İlki İSLAMCILIK,

ikincisi ise MUZHAFAZAKÂRLIK.

İslamcı sol akım içinde, İslam'ın özünde özel mülkiyete karşı olanlar var. Bu yaklaşım, İslami inanışa göre MÜLK ALLAHINDIR. İnsanlar da, Allah'ın kullarıdır. O halde, kişisel mal mülk olamaz.

Mülkiyeti ret eden bu yaklaşım ise, KOMÜNİST ideolojiye yakın bir durumdur. Dolayısı ile, İSLAMCILIK içinde siyasi olarak SOLA daha yakın bir duruşu olan kesimler de vardır.

RP de, en azından Necmettin Erbakan döneminde, bu yüzden millici ve anti-emperyalist bir parti olmuştur.

RP'nin Konya Belediyesini almasından sonra, 1991 Milletvekili seçimlerinde de başarısını kanıtlayacak, 1994 Belediye Seçimlerinde de bu başarıyı tescilleyip, kantılayacaktır.

1973, CHP(Bülent ECEVİT), MSP(Necmettin ERBAKAN) hükümet denemesi ile "iktidar ilişkisi" kuran bu kesimi, 1996'da da RP ile DYP(T. Çiller) REFAHYOL hükümetinin kurulmasına kadar getirmiştir.

Devletin kuruluşundan bu yana, Devleti korumak ve kollamakla görevli Ordu ve MGK gibi kurumlar, o dönem REFAHYOL Hükümetin Laiklik karşıtı tavırları olduğu düşüncesi ile Erbakan'a açık tavır alırlar bu süreç ise Erbakan'ın hükümetten uzaklaştırılmasına kadar gider.

Bu tavır üzerine, yerli ve yabancı güç odaklarının ilgisi de yerelde iktidar olan İslami kesimin etkili ismi Recep Tayyip ERDOĞAN üzerine yoğunlaşır.

Uluslararası önemli görüşmelerin tercümanı ve gazetecisi olan Banu Avar'ın daha sonra ki yıllarda yaptığı açıklamalarda, bazı uluslararası kişi ve kuruluşların Erbakan Hocayı görmezlikten gelip, yok sayıp, illa da Erdoğan ve Abdullah Gül ile görüşmeler yapmak istemelerinin anlamını ise, yıllar sonra daha iyi anlıyorduk.

Soğuk Savaş yıllarında bazı Orta Doğu ve Arap ülkeleri Sovyetler Birliği yanlısı tutum sergiliyorlardı. Bu sıcak ilişkiden kaynaklı olarak Sovyetler Birliği 1979'da Afganistan'ı işgal ediyordu.

Sovyetler Birliği İslam coğrafyasında anti emperyalist grupları destekleyerek etkin olurken, ABD ise İslamcı grupları destekleyerek bir “Yeşil Kuşak Projesi”ni oluşturuyor, CIA aracılığı ile de İslamcı akım ve Mücahit gruplarını besleyip Sovyetlere karşı destekliyordu.

Alev Hocam sunumunda, RP'yi İslamcı (anti-emperyalist), AKP'yi ise Muhafazakar Müslüman(Sermayeci) partiler olarak değerlendiriyordu.

MUHAFAZAKARLIK, ilk olarak Avrupa'da ortaya çıkan bir akımdır. Aristokrasinin devamını savunur.

Bizde ise bu akım 11 yüzyılda GAZALİ ile başlar. Gelenekçidir.

Müslüman olarak yaşamak önemlidir, bu da ancak "Devlete Sahip Olmakla" mümkündür. Hatta bu anlayışa göre, Devletin Başı/Sultan, zalim bile olsa, buna razı olunması gerekir.

Çünkü Sultan, Başkan gider ise düzen de yıkılır, yok olur!..

Bu kez de Muhafazakar düşüncenin karşıtı yenilikçi, akılcı, rasyonalist düşüncenin kaynağı ise FARABİ olarak bilinir.

Muhafazakarlıkta önemli olan toplum düzeninin korunmasıdır.

Yoksul, varsıl sınıfların ve sosyal farklılıkların olması doğaldır.

Sorunlara çözüm, geçmişte aranılır. Çünkü, en iyi çözümler geçmişte vardır ve oradan alınmalıdır.

Muhafazakarların, Osmanlı'ya ve ASR-I SAADETe özlem de buradan kaynaklanır.

İslamcılar ise, sorunlara çözümü çağında ve gelecekte ararlar. Bu yüzden İSLAMCILAR İLERİCİ olup, bir lidere gereksinim duymazlar. MUHAFAZAKARLAR ise, lidersiz olamazlar.

Hocanın bir başka analiz ise, yenilikçiler ADALETÇİ, gelenekçiler ise sermayeci ve KALKINMACIDIR.

Her iki kesimin ortak özelliği ise:

MİLLİYETÇİLİĞE KARŞI olup, ÜMMETÇİ olmalarıdır.

İslami kesimde, bir ittifak sonucunda kurulan partinin adının özellikle ADALET ve KALKINMA Partisi (AKP/Ak Parti) olması tesadüf değildir.

Milliyetçilik, Kemalist Çizgi ve Ordu karşıtlığı ise en belirgin özellikleridir.

Bu süreçte partinin, "kalkınmacı" kanadı uluslararası kapitalist sistem tarafından desteklemiş ve "İSLAMİ SERMAYE" yaklaşımı ve bakış açısı ile AKP İktidarı döneminde Sermaye, el değiştirmiştir.

2010 yılında yapılan Anayasa referandumu ile de, Ordunun Ülke yönetimi üstünde ki gücü tasfiye edilmiş; sonucunda da AKP ülke yönetiminde tek başına söz sahibi olmuştur.

Belediyeler aracılığı ile entelektüel faaliyetlere başlanmış, Genel İktidarın sürdürülmesi için de, düşünsel altyapının oluşturulması için, ve birikimin sağlanması amacıyla 2010'dan başlayarak MAHALLİ ÜNİVERSİTELERE yönelmiştir.

Yerel ve Genel iktidar örgütlenmeleri AKP için çok cazip gelmiş, Üniversite örgütlenmeleri de AKP'yi kurumsallaşmaya götürmüştür.

2015 seçimleri öncesinde Kürt seçmene selam olsun diye KÜRT AÇILIMI başlansa da, seçim sonrası bu anlayış terk edilmiştir.

--Kürt seçmen ile yollarını ayıran AKP, bu kez de MİLLİYETÇİ söyleme ve seçmene yönelmiştir.

--AKP, başlangıçta oluşturduğu, ittifak ettiği bir çok kesim ile yollarını ayırmış ve bu sayede de özellikle de yeni oluşturduğu İSLAMİ BURJUVA/KENT SOYLULARI PARTİSİ konumuna gelmiştir.

--Bu kadar yaşanandan sonra, ister süreçlerin gereği, ister ENTROPİ gereği bir süreç, AKP'yi de beklemekte olduğunu 2019'da Alev Hoca böyle değerlendirmiş olsa da, Recep Tayyip Erdoğan'ın PRAGMATİK LİDERLİK anlayışı ve profesyonel yönetim teknikleri, kendisini ve AKP'yi iktidarda tutmaya yetmektedir.

iBRAHİM UYSAL
ANKARA'DAN
mail_outline : ibrahimuysal.ant@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

29.04.2022

Okunma Sayısı

728

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler