Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close

Sömürgenler ve Sömürülenler-4

Doğu ve Batı toplumlarını birbirinden ayıran çok fazla özellikler vardır; sosyolojik, kültürel, etnik ve yaşam felsefesi yönünden...

En önemli fark, bize göre, objektif düşünmenin gereği olan aklı önde tutma özelliğidir. Batı toplumunun sosyolojik yapısının bir yansıması olarak gerçek objeye dayalı somutu irdeleme alışkanlığı ve ilkesi vardır. Görmediği, duymadığı, bilmediği konu hakkında fikir yürütmez.

Doğu toplumları ise daha çok soyut, hayali ve "dedi-kodu" temelli varsayımlara itibar ederler. Bu yetenek Doğu toplumlarında iyi gelişmiştir. Bireylerin kendi aralarında konuştukları konular hemen hemen aynıdır.

Bu, ister Türkiye'de olsun ister İran'da ister Pakistan'da ister Ortadoğulu herhangi bir ülkesinde olsun hep böyledir.

Doğu toplumlarında aklın önderliği yoktur, "dedi-kodu" temelli kulaktan duyma, yalan ve hayali varsayımlar önceliklidir.

Vatandaşa soruyorsunuz; "..Uzaya yol yapılacak, kaç şeritli olmalı, ücreti ne olmalı" dediğinizde, "..en az beş şeritli olmalı ve ücreti de en az 500 tl olmalı" diye yanıt alırsınız. Kimin isminin verileceğini sorduğunuzda da bilinen çok çarpıcı isimler öne çıkabiliyor.

Örneğin en iyi ve en çok yalan söyleyen birinin adının verilmesini gerektiğini söyleyebiliyor (*). Sebebini sorarsanız yanıtı yok.

Peki, neden böyledir?

Çünkü Doğu toplumlarında milli bilinçlenmek için özgün bir eğitimi verilmiyor. Milli bilincin olmadığı bir beyin yapısında milli hafıza ürünü düşünceler gelişebilir mi?

Elbette ki gelişmez/gelişemez!

Bu gerçeği inkâr etmek mümkün değildir.

Dolayısıyla, Doğu toplumlarında milli bilinç temelli bir aydınlanma çok azdır. Geri kalmanın temelinde de bu eksiklik vardır.

Galiyev'in Doğu toplumlarını bilinçlendirmek ve milli bir kimlik kazandırmak için başta Mustafa Suphi olmak üzere yoldaşlarıyla bilinçlendirme faaliyetlerinden gazete, dergi çıkarıp dağıtmaları, konferans düzenlemeleri çok önemli bir eylemdir.

***

Bir an için düşünelim; sanayi devrimini başarmış Batı toplumuyla bütünleşmiş bilinçli bir işçi sınıfına karşın, hâlâ feodal yapının unsurları olan ağa, bey, mir, şeyh-şıh, hacı-hoca buyruğuyla yaşayan ve dünyanın nereye gittiğinden haberi olmayan bir bölük pörçük halk kitlesi...

Bunların birbirleriyle bütünleşmesi, uyum sağlaması çok zordu. O zaman, bu geri bırakılmış halkların da uyandırılıp bilinçlendirilmesi gerekiyordu. Bunu yapacak olanlar sınırlı sayıdaki milli bilinç sahibi, fedakar, cesur Türk soyundan olan kahraman aydınlardı.

Turan coğrafyasını, Fars ülkesini dolaşıp konferanslar vererek, gazete ve dergiler yayınlayarak, bildiriler dağıtarak her yerde milli bilinç için insanlar uyarılıyordu. Bunu yapanların sayısı da çok fazla değildi.

Osmanlı Birinci Dünya Savaşı'nda yenilince, Enver Paşa bile, tek çıkış yolunu, Orta Asya Türk ve Müslümanlarının savaşa hazırlanmasında aramıştır (**) Bir avuç adam konferanslarla, dergilerle, gazetelerle, bildirilerle seferber olmuşlardı. Turan coğrafyasını bir baştan bir başa dolaşarak halkı uyanışa, isyana hazırlıyorlardı. Bunun tipik örneklerini "serdengeçti" Türk kahramanın çalışmalarında görmek mümkündür. Bunların başında tabii ki Mirseyid Sultan Galiyev, Mustafa Suphi ve Şevket Süreyya Aydemir geliyordu.

***

Anadolu'da mücadele başlamışken Mustafa Kemal çok zekice bir taktik geliştirmiş ve Bolşeviklerle diyalog kurmuş, onların desteğini almış hatta Türkiye'de "Komünist Partisi" kurulmasına bile ön izin vermiş ve Bolşeviklerin sempatisini kazanmıştı (***). Daha sonra Mustafa Suphi'nin öldürülmesi, olayın farklı boyuttaki gizemini koruyordu.

Neden ve ne için sorusunun yanıtını aramak gerekir.

Hani bir söylem vardır; hatırladığım kadarıyla aktarmalıyım; "O güzel insanlar atlarına binip gittiler. Artık geri gelemezler."

Aynen böyle oldu. Asya'daki Türk İstiklâl ve Hürriyet mücadelesini başlatıp yürütenlerin geride bıraktıkları, sadece bir cümlecik acı ve hüzün kokan satırlardı!..

Hepsi gitti!..

Hiçbiri yok artık!..

O insanlar ki, idealleri uğruna, halklarının geleceği uğruna, vatan sevdası uğruna, hürriyet ve istiklâl için canlarını severek feda ettiler.

Başka bir şey düşünmeye hiç vakitleri olmadı.

Ne aile ne çoluk çocuk ne makam ne mevki ne de servet...

Onlar eğersiz, üzengisiz atlarına binip gittiler.

Gittiler de fikirleri hep diri kaldı.

Bugün Galiyev konuşulabiliyorsa ölümünden sonra yaşayan fikirlerinin olmasındandır.

Bir fani için bu büyük bir onurdur.

Onlar fikirleriyle hayattadırlar.

O insanlar bir Bolşevik ideali uğruna ihanete uğradılar, acı çektiler, hepsi şoven bağnazlarca öldürüldüler.

Onlar öldü fakat fikirleri yaşıyor.

Tarih, bu kahramanların ne denli haklı olduğunu gösteriyor.

Bugün, bu bilge ve acı çekmiş Türk kahramanlarının adlarını yeni nesillere anlatmak bizlerin görevidir.

MAKALE Yorumları

PROF. DR. RAMAZAN DEMİR
BİLİMSEL DÜŞÜNCE
mail_outline : rdemir@akdeniz.edu.tr
Dinle

Yayın Tarihi

03.02.2021

Okunma Sayısı

3472

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler