Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close

Ortayı Bulmak

İlber Ortaylı Hocamı çok uzun süredir takip eder, eserlerini okur ve düşüncelerini çok beğenirim.

 

Geçenlerde şöyle bir paylaşım yapmış İlber Hoca, aynısını aktarıyorum

 

"Türkiye'de ezik davranırsanız sizi ciddiye almazlar, Tevazunun ölçüsü vardır. Tevazuyla Aragansı(Kibir) birlikte götürmek lazımdır. Bir de tam tersi söz konusu.Amerikan usulü sürekli kendini pazarlayanlar,azıcık bildiği konularda bile uzman gibi ortada gezenler görüyorum. Şurası çok açık ki ölçüyü koyacaksınız. Devamlı biliyorum demek olmaz,biliyorsanız konuşacaksınız. Çünkü siz hep böyle derseniz bir süre sonra bildiklerinizi de dikkate almazlar. Farkınıza varmaz takdir etmezler. Demek ki herşeye ben biliyorum diye atlamayacak ama bildiğinizi de yeri geldiğinde söyleyeceksiniz. Bilip bilmeden,fazla cürretle, küstahlıkla hareket edenler toplum için sıkıntıdır. İşte az önce bahsettiğim devamlı kartvizitiyle gezen, kendini pazarlayan insanlar da bulunmaktadır."

 

Toplumumuz için ne kadar önemli bir sosyolojik çözümlemedir bu.

 

Bizim toplumda bir cürret patlaması var gerçekten de.

 

Mesela bir kişi yıllarca uğraşıp, eğitimler alıp Pilot olmuş sonra da Kaptan Pilot olmuş...

 

Arkadaşımız Pilot oldu tebrik etmek lazım dersin, karşıdaki "Pilotlukta ne var ki, bir iniş bir kalkış, gerisi otomatik pilotta zaten" der...

 Bisiklete binemeyen adam sanırsın işe uçakla gidiyor.

 

Birisi yıllarca okumuş İç Mimar olmuş mesela, zaman mekan ilişkisi konusunda dersler almış, dar bir alanı nasıl geniş gösterebilirizden tutunda, en ahenkli tasarıma nasıl ulaşabiliriz diye kafa patlatmış...Karşıdaki der ki...

 

Aman onda da ne var canım, şuraya bir L koltuk, karşıya bir Tv ünitesi koydun mu tamam...

 

Bir diğeri müzikle uğraşmış, onlarca notayı, onlarca şarkı sözüyle beraber kafasına kazımış, el ve beyin koordinasyonuna yıllarını vermiş, kromatikler yapmış, saatlerce enstrümanına çalışmış... Aman derler nolucak dıngıdı, dıngıdı, alıyosun böyle tellere vuruyosun...

 

Bir diğeri Arkeolog olmuş, yıllarca kazılara gitmiş, toprağın altındaki eseri zarar vermeden çıkarmak için sabırla, emekle uğraşmış, onlarca kazıya gitmiş, restorasyonlara katılmış, derler ki aman ne var onda ellerinde bir fırça, fırçalayıp duruyorlar işte...

 

Doktor olmuş, ameliyatlara giriyor, yeri geliyor insanın kalbini ellerine alıp, damarları dikiyorlar... Aman nolcak şimdi tıp gelişti, makineye bağlıyorlar, orda damarlar var dikiyorlar onları derler...

 

Bu örnekleri çoğaltmaya kalksam bu yazının sonu gelmez...

 

Edebiyattan, sinemadan bahsetmeye kalksam hele, kitap mı ben de yazarımcılar, sinema mı ben de çekerim para olsun yeter diyenler...

 

Resim dersen başka, heykel dersen başka...

 

Hakikaten bir cürret patlamasının içerisinde yaşıyoruz...

 

İşin en acı tarafı ise şu, herşeyi iki kelimeylen küçücük bir hale getirme cürretini gösterebilen bu insanların bir ortak noktaları var,  kişisel geçmişlerine bakınca hiç bir şey üretmemiş olmaları.

 

Peki ya sen ne ürettin, hayatın boyunca ortaya ne koydun diye sorduğunda iş yine İlber Hocanın o müthiş tespitine geliyor...Yani Amerikan usulü sürekli kendini pazarlayan, azıcık bildiği konularda bile uzman gibi ortada gezenlere...

 

Peki bu yarı cahil dediğimiz,bakın cahil demiyorum, cahil çünkü cahil olduğunu bilir.  en tehlikeli insan grubu yarı cahil, yani okumuş cahillerdir.

 

 Peki bunların  maruz kalmamak için ne yapmalıyız...

 

Kendimizi donanımlı bir hale getirip, bunlarla muatap olmamak en iyi yol gibi geliyor bana...

 

Çünkü donanım demek sadece teknik bir bilgi depolaması demek değildir. Karşıdaki insanı tanıyabilme, anlayabilme, çözümleyebilme yetisi de donanımın içerisindedir.

 

Bırakın size ukela desinler, bırakın size insanlara üstten bakıyor desinler...

 

Donanımlı insanın en önem verdiği şey zamandır ve bu zamanı kiminle ve neyle harcadığıdır.

 

Anadolu'da söylenen çok güzel bir söz vardır...

 

Dolu başağın kafası hep eğik olur, boş başakın  kafası hep dik olur ama içi boştur.

 

Bazen bildiğin konuda bir saniye sen neden bahsediyorsun, hayır o senin bildiğin gibi bir şey değil ya da yanlış biliyorsun demekten çekinmemeli insan...

 

Ancak bundan da önemlisi, bu tür insanlara maruz kalacak ortamlara girmemesi...

 

Yoksa ömrü kısalır insanın, bunlara laf anlatacağım diye içi içini yer... Depresyona girer...

 

Zaten öğrendikçe ne kadar eksik olduğunu görüp tekrar öğrenmeye çalışan insanın bu tür insanlara ayıracak vakti olmaz,  bir süre sonra aklına gelmez, o heyecanla üretimindedir.

 

Hocanın dediği gibi, tatlı sert...

 

Ne çok kibirli ne de çok alçak gönüllü...

 

Ortayı bulabilmiş sağlıklı ve bol üretimli ömürler dilerim...

ONUR NUGAY
DÜN-BUGÜN-YARIN
mail_outline : onurnugay@gmail.com- onurnugay@hotmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

14.06.2022

Okunma Sayısı

350

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler