Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close

 İbn-İ Sina’nın Zamanı ve Dünyası ( 2)

“Ürgenç’e Yolculuk”

Buhara’nın kasvetli ve ölümcül hali İbn-i Sina’ya Buhara’da yaşamayı imkânsız kılmıştı. Buhara sokaklarında Gazneli Mahmut örgütlemesi, çeşitli soylardan Araplardan, Farslardan, Türklerden, Afganlardan, karabıyıklı  sarıklı softalar, İbn-i Sina’nın zındığın biri olduğu yolunda propagandalarında başarılı olmuşlardı. Buhara’dan birkaç aile ve kendi ailesiyle beraber ayrıldılar. Ceyhun Nehrinden Harezm’e ulaşacaklardı. On beş çift kölenin küreklerini çektiği çuval bezinden yapılmış yelkeni olan, Hantal bir tekne ile yola koyuldular. Tekne, Hive, Ürgenç, Kent ve Kızıl çölden geçerek Harezm’e ulaşacaktı. Harezm Samanoğlu imparatorluğuna bağlı olmasına rağmen, Karahanlıların saldırılarından uzak kalmıştı. Gazneliler de Gine’ye  ilgi duymuyorlardı. Harezm ikiye bölünmüş, güneyin başkenti KENT, Kuzeydekinin başkenti ÜRGENÇ’ti. Kuzeyin yöneticisi Şahma’mun İbn-i Muhammet ,Kent şehrini işgal ederek, Harezmşah ünvanını aldı. Şah Ma’mun Kutbeddin, Ürgenç’i başkent yaptı. Ürgenç Türkistan’dan Çin’e, İdil boylarından Avrupa’ya açılan ticaret yollarının kesiştiği yerdeydi. Muhammet Harzem Şah, bilim ve sanat adamlarını toplayarak bir bilim kuruluda oluşturmuştu. İşte tekneden Ürgenç görüldü. Başkente gelinmişti. Fakat iskelede inilip şehre kervanlarla gidilecekti. Ürgenç’in El-Hacac olarak adlandırılan ünlü kapısından şehre girdiler. Artık başka bir dünya başka bir alemde gibiydi İbn-i Sina…Yine de aklı Buhara’da yanan kütüphanede ve kitaplardaydı. Fakat Ürgenç’teki mimari yapı ve sokaklar Buhara’yı andırıyordu. Şehir bakımlı güzel ve muhteşemdi. Bu muhteşem şehir, Cengiz ve Timur yıkımından sonra, bugün Köhne Ürgenç olarak anılmaktadır. Timur yıkımından sonra dikili bir tek minare kalmıştır. Timur yıkımdan  iki yüz yıl önceki  Ürgenç’in en mamur hali İbn-i Sina’yı bağrına basmıştı.                                                                                           Muhammed Harzemşah’ın, Ebu’l Hüseyin ez-Süheyli adlı veziri fıkıh bilen bilim adamlarına hayrandı. Akıllı idi. İyi eğitimliydi. İbn-i Sina bu bilge kişiyi ziyaret etti. Vezir iyi bir maaşla İbn­-i Sinayı devlet memurluğuna atayıp, korumasına aldı. Birkaç ay sonra İbn-i Sina’yı Muhammed Harzemşah huzuruna kabul etti. Harzemşah’ın hoşuna giden şey, İbn-i Sina’yı sarayındaki “ulema” meclisiyle tanıştırmasıydı. Bu durum İbn-i Sina’nın rüyasıydı. Buradaki bazı ulemanın kitaplarını Buhara’da okumuştu. Büyük matematikçi, Ebu Nasr Arrak, ünlü tıp bilgini Ebül Hayrel Hammar Tarihçi İbn-i miskaveyh, daha birçok bilgin buradaydı. Harezm bölgesi, Karahanlı Türk Hakan’ı Nars Han’ın fetih amaçlı saldırılarından, uzak kalmış bir ticaret merkeziydi. O zamanlar Tüccarlar her türlü malı taşır, güvenliğini Harzemşah sağlardı. Harezm Samanoğlu devletine bağlı yarı özerk bir bölge idi. Muhammed Harzmşah Türk soylu bilim ve san’ata önem veren gözü pek atılgan bir Alp’ti.. Aynı adı taşıyan torunu Hakan; Cengiz Han’ın saldırısını , güvendiği İslam Tanrısının gücüne güvenerek önemsemedi. İslam Tanrısı da o’na yardım etmedi. Ülkesi perişan oldu. Ürgenç yok oldu. Kim bilir ne günahı vardı ki inandığı Tanrısı O’na yardım etmedi. İbn-i Sina Harezm’e geldiğinde yirmi yaşında idi. Harezm de olgunlaştı. Ulema Meçlisinin üyesi oldu. Ulemalar şer’iatın katı kurallarına bağlı idiler. Şer’iat kurallarına karşı laf etmek ölümü göze almaktı. Tarih boyunca, bütün dinlerdeki din kurallarına karşı gelmek ölümü gerektirmiştir. Ülemaların beyninde  köhnemiş din kuralları vardı. Bu kurallarla ülkenin sorunları çözülemezdi. Saraydaki softa fıkıhçılara göre, Namaz kılmayan, camiye gelmeyen, Hacca gitmeyen, camiye yardım yapmayanların kafaları şer’ an uçurulmalıydı. O devirde ispanyada kilise vergisi vermeyenlerin kafası giyotine gönderiliyordu. Halbuki dinlerin Tanrıları, kulun işlediği günahların karşılığı cezayı ,öbür alemde  verecekti. Yöneticiler Tanrı adına kullara ceza veriyordu.Heryeri korku sarmıştı.

İbn-i Sina’ya göre bu kafa ile devlet yönetilemezdi. O dünyevi mahkeme ile ilahi mahkemenin ayrı olması görüşünde idi. Yasalar halka refah götürmüyorsa, yasa sayılmazdı. İyi bir hayat eğitimle sağlanabilirdi. Amma bu düşüncelerini Ülema meçlisinde dile getirmesi mümkün değildi. Harezm Hakanı   ve sadrazamı, ilme, san’ata yatkın insanlardı. Harezm, Samanoğlu ve Karahanlı Devletinden kaçan ilim adamlarının nefes aldığı bir bölge idi. Fakat saraydaki bu ulema takımı devletin ve kendi başına bela olabilirdi. İbn-i Sina’nın esas hoşlandığı alan hukuk, felsefe, edebiyat, tarihti. Bu ortamda bu bilimlerden söz etmek mümkün değildi. TIP alanındaki bilgilerini geliştirmeye yöneldi. Kendini bu alanda geliştirdi. Ürgençte iyi ettiği hastalarla ünü tüm Harezm ülkesine yayıldı. Tıp, felsefe ve pedagojiye ilgi duyan gençlere dersler veriyordu. Gençler inanılmaz bir şekilde felsefeye ilgi duyuyorlardı. “Öğrenciler soruyordu. Yetenekler beyne mi yerleştirilmişti. Eğitimle sonradan mı kazanılmıştı.’’? Kader konusu tartışılıyordu. İlahiyat aydınlarının doğmaları çürütülüyordu. Konuşulanların sınıftan dışarı çıkmamasına dikkat ediliyordu. Harezm müftüsü bu konuşmalardan haberdar olursa Ürgenç’teki yaşantısı Buhara’ya benzeyebilirdi. Amma dersleri gerçekten dogmatikler açısından tehlikeliydi. O’na göre ;Tanrı birincil nedendir.  Var olan her şeyin “tözü” var olmadan önce, Tanrının bilgisinde var olur. Dünyanın sonsuzluğunu kabul eder. Bireysel ölümsüzlüğü ret eder. Yani öbür dünyaya inanmaz. Gazali bu düşünceye karşı çıkar. Filon tasavvufçuluğunu yani Yeni Eflatunculuğu benimser. Filon ,M.ö.25-ms.50 yıllarında yaşayan Ortodoks Yahudi bir filozoftur.Tevrat’ı Eflatun felsefesiyle yorumlayarak, Tanrı ile insan arasında kötü ruhların var olduğunu savunmuş, felsefe ile dinin iç içe olduğunu savunarak Yahudi Tasavufunu oluşturmuştur. İbn-i Sina akıl ile Tanrı’ya ulaşmaya çalıştı.       

Tüm şeriatçılar ve tarikat ehli, O’nu akılcı olarak suçladılar O’na zındık ve dinsiz dediler..Philon (Filon)  75 yıl bu dünyada kalmış, Eflatun felsefesine yorumlar getirmiş bir Yahudi filozoftur. Roma imparatoru Caligula ile bile teması olan, siyasi olarak Yahudilere rahatlık sağlamada öncü olmuş, bir entelektüeldir.  Yahudi dinini yani Tevrat öğretilerini felsefe ile uyuşturmaya çalışmıştır. Dinin temeline Eflatunu koyarak Yahudi tasavvufunu oluşturmuştur. Eflatunu Hz. Musa’nın öğrencisi gibi algılamış ve yazmıştır. Tevrat yorumlarını Eflatun felsefesi ile birleştirmiştir.             Eflatunun “idea”ler varsayımı zamana bağlı olmayan varlıklardır. Philon bu algıyı; “Tanrının ruhundaki gizli düşünceler şeklinde” algılayıp lânse etmiştir. Aristo ve Eflatun Tanrının evrenin mimarı olduğunu düşünürler. Pagan Yunan algısında da böyledir.  Ancak Yahudi filozof Philon; Eflatun’un ideler algısını, Tanrı’yı evrenin yaratıcısı kabul ederek, Tevrat ile uyum sağlatmıştır.. 980-1037 yıllarında yaşayan İbn-i Sina, Birunu  973-1050 ve Farabi 872-950 ilk çağ filozoflarını yorumlayabilecek felsefi birikimlere sahip oldular. Bu birikimler Seyhun’un suladığı Tanrı dağlarının kolladığı Harezm topraklarında Bilim ve felsefinin gelişim işaretleriydi. Belki bu bir İslam Rönesans’ının habercisi olan işaretler olabilirdi..   

Harezm sarayında her hafta Cuma günleri ulema meclisi toplanırdı. Kendilerini ulema sananlar bu mecliste fikirlerini sunarlardı. Bu mecliste olan Ulamalardan yaşça küçük olan İbn-i Sina’yı bu toplantılar sıkardı. Çünkü mecliste kendisine ilmiyle katkı koyacak hiçbir kimse yoktu. Canı sıkılıyor bunalıyordu. Bilgisi O’na yük olmuştu aykırı konuşmamalı, yok yere harcanmamalıydı. Harzem Şah’ı bu toplantılarda, astronomi, jeoloji, tarih ve fıkıh gibi konuları tartıştırırdı. İbn-i Sina ; bu toplantılarda yaptığı konuşmalarla dikkati çekti. Yaşı da gençti. Ünü duyuldu. Ondan ders alan öğrenciler çoğaldı. Gelecek için İbn-i Sina’nın ümidi arttı. Fakat kendi seviyesinde bir bilgin yoktu.  Hazar denizi kıyısındaki Cürcan’da yaşadığını öğrendiği “Biruni” adlı bilginin birkaç kitabını okumuştu. O ilgisini çekiyordu.  Biruni, Harezm sarayından kovulmuş kendi köyüne çekilmişti. İbn-i Sina ilim meclisinde ondan eserlerinden söz etti mi, orada bulunan ulemanın suratı bir karış oluyor, ekşiyordu sebebi neydi acaba? 995 yılında Harezmde iktidar değişikliği olunca, o zaman ilim meclisinde olan Biruni, yeni gelen idareyi kabul etmeyip köyüne dönmüş, Şah’ın davetine de icabet etmemiş, bu daveti kabul etmeyiş, hakaret olarak algılanıp cezalandırılmış. Bu cezalı ve sürgün yıllarında Biruni, tarih, coğrafya, astronomi , matematik konularında eserler vermiştir. Buharalı İbn-i Sina’dan haberi vardı. Bu iki bilginde Aristo fiziği ve metafiziği üzerinde kafa yoruyorlardı. Aristo orta cağ boyunca Hristiyan ve İslam dünyasının doğmatik otoritesidir. Farabi’nin adı ikinci Aristo’ olarak anılır. İslam filozofu olarak anılan, Gazali dışındaki düşünürlerin hepsi “Rafizi” ve batini olarak adlandırılmıştır. Rafizilik ; V .asırda Yahudi asıllı Müslüman ,Hz. Ali ve soyunu çok seven ve devamlı ona bağlı kalmış olan, İbn-i Sebe’nin oluşturduğu, Sünniliğe karşı gelişmiş Şii bir  dini anlayış, Batinilik ise; Evrende her şeyin zahiri bir anlamı olduğunu düşünen bir tasavvufi anlayış.  Bu  anlayışları sistem haline getiren kişilerin hepsi iyi bir Eflatun ve  Aristo yorumcusudur. İslam’da Tasavvufa meyledenlerin üstadı Eflatun ve Philon ‘dur.. Yeni, her zaman eskinin ve daha önce bulunmuş olan şeylerin temeli üzerinde geliştiği gibi, Aristo, Eflatun öğretileri İbn-i Sina ve Biruni ‘yi geliştirip beslemiştir.                  

İbn.i Sina, bir hekim ve doğa bilginidir. Aristocu unsurla Teorisinin etkisi altındadır. Farabi ‘nin Aristo yorumu hem İbn.i Sina’yı ,hem ibn.i Rüştü, (1126.1198) hemdert Yahudi asıllı  filozof’ İbn.i Meymun’u  ( 1138.1204) etkilemiştir. Farabi ikinci Aristo olarak değerlendirmiştir., İbn.i Sina’da çok önemli bir Aristo yorumcusudur. Bu İslam düşünürleri Felsefeyi teolojinin elinden kurtarma gayretinde olmuşlardır. Din üzerine konumlanmış bir felsefe olabilir miydi? Felsefeyi dinden ayıran düşünür İbn.i Rüşt’tür. Endülüs’ten Avrupa’ya sıçrayan bu anlayış,Avrupada reform ve Rönesans’ın kaynağı olmuştur. Dominik keşiş Thomas Aguisas’u  (1225.1274) etkilemiştir. İbn.i Rüşt, Gazali zihniyetli adamlar tarafından dinsiz ilan edilmiş ,malı mülkü elinden alınarak Fas’a sürülmüştür. Yokluk içinde ölmüştür. İbn.i Rüşt’e göre ; ‘’Tek gerçek vardır ,oda, felsefenin gerçeğidir.  Felsefe dine bağlı bir unsur değildir. Din felsefeye bağlıdır.’’ Din inancı sağlamlaştırmak için felsefeye başvurur .Kilise babaları hep felsefeyi kullanmışlardır.İslam alemi felsefeyi dışlamıştır. Acı meyvesi bugünkü İslam aleminin durumudur kişi Aristo’yu bilmek zorundadır. Eflatun ile Aristo arasındaki farklılık, Farabi ve İbn.i Sina arasındaki farklılık gibidir. Eflatun beyninde kurguladığı ‘’idea’’ algısıyla dinsel çeşniye göz kırpmıştır. İbn-i Sina’ya göre; gözlem ve incelemeler yaparak, Tümel kavramları beynimizde biz oluştururuz. Eflatun; bütün insanlar için son amaç ve insanı mutlu edecek şeyin iyilik olduğunu söyler. Bu anlayışı Aristo dolayısı ile İbn-i Sina da benimsemiştir. Bu üç düşünüre göre; insanın mutluluk ve iyiliğini isteyen her eylem doğdur. Aristo Metafizik adlı eserinde ‘’Mutlak varlık bir an yerini değiştirmediği halde madde kendiliğinden ezeli ve ebedi ‘’İDEA’ ’İstikametinde hareket eder. O Tanrıyı ister, amma bu isteğin ilk nedeni Tanrıdır. ’’En yüksek varlık maddesizdir. Hiçbir şey Tanrıdan daha yüksek değildir. Her cisim bir fikre karşılık, Her ruhta bir bedene karşılıktır. Gerçek kendi kendisi sayesinde gerçektir. Gerçek hükümranlığını kendisinden alır. Gerçeğin ölçüsü apaçık gerçektir. Bu yüzyılın İslam düşünürlerinin Tanrı algısı aşağı yukarı böyledir. Bir yaratıcı vardır amma dünyaya ve kâinata karışmaz. Bu algıyı savunan İslam düşünürleri zamanlarında kafir sayıldılar. Çünkü onlar Tanrıya inanıyor, Peygamber ve kitaba İnanmıyorlardı. ‘DEİST’ idiler…         Basra doğumlu Arap bilim adamı El-Cahiz  (776-868)  ‘’ İlahiyatçıların dindarlığı, muhalifleri dinsizlikle itham etmekten başka bir şey değildir’’ demiştir.  Bu devirdeki İslam düşünürleri genelde böyle düşünürler. İbn-i Sina ve Biruni; Farabi, Cahiz, İbn.i Rüşt, İbn. Meymun vs. Tanrının gerekli olduğuna var olduğuna inanırlar. Fakat ilk sebep, ilk hareketin sebebi olamayacağı üzerinde şüpheleri vardır. Bu İslam bilginlerinin görüşleri daha sonraları Endülüs’ten orta çağ Avrupa’sını etkileyecekti. Ve bu bilgiler kiliselerde korunacaktı. Aguino Tomas gibi teologlar teolojik doğma ile bilimsel görüşleri birleştirerek, felsefeden de yararlanarak 13. asırda  ‘’ içsel ruhani deneyimi’’ amaçlayan bir dini algı oluşturdular. Kiliseyi dışladılar. Gündelik yaşamla din birleşti  İsa’nın yoksulluk halini somutlaştırarak  klişe dışında dilenci Tarikatlar doğdu. Bizdeki yapılanmada aynıdır. Ahmet Yesevi ve Yunus felsefesi  medrese ve cami  kökenli değildir. Kültürümüzde  bu anlayışın meydana getirdiği Tekkelerin önemi büyüktür.  Tekkeler dışarıdan kasvetli görünse de içinde ayrı bir Letafet ve güzellik bulunmuş,13. asırda yaygınlaşmıştır. 13 .asırda İslam düşünürlerinin etkisiyle gelişen bu tarikatların üzerine kilise  ve krallar acımasız bir şekilde giderek Engizisyon mahkemeleri oluşturmuşlar, Avrupa’yı kan gölüne döndürmüşlerdir. Yunus, İlahilerini okuyanlara Fetvalarıyla Ebu Suut Efendi ölümler yağdırmıştır. Ürgeçte durgun akan, Ceyhun kenarlarında böylesine olumlu düşünceler Biruni ve İbn-Sina’nın beyninde yeşerirken, Daha sonraki yüzyıllarda bu düşünceler doğu ve batıda önemli insani ve sosyal değişimlere sebep olmuştur . Ancak bulundukları çağ ve ortamda kendileri sıkıntı yaşamışlardır.

 İbn.i Sina’nın  yaşadığı o anki Ortamı kötüydü. Sokakları kara sakallılardan, kindar ve öfkeli laflar etrafı çınlatıyordu.-Kafirlerle savaşın, silahlarınızı alın gaza sancakları etrafında toplanın vs. Bunlar, Gazneli Sultan Mahmut’un dini casuslarıydı. Gezici mollalar halkı kışkırtıyorlar, insanlar saf saf sultan Mahmut saflarında gaza ’ya katılıyorlardı. Sanki her yeri kâfir sarmıştı, yağmacı ve talancı savaş algısı peygamber ve din  adına yapılıyordu. Olayların dinle alakası yoktu .Amma muhalif düşünceyi yok etmenin yolu karşıyı dinsizlikle suçlamaktı. Buhara’da Samanoğlu sarayı Ark kalesinde, Kara hanlıların yaptığını burada Gaznede ,Sultan Mahmut tekrarlayacak mıydı?  İbn. Sina’ nın İçi burkuldu.

 

Ah bu sarıklı menfaatçiler diye düşündü derinden.

             Bir karamsarlık kaplamıştı ruhunu. Herhalde, Sultan Mahmut dini kendi amaçları için kullanmaya, din adına kan akıtmaya hazırdı. Bu düşüncelerle sarayın ulema meclisine katıldı. Atıyla köyünden gelmişti. Konuşmasında Biruni ’nin Harezme gelip bu mecliste olması gerektiğini anlattı. Şah kabul etti. 1010 yılında Biruni Ürgenç’e geldi. Birisi Fars, birisi Türk, iki bilim insanı insanlık adına Ürgençte bir araya geldiler. Ürgenç’te beraber oldular. Bilim yapmak ve insan olmak için soy ve din veya siyasal inançlar hiç önemli değildi. Ürgenç ve Harezm ve insanlık  için olumlu fikirler ürettiler. İbn-i Sina tıp konusunda ilerledi. Üfürükçülere bayrak açtı. Ünü arttı. Yeni ilaçlar üretti uyguladı. Hastaları iyileştirdi. Antik çağ filozoflarını inceledi. Kitaplar yazdı. Gördü ki; Evren, dinlerin bakışı gibi değildi. Gelip geçici imtihan yeri değildi. Daha güzeldi. Yaşamaya değerdi. Biruni ile çok olumlu şeyler yaptılar. İbn-i Sina; kitab-üş Şifa’yı (Sağlık kitabı) yazdı. Bu kitapta  mantık, matematik ve tüm tabiat bilimlerinden başka İdeal Devletende söz eder   eserde ,Eflatununun etkisi barizdir.  Al-Şifa kitabında, İlhan Arsal’ın anlatısına göre: İdeal Devlette ,kölelik kuruluşunu doğal bir kuruluş olarak görür. O’na göre bu ideal Devlette  köleler sınıfı vardır. Birde köle olmayanlar sınıfı vardır. Efendi ve köle sınıfı ayırımını yapan İbn.i Sina’ya göre , Tanrı, insanları köle ve efendi olarak yaratmıştır. Çünkü, ideal Devlet safhasında kol gücü ile yapılacak güç işler vardır. Bu işleri köleler yapmalıdır. Kölelik Tanrısaldır. İbn.i Sina’ya göre :Tanrı köle sınıfını yaratırken ,çok soğuk ve sıcak bölgeler seçmiştir. Bu bölgelerden birisi kuzeydir. Diğeri güney . Buradaki insanları Tanrı Efendi milletler tarafından köle edinilsinler diye yaratmıştır.  Kuzey ve güney kölelerin ayrı ayrı meziyetleri vardır. Efendi milletler kendi ihtiyaçlarına göre bu kölelerden edinebilirler ’Bu görüşlerle ilgili kaynak ( Thought in Medieval İslam. 1958.sf.154-5.) İbn- Sina bu arada; Büyük felsefi bir ansiklopedi yazdı. (El- Kanun Fi’tTıb) hekimlik yasası ( bu kitap bugün bile tıp aleminde kullanılabilen bir kitaptır. Beş cilt halinde Türkçeye çevrilerek basılmıştır.) önemli Kitaplarını, Harezmde, Gazneli Mahmut’un nefesini ensesinde hissederken  yazdı. İbn.i Sina;  ‘’ Düşünce dışında varlık olmaz, varlıkla düşünce aynı şeydir.’’  Rene’ Descartes ‘ten ( Dekart’tan ) ( 1596-1650 ) önce ‘’ Düşünüyorum o halde var olmam lazım ‘’ diye düşünmüştür. Bu düşünce mantıkla fiziği birbirine bağlar. Mantıktan fiziğe çıkarma yolunu temellendirir. Dogmatiktir.  Var olan her şey ,ya madde ya da şekil olarak vardır. Ruh şekil cinsindendir. Çünkü içinde oturduğu beden için bir iç hareket ilkesidir. Ruh bir yetkinliktir  ve cevherdir, diye düşünür . İbn-i Sina Harezmde  evlendi. Bir oğlu oldu adına Ali dedi.

(Devam edecek)  

 Birinci bin yılda İbn-i Sina ve Türkistan.

  

Kaynaklar:

 

1- Vera Alexsyeuna Smirnova.Doğunun Bilim Güneşi İbn.i Sina.     CevirenArdıhan Korkmaz; Etkin yayınları 2016, ANKARA

  1. 2 - Annemarıe Schımmel çeviri. Şebnep Andaç İslamın Kısa Tarihi AlfaYayınları. Basım 2019,       İstanbul.        
  2. 3- Ernest Von Aster  ‘in Ders notları  Felsefe Tarihi.Derleyen .Vural Okur.  Sentez yayınları,       baskı  2018.Bursa.
  3. 4- Alfered Weber  çeviri. H.VehbiEralp.Felsefe Tarihi. Sosyal Yayınlar.beşinçi basım1998, İstanbul.                   
    Michael.H.Hart..çeviri. Mehmet Harmancı.Sabah kitaplar  .İstanbul.199ı.basım.
  4. 5- İbn.i Sina Metafizik  litera yayıncılık
  5. 6- İlhan Arsel Arap Milliyetçiliği ve Türkler.. Remzi Kitapevi, birinci basım 1997, İstanbul.
  6. 7- Prof.dr.Zekeriya Beyaz  Türkistanda Müslüman olan IlkTürk Hükümdarları, T.D.A.V.yayını İstanbul, 1988.
  7. 8- Biruni  çeviri; Kıvameddin Burslan Tahkiki Ma lil Hind. T.T.Kurumu, Ankara 2018.
  8. 9- Jean -Paul Roux, Çeviri. Galip Üstün Türklerin Tarihi, Milliyet Yayınları, İstanbul, 1995.
  9. 10-  Gılberto Sacerdotı  çeviri  Zuhal Yılmaz Kurban ve Egemenlik Dost Yayınları.2007 Ankara

MAKALE Yorumları

MUHARREM YELLİCE
TÜRKOLOG
mail_outline : myellice07@hotmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

30.06.2021

Okunma Sayısı

2822

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler