Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close

TANRI dağları ve Himalaya dağlarında oluşan ortak mitler.

Nepal dilinde Parbat olarak adlandırılır. Bu bölgeler deniz seviyesinden 4000 mt yüksektir. Tanrı dağlarının bir silsilesi olan Kırgızistan ve Özbekistan’dan güneye uzanan Pamir dağlarıyla Himalaya dağlarının orta kısmında bulunmaktadır. Bölgede hakim doğal manzara Everest dağıdır. Bu alan dünyanın 8000m’den yüksek on yüksek zirvesinin sekizini barındırır. Bölge iklimsel olarak zorludur. İnsan yerleşimi seyrektir. Ekonomik etkinlik sınırlıdır. Tarım faaliyetleri alçakta kalan vadiler ve nehirler kenarında yapılmaktadır. Hayvancılık da zordur. Geçimini avcılıkla sağlarlar.

       Bu bölge insanının beyni uhrevi, efsanevi figürler üretmeye uygundur. Efsanevi yaratıklar, korkutucu kardan adam figürlerini zihinsel faaliyet olarak bölge insanları üretmiştir.

Efsanevi Kardan adam; Tibet ve Nepal insanınca Yeti olarak adlandırılır. Yeti Himalaya dağlarında yaşadığı söylenen bir insanın iki katı uzunluğunda ve genişliğinde, folklorik maymunsu bir yaratıktır. Yeti ve Meh-Teh isimleri bölgeye özgü, insanlar tarafından yaygın olarak kullanılmaktadır; bölge insanının tarihlerinin ve mitolojilerinin bir parçasıdır. Yeti'nin hikayeleri ilk olarak 19. yüzyılda Batı popüler kültürünün bir parçası olarak ortaya çıkmıştır. Bilim dünyası, Yeti’nin varlığına dair kanıt bulamadığından, Yeti'yi bir efsane olarak kabullenmiştir.

Bu tür mitolojik efsaneler insanlık kültüründe vardır. Mesela Rusların “Ded-Moroz (Ayaz Dede)’’ Slav kültürünün bir parçasıdır. Yılbaşı olarak kabul edilen günlerde çocuklara hediye getirdiğine inanılır.

Türkistan coğrafyasında da Yel Ana, Ayaz Ata gibi mitolojik kahramanları halk muhayyilesi üretmiştir.

İskandinav ve batı kültüründe Noel Baba olarak kabul edilen mitolojik unsur günümüzde coşkulu bir şekilde bu mitolojiyi kabul edenler tarafından kutlanılmaktadır. Bu kutlamalar yeni yıl kutlamaları olarak da bazı kesimlerde kabul görmektedir. Eski Türk mitolojilerinde ışığın karanlığı kovduğuna inanılan 21 Aralık’ta Yel Ana ve Ayaz Ata figürleri ortaya çıkmaktadır. Türk tarihi açısından bu mitolojik algının kökenleri ve etkileri nedir ona bir göz atalım..

Yeni yıl ile insanları büyüleyen, etkileyen..

Noel Baba olarak algılanan mitolojik baba Kim?

Bu sorudan hareketle; İnsanlık tarihinin on bin yıl gerisine dürbünün ters yönüyle değil de doğru yönüyle baktığımız zaman, karşımıza Türk kültürünün önemli bir unsuru olan Yel Ana - Ayaz Ata karşımıza çıkıyor. Biz hep tarih ve kültürümüze dürbünün ters yönüyle baktık.

İnsanlık tarihinin en eski dinsel mimari bulgularına M.Ö 12bin yıl öncesine kadar giden Urfa Göbekli Tepe’de rastlanmaktadır

 Kökleri milattan önce XVI. bin yıla kadar giden Başkurdistan’da ki Şölkenkeş (Shuzgantash) mağarasındaki kaya ve resim yazılarını çözümleyen Kazım Mirşan bu mağarada yaşayanların Türki bir kavim olduğunu ortaya koydu.

Temmuz 2017’de bu mağarayı gezdim. Bu gezi ile ilgili günlüğüme şöyle not düşmüşüm:

Zaman 10.07.2017; Yeşil Uralların bazalt yüklü kayalarını süsleyen ıhlamur ağaçlarının arasından bozuk bir yoldan otobüsümüzle yol alıyoruz. Şölkenkeş mağarasına doğru… Sol yanımdan nazlı nazlı kıvrılarak akıyor Ak İdil..

Ak İdil, Şölkenkeş mağarasının kuzeyinden dağlara gömülerek yok oluyor; mağaranın altından geçerek varlığını tekrar gösterip güneye yol alıyor.

Mağaranın olduğu mevkiye geldik. Buradan mağaraya yaya yürüyeceğiz; 2 km lik bir yol; tahta barakalardan kurulu bir yerde öğle yemeği yedik. Sonra mağara yoluna revan olduk; yoğun eğrelti otları ve çam ağaçları eşliğinde mağaraya vardık, biletlerimizi aldık, mağarayı gezmek için herkese birer el feneri verdiler; iki Başkurt üniversite öğrencisi bize rehberlik edecek; onların arkasına takılarak mağaraya gidiyoruz; Türkçe ve İngilizce bilmiyorlar, Rusça konuşuyorlar. Rehberimiz Ruslan Başkurtça anlaşarak bize bilgi veriyor. Mağaranın önüne geldiğimiz zaman ikindi güneşinin mağara girişine yansıması masalımsı bir güzellikti. Mağaranın girişi bir insan gözüne benziyordu. Girişten güneye doğru akan suların üzerinden ahşap ve demir aksamlı köprülerle mağaraya ulaştık. Girişte 17 milyon yıl önceden, bizon, domuz, at, koyun, geyik vs. resimleri bizi karşıladı. Hayvan figürlerinin karşı yamacında iki adet de insan figürü vardı. Mağaranın ikinci katındaki çatıda taşa oyma bir ejderha figürü vardı. İkinci kattan kuzeye doğru 3 km ileride runik yazılar varmış. O bölgeyi korumaya aldıkları için gidemedik. Bu bölüme ilim adamları dışında hiç kimsenin girmesine izin vermiyorlar. Araştırmacı Kazım Mirşan o yazıları okudu. Aş evi ve yatak odası anlamını çıkarmış yazılardan. Mağaradan çıkarken Kril harfleriyle yazılmış bir kitabe gördüm. Kitabede mağarayı bulan kişinin adı ve Nazım Hikmet’in şu şiiri vardı.

Sel Ölmeyeceksin

Ben Ölmeyeceğim de

Nasıl çıkacak?

İnsanlık aydınlığa..

Yazılıydı.

National Geographic dergisinden bir araştırmacı, iki bin Türkistanlıdan gen örneği alarak; İki bin nesil önceki geni taşıyan adamı Kazakistan’da buldu. Adı Niyaziof; Avrupalılar, Amerikalılar, Hintlilerin Gen dokusu, Niyaziof’la akraba idi. Niyaziof bir Kazak Türk’ü. İki bin yıldır burada yaşıyordu. DNA, insanlığa yol gösteren bir plandır. Y kromozomu babadan alınır. Bu genle iki bin nesil eskiye ulaşıldı.

Niyaziof ’un akrabası olan Cuci’ler, Kuzey Sibirya’dan Amerika’ya geçtiler. Bu kabile Clouis kabilesi olarak hala yaşıyor, geçim kaynakları; Ren Geyikleri’dir. [1]2016 Ağustos ayında Hun coğrafyası gezimizde Ren geyiklerini kullanan, Türkçe konuşan ve inançlarından dolayı suyu ve tabiatı kirletmeyen, bir Türk boyu olan Dukha Türkleri’ne rastlamıştık. Bu boyların akrabaları bugün Amerika’da Arizona’da yaşıyorlar. Niyazi Of’un genini, Dukha genini taşıyorlar. Yani Türk genini. İşte; Bu geni taşıyan Türklerin kendilerine has bir inançları vardı. Bu inançlar on bin yıl önce oluştu. Kök Tengri inancı. Bu inanca göre Tanrı gökte idi. İnsanlık Tarihinde Tanrılar hep gökte tasavvur edilmiştir. Türk Tanrısı Kayra Han Göğün 17.nci katında oturur.

O zamanlar Türklerde ana kutsal idi. Oba (Aile)’nın karnını doyuran ana idi. Türklerin aile yapısı, ana erkildir. Bizde bugün dahi teyze ve dayılarımız, Hala ve amcalarımızdan kıymetlidir. Sebebi on bin yıl önceki Ana erkil yapıya bağlıdır.

Ta o zamanlar; Yel Ana bayramı kutlanırdı. Gündüz, geceyi kovardı 21 Aralık’ta. Bu bayram Tanrısaldı, kutsaldı. Güneş, karanlığı yani kötülüğü, geceyi kovardı. Zaten gece denilen bir şey yoktu. Gece; ışığın yokluğudur. Türkler toplayıcı kavimden, Avcı kavime evrildikleri zaman, Babalar güçlendi, aile yapısı değişti, Baba erkil aile oluştu. Kutlana gelen Yel Ana bayramı, Ayaz Ata Bayramı oldu.

Ayaz Ata 21 Aralık’ta; Karanlığı kovdu, toylar yapıldı,

Bu toyun adına Nar-Dogan Bayramı dendi. Nar’ın kelime anlamı güneştir. Yani doğan güneş bayramı, “Nar gibi kızardı “ derdi anam. Güneşin karanlığı kovduğu zamana, Kış başlangıcı denir. Yani Yılbaşı.

Kış bitiminde, Türk’ün bir bayramı daha vardır; 21 Mart bahara giriş, aydınlık, canlılık, sevinç bayramı. Bu iki bayram, Türk’e has bayramlardır. Tanrısal algı ile ve coşku ile kutlanmıştır, geçmiş zamanda.

Bu bayramlar, bizim zaman içinde oluşturduğumuz, Türk’e has kültürlerdir. Yılbaşı ’nın, yani Noel’in hiç bir şekilde din ile alakası yoktur. Türkler ile Batı’ya geçmiştir.

Etrüskler tarafından Roma Şehri, M.Ö 743 yıllarında kuruldu. Nardogan Bayramı Etrüskler ’den, Roma İmparatorluğunun Pagan Tanrılarının bir emri olarak uygulana geldi. Nardogan Bayramı’nın kozmik bir geçmişi vardır. Gökyüzünde ki Ülker Kümesi’ne 7 kardeş denir. Bunlar kız kardeştirler.

Hala Beydağlarındaki köyümde, çocukluğumda saydığım o yıldızları, Karanlık gecelerde severim ve okşarım. O yıldızlardan 6 tanesi eski Türk inancında, 21 Aralık’ta Tanrısal olarak Dünyaya soğuk üflerlerdi. Bu üfleme kışın geldiğine işaretti. Kışın kötü geçmemesi için Türklerce toylar düzenlenir, kımızlar içilir, atlar, taylar kesilirdi.

Ülker Işık Kümesi dünyaya, 440 bin ışık yılı uzaklıkta olsa da, sevimli, yakın ve candan görünürdü Türk milletine.

Ülker Kümesinde ki 6 yıldız soğuk üflerdi Dünya’ya. Diğer yıldızları Gökkubbe’nin yere düşmemesi için çivilerlerdi. Gökkubbe’nin düşmemesi için de dua edilirdi inanılan Tanrı’ya. Türklerde inanılan Tanrı 17 kat gökte otururdu. Adı Tanrı Kayra Han’dı. 7. Kata kadar çocukları otururdu. Hepsi ayrı bir Tanrı idi. Tabiat güçlerini kontrol ederlerdi.

Akdeniz çanağında ki, Pagan Tanrılar, bu Türk inancının everilmesidir. Tek Tanrılı dinlerde, Tanrı 7. katta oturur. Üstü Türk’ündür, Gökkubbe’nin.

Yeryüzünün ortasından bir ağaç yükselir, 17.kattaki Arşa. Bu ağaç Akçam’dır. Bu ağacı; Başkurt, Çuvaş ve Kazan Türkleri hala Hayat Ağacı olarak tanımlarlar. Akçam, Tanrı Kayra Han’ın ve Uçmaklığın (cennet) gölgesidir. Tek Tanrılı dinlerdeki inanca göre cennetin gölgesi Tuğba Ağacıdır. Dünyadaki her türlü meyve ve bitki üzerindedir. Kökleri gökyüzündedir. Aynı zaman da Akçam göğün direğidir. Türk’ün çadırının direği gibidir. Çadırın orta direği önemlidir. Çadırın orta direği bayrak direği, göğün direği kutsaldır Türklerde.

Türkler, ulu ağaçlara dini algı yüklemişlerdir. Akçam, Türk’ün Hayat Ağacı’dır. Yılbaşlarında ki çam ağacı süslemesi, Türk’lerden gelen bir adettir.

Bugünkü zamanda Arap kültürel algısını içselleştiren beyin yapısı bu algıyı günah sayıyor. Günah benim, sevap benim, Karışma Türk’e!

Türk’ün yarattığı bu kültürel algı, Avrupa’ya geçmiş; Pagan dinleri etkilemiş, dinlerce kutsallaştırılmış. Nardogan Bayramı da aynen Türkler gibi kutlanır olmuştur.

Bizans İmparatoru Kostantin (MS 324-337) 21 Aralık’ta kutlanan bu Pagan Bayramı’nı resmileştirmiş, 24 Aralık’a almış, Hristiyani bir kutsallık vermiştir. Bu tarih İsa’nın doğumu olarak kabul edilmiştir bu tarih. Bizde kabul edilen kutlu doğum haftası gibi...

Demreli Aya Nikola ile yılbaşının alakası yoktur. Likya efsanelerinde Etrüsklerin etkisi vardır. MÖ 3000 yıllarında Avrupa kavimi olan Likyalılar; Anadolu’dan Turanî kavim olan Etrüskleri, Batıya doğru itmişlerdir. Böylece kültürler harmanlanmış, bu efsanelerle, Demreli Aya Nikola Hristiyan Aziz’i olmuştur. Hıristiyanlığı yayarken, hapislere girmiş, acı çekmiştir. Aziz kabul edilen bu kişi, MÖ 342 ‘de Demre’de ölmüştür. Kemiklerinin bir kısmı haçlı seferleri sırasında, Demre’den çalınmış, İtalya Bari’ye götürülmüştür. Bütün bu olgular, binlerce yıldır oluşan Türk kültürünün çeşitli dini yapılara bürünerek günümüze kadar ulaşan, başarılı olmuş örnekleridir.

Noel Bayramı olarak kutlanan günün hiçbir din ile alakası yoktur. Türklüğün geleneksel bayramıdır. Tarihi on bin yıl öncelere dayanır.

Sümerler de, kuzeyden bereketli hilale inen Türklerdir. Yılbaşı ve Nevruz Bayramı, Sümerlerde de vardı. Gökteki Tanrı İnanna dişi Tanrı idi. Yerde ki Tanrı Demuzi erkek Tanrı idi. Bu Tanrılar adına Sümerler, bu bayramları kutlarlardı. Yeni yıla girerken, Yel Ana’yı, Ayaz Ata’yı kutsayın. Unutmayın ki; tatlı serinliği ile ve sevimli yüzü ile Sizleri ziyaret edecek; Sofranıza bereket, ailenize neşe olacaktır. Yeni yıl ışıklarla dolsun. Türkler bu temennilerle yeni yıla girerlerdi..

Himalaya bölgesindeki dini ve mitolojik algı Yeti ile, Slav kültürünün Det-Moroz adlı mitleriyle Yel Ana ve Ayaz Ata Türk mitlerinin benzerliği ilginçtir.

Bu yazı NEPAL Kitabının (M. Yellice) 23-32. Sayfalarından alınmıştır.

https://www.kitapmuptelasi.com.tr/nepal-897199

 

 
MUHARREM YELLİCE
TÜRKOLOG
mail_outline : myellice07@hotmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

22.12.2021

Okunma Sayısı

1328

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler