Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
ONUR NUGAY
DÜN-BUGÜN-YARIN
mail_outline : onurnugay@gmail.com- onurnugay@hotmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

31.08.2020

Okunma Sayısı

1382

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Pandemi ve Sosyal Medya

Pandemi sürecinin  bana getirdiği farkındalıklar arasındadır Sosyal Medya ve onu kullanma biçimi.
 
Ne kadar da hızlıymış ve ne kadar da çok zaman ayırmışım diye düşündüm mesela.
 
Hayatımıza ikibinli yılların başlarında çok hızlı bir şekilde giren ve bir çok çeşidi ile hayatımıza bedellenen sosyal medyanın insan üzerinde yarattığı alışkanlığı ve farkında olmadan hayatımıza nasıl girip taht kurduğunu anımsadım.
 
Sosyal Medya ; Her ne kadar önemli konulardan haber alma,duyuru yapma, ürettiğin bir şeyin kitlelere yayılmasını kolaylaştırma, bir yazıyı, bir eseri diğer insanlara daha çabuk ve aracısız ulaştırma şansı verse de insana, bu alanın farkında olmadan yarattığı alışkanlıklarla insan zamanından çok fazla şey alıp götürdüğünü fark ettim.
 
Önceleri çok masum bir şey olarak başlayan, bir anı biriktiricisi olarak gördüğüm, 2 yıl önce ne yapmışım acaba diye dijital bir albüm olarak kullandığım alanlar sonrasında farkında olmadan bir alışkanlığa dönüşüyordu.
 
Mesela bir yere gittiğinde ya da bir paylaşım yaşadığında onu sosyal medyaya koymazsan bir eksiklik hissediyordu insan.
 
Gittiği yerde kendini etiketlemeyi ben burdayım demeyi bir zorunluluk olarak görüyordu.
 
Bunu da hiç farkında olmadan yapıyordu.
 
Kendine ait en özel anlarını, aile saadetini, ya da derin bir hüznü, ya da neşe içindeki bir anı neden kayıt altına alıp diğer insanlara göstermek ister ki insan diye düşündüm.
 
Mutluysan mutlusundur kardeşim, mutsuzsan da mutsuz.
 
Sen orada mutlusundur, o başka yer de mutsuz.
 
Ya da sen orada mutsuzsundur da aslında mutlu gibi yaparsın, senin mutsuz zannetiğin senden daha mutludur da göstermiyordur mesela, hiçbirşey göründüğü gibi değildir aslında.
 
Nedir bu en mutlu benim yarışı onu da hiç anlamamışımdır aslında.
 
Sabah kalkar kalkmaz, kaç beğeni almış, kaç kişi izlemiş gibi bir yığın ve suni bir çok şeyi de beraberinde getirdiğine de şaitlik etmiştim.
 
İnsan ne olursa olsun, ne yaparsa yapsın, diğer insanların beğeni sayısına göre mi kaliteli bir şey üretmişti...Ya da kaliteyi belirleyen çok beğenilmek miydi ? 
 
Fikret Kızılok çok popüler bir sanatçı olmamıştı mesela hiç bir zaman.
 
Bu Fikret Kızılok’un beğenisi az diye onu sanatçı mı yapmazdı mesela...Hayır çok değerli bir sanatçıydı Kızılok sadece popüler değildi.
 
Pandeminin getirdiği yavaşlık ve insanın kendi kendisiyle kalması ve hiç bir uyarı bulunmaksızın iç görü denen yolculuğa ulaşması farkında olmadan yaptığım alışkanlıkların da sorgulamasını getirdi sanırım.
 
Ne kadar da ciddiye alıyormuşuz buraları.
 
Adeta hayatımıza bir barkod gibi yapışmış ve nasıl bir insan olduğumuzu, nasıl düşündüğümüzü nasıl giyindiğimizi, nasıl konuştuğumuzu diğer insanlara anlatan bir arayüz olmuş buralar.
 
Tekrar söylüyorum, Sosyal Medyanın insana getirdiği bir çok fayda da var bu arada.
 
Ama burayı gerektiği gibi doğru kullanmayı unutup, kendimizi hapsettiğimiz, düşüncelerimizi belirli dar alanlara sığdırıp birbirimizi tıpkı bir bilgisayar programına hapseder gibi kategori ettiğimiz zaman çok tehlikeli de bir yan alıyor buralar.
 
Kanlı canlı sohbet edip, karşımızdakinin nasıl bir insan olduğunu anlamak yerine, ne paylaştığına, nasıl yaşadığına, ne giydiğine, nereye gittiğine ya da gidebildiğine, oraya ne yazdığına bakıyor ona göre çıkarımlar yapıyoruz.
 
Böyle bir ara yüz olmadan acaba nasıl yapıyorduk ?
 
Bu kadar kolay mıydı önceden insanları bir anda yargılamak, bir anda peşin hükümler vermek, bir an da o şöyle bu böyle demek ya da o şucu bu bucu demek.
 
Toplumsal boyutuna baktığımız zaman işin şöyle de bir sonuç çıkıyor.
 
Herhangi toplumsal bir olay karşısında bir görüş, bir yazı yazdığımız zaman o olay karşısında görevimizi yaptığımız hissi de veriyor sosyal medya.
 
Yaşanan olumlu ya da olumsuz bir olay karşısında, oturduğumuz yerden üç beş cümle yazmak insanda bir iş yapmanın huzurunu verebiliyor.
 
Ben o olay karşısında şunu yazdım, bakın ben görevimi yaptım... Ya da bak şu olay karşısında bu bir şey yazmamış.
 
Hımmm demek ki bu böyle.
 
Peki ya gerçekten bir iş yapanlar ? Klavye başından iki tuşa basmayıp, gerçekten ve gerçek hayatta bir iş yapanlar ve bunu gösteremeyenleri hiç düşündük mü mesela ? 
 
Psikolojik olarak da bir çok anlam yükledik buraya, bunların hepsi farkında olmadan bir alışkanlığa dönüştü.
 
Farkındalıktan en çok bahsedenlerin bile farkında olmadan içine düştüğü bir alışkanlıktı bu çünkü.
 
O beni beğenmedi, hiç bir fotoğrafımı beğenmiyor demek ki beni sevmiyor, sakın onun şununu beğenme, beğenirsen ilgilenmiş olursun gibi saçma paradigmalarla birbirimizi yargılar da olduk.
 
Evet, şimdi bu yazımın da sosyal medya üzerinden ulaşacağının farkındayım sizlere, ancak tam da bunu söylemeye çalışıyorum.
 
Evet faydası bu işte.
 
Ne zaman ki iş insanları izlemeye, izleyip hükümler vermeye, kendini olmadığın gibi göstermeye yarayan bir şeye dönüştü buralar, tehlike o zaman başladı işte.
 
Düşünün ki bir ayna var ama o aynayı öyle bir yapmışlar ki;
 
Ne zaman baksan kendini olduğundan farklı görüyorsun.
 
Aynadaki sana benziyor ama o aslında sen değilsin.
 
Bir de gerçek bir ayna var.
 
Hepimizin evinde olan aynalar gibi, karşısına geçtiğin zaman ne varsa onu gösteriyor.
 
Gerçek zaman kaybı, olmadığımızı gösteren aynaların karşısında oyalanmak.
 
Tabi bu sadece sosyal medya da olmuyor, insanın kendi kendini kandırması, gerçeklerden kaçması yaşadığımız hayatla da ilgili, her alanda da olabiliyor.
 
Ama sosyal medyayı sihirli bir ayna gibi kullanmak kendimizle yüzleşmemizi geciktiriyor.
 
Beğenildikçe iyi zannediyoruz, pohpohlandıkça harikayız diyoruz.
 
Dönüp de kendi içimize baktığımızda sadece biz varız ve gerçeklerimiz...
 
Ne garip ki insan göremiyor, ne garip ki insan hep öğreniyor, ne garip ki doğrular değişebiliyor...
 
Değişmeyen en büyük doğrulardan bir tanesi ise akıp giden zaman.
 
Zamanı iyi kullanmak.
 
Zamanı gerçek kullanmak ve gerçek yaşayabilmek.
 
Benim de o koşuşturmaca arasından çıkıp biraz yavaşlayınca meraklısına yaptığım çıkarımlar bunlar.
 
Dönüp her şeye şöyle bir bakmak gerekiyor...
--

MAKALE Yorumları