Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close

İbn-i Sina’nın  zamanı ve dünyası (1)

İbn-i Sina’nın Ailesi ve Doğduğu Devir….                                                   

Zaman X. yüzyıl, Ceyhun ve Seyhun nehirleri arasında bir yer. Semerkant yakınlarında Haymanson beldesi… Bu belde yarı çorak topraklara sahip, bereketini yağmurdan alan bir yer. İbn-i Sina’nın babası Abdullah Haymason’da köylülerden vergi toplayan bir devlet memurudur. Tarım geleneksel yapılmaktadır. Bereketli ürünler nehir vadisi ürünleridir.

O zamanlar, Yöneticilik ve vergi toplamak havalı bir işti. Fakat tehlikeleri vardı. Cesur olmayı da gerektiriyordu. Köylüler yumuşak huylu, misafirperver görünümlü olsalar da; vergilerini zamanında ödemiyorlar. Zorluk çıkarıyorlardı. Çoğu devlet memurlarının ölüleri, derin arıklarda boğulmuş olarak bulunuyordu. Abdullah cesur ve gözü pek biriydi. Yine de yaptığı iş tehlikeliydi. Samanoğlu Devleti adına köylülerden vergi topluyordu. Saman oğlu Devletinin   başkenti Buhara idi. Horasan, Harezm, mavera-ün nehir Buhara’dan yönetiliyordu. Arapların orta doğu ve yakın doğuyu işgal etmelerinden sonra, Mavera ün nehir bölgesinde, Arap halifelerin atadığı valiler tarafından yönetilir olmuştu. Saman oğullarının lideri İsmail Samanid, Araplara sadakatle hizmet etmek yerine, İslam dünyasının manevi lideri olarak halifeyi tanımak, fakat parçalanmış Tacik milletini bir araya toplayarak bağımsız bir devlet kurmak için savaş başlattı .Feodal Tacik milletini birleştirdi. Devlet oluştu. Farsçada öne çıkan bir dil oldu. Halk dili gelişti. Edebiyat  oluştu..

Halifenin baskısıyla Arap dili yazışmalarda kullanılıyordu. Buhara’da İslamiyet adına Arap baskısı hakimdi. Zoraki olarak, beş vakit namaz kılınıyor, oruç tutuluyor, öşür ödenerek, sözde şeriat ve devletine hizmet ediliyordu. Dine karşı olanlara acımasız davranılıyordu. Hatta öşür’ ünü aksatanlar dinsizlikle suçlanıp boğazlanıyordu. Öşür, zeamet. tımar  ganimet vs. gibi vergi sistemi  m.ö 3000.lerde  Akameniş imparatorluğunun eyalet sisteminden kalma bir vergi anlayışıdır.  Akamanidlerin Saka soylu Türkler olduğu söylenir. Bu sistem Araplarda ve Müslüman toplumlarda uygulana gelmiştir. Aynı  dinsel baskı o çağda İspanya da uygulanıyordu. Kilise vergisi ödemeyenler  ‘’Allahsız’’ diye giyotine gönderiliyorlardı. Bu baskılara rağmen, Samanoğlu Devlet yönetimi tarafından, Şairler, mimarlar, bilim adamları destekleniyor, kütüphaneler oluşturuluyordu.     

8 ve 10.ncu asırlar Arap yükselişinin yaşandığı altın çağlardır. Arkaik felsefi eserler Arapçaya çevrilmiş ,İslam aydınlanması diye bir durum ortaya çıkmıştı. Ancak kültürel gelişme güvenli ve devamlı değildi. Doğudan Büyük Türkistan Bozkırlarından hareket eden seller gibi akıp gelen Türkî  dalga, Arapların keyfini kaçırdı. Arapların coşkulu kan dökücü fethi zamanlarında,  özellikle Halife Mutasım devrinde  (8333-842 )    satın aldığı sağlıklı Türk köle çocuklarından güçlü bir ordu oluşturdu. Zaman içinde güçlü bu köle çocukları, Arapları ve Farsları bürokrasiden uzaklaştırarak 868 yılında Mısırda  bir  devlet kurdu. Tolun Oğulları adıyla kurulan bu Türk Devleti  Arap milli yapısını sarstı. İkinçi Göktürk Devleti yıkılalı 126 yıl olmuştu. Bu yeni devletin kurulması ile Türk gücü tarihte yeniden belirdi. İran’da ise Türk gücüne karşı milli hanedanlar daha güçlüydüler. İran’ın tarihsel bir devlet geleneği vardı. Buhara’yı başkent olarak kullanan Saman Oğulları Devletinin hakim silahlı gücüde Türklerdi. Bir rütbeli köle asker olan Gazneli Mahmut  Kara hanlılarla anlaşarak Kara hanlıların Samaoğlu Devletinin sarayını basmasına göz yumdu.. Gazneli Mahmut, Kara hanlı devletiyle savaşarak Gazne Devletini kurdu.      ( 962-1168) M.Ö.8. asırda Atina’yı da İskitli köle askerlerin koruduğunu duyumlarına dayanarak  Bodrumlu  Herodot (484-425)  yazar. Soyları ve aileleri yabancılar tarafından katledilen ve yeni Türk Devletleri kurmayı başaran bu yiğit Alpler , Bilgekağan buyruğuna uymayarak çocuklarına yabancı adlar vermekte direndiler. Bernard Lewis Orta doğu kitabının 133.ncü sayfasında şöyle diyor. 

’’Türkler Arap ve İranlıların yapmadıkları şeyi yaparak milli kimliklerini İslamiyet’e gömdüler.’’         

Tarihsel sosyal olgular böyle gelişirken , Buhara’da, Kaba despot bir Arap olan, Bağdat halifesinin gözünü korkutacak gelişmeler oluyordu. Sorular soruluyor. Bilim tartışılıyordu.  10.Yüzyılda Buhara Asya’nın kültür ve ticarette  en ileri parlak şehirlerinden biriydi. İşte vergi memuru İbn-i Sina’nın babası Abdullah, Çocuklarının eğitimi için Buhara’da yaşamaya karar vermişti. Abdullah kendinden fazlaca küçük olan Sitar’a adlı bir kadınla evlendi. Semerkant yakınlarındaki Afşan’a yerleşti. Sitar’a 980 yılında geleceğin aydınlık yüzü Hüseyin’i (İbn-i Sina) doğurdu. Bir yıl sonra da 983’te Mahmud dünyaya geldi         Abdullah, Altı yıl daha Afşan’da yaşadıktan sonra  Buhara’ya taşındı, Buhara’da devletin, finans merkezinde iş buldu. Ark kalesi yönetim merkeziydi. Şehrin göbeğiydi. Buhara emiri orda yaşardı. Abdullah maliyede iyi bir iş buldu. Abdullah çocuklarına düşkündü. İyi bir eğitim almaları için Buhara’ya getirmemişti çocuklarını. Hüseyin’nin (minik İbn-i Sina) gözleri pırıl pırıldı. Beş yaşında idi. Kur’an’ı ezberlediği,  ve havız olduğu söylenir.Bu mümkün olmasa da Asya kafası sevdiği insanları idealize eder. Halk anlatısına göre tatlıda bir sesi vardı. Abdullah, Hüseyin’in (İbni- Sina)  Babası O’nu Buhara ’da sebze ticareti ile uğraşan bir adamın yaptırdığı okula verdi, evine yakındı. Bu okulda Hint hesabı olarak bilinen altılı onlu sisteme göre aritmetik öğrendi. Mali durumu iyi olduğundan, Hüseyin’e özel bir hoca tuttu. Abdullah’ın ufku açıktı. Kaba sofu değildi. Eleştirel düşünceyi kavramıştı, oğlunun da öyle gelişmesini istiyordu. Her devirde olduğu gibi O devirde de yönetimdeki baskıyı alkışlayanlar kaba sofulardı. Kaba sofular, dinde katı olanlardı. Tenkit ve eleştiri kabul etmeyenlerdi. Bu kaba sofulara karşı, bir siyasi, dini fikir hareketi gelişmişti. Tasavvuf ve Karmatilik.                                   

Karmatilik IX yy. İslam’ın sert kaba dar kalıpçı yapısına tepki olarak doğdu. Karmatilik o zamanki zulme karşı örgütlü bir kuruluş gibi gözüküyordu. Karmatiler, Arapların kılıç zoruyla boyun eğdirdikleri halkların, Hürriyetlerini elde etme hakları olduğunu kabul ediyor, bunu propaganda ediyorlardı. Bağdat’tan atanan valilere itaat edilmemesini söylüyorlardı. Karmati’lerin elitleri, antik felsefeyi biliyorlardı. Bu felsefeye ilave olarak gerici mistik bir ögeyi de kabul etmişlerdi. Mehdilik! Bu asırda da, çeşitli dini algılar da ciddi bir şekilde devam ediyor. İnanç sahipleri; Şia ve Budizm’in ibadethanelerinde Mehdinin ibadethaneye gireceği altından kapılar inşa etmişlerdi... Hristiyan inancında İsa Mehdi olarak bekleniyor. Müslümanlık inancında mehdiliği kabul eden dini guruplar var, etmeyenler var, konu tartışmalı. Pers milliyetçisi Hasan Sabbah bu inanç karmaşası içinde Karmeti inanç algısı içinde, kendini mehdi olarak ilan etti. Bu dini ve terörist algının örgütlenmesi, Büyük Selçuklu İmparatorluğunu yıktı.

İBN.İ SİNA’NIN İLK EĞİTİMİ

İbn-i Sina’nın babası Abdullah, Karmeti düşüncesine yakın şeyler düşünüyordu. Oğulları için bir Karmeti öğretmen tuttu. Karmetiler, “Görünen dünyayı oluşturan bütün maddeyi, evrensel ruhun yarattığına“ inanıyorlardı. Eski Türk düşünce sistemi ve Hindu inançıda benzer şeyler söylüyordu. Bu söylem, islami algı olarak filizlendi.  Hüseyin Karmeti hocadan sonra, zamanın en iyi hocalarından, El- Zahide gitmeye başladı. Ondan da İslam hukukunun inceliklerini öğrendi. El Zahid, soru soran, sınıfta tartışma yaratan bir hocaydı. 12 yaşındaki Hüseyin (İbn-i Sina) El Zahid’den tartışma ve akıl yürütmeyi öğrendi. Hüseyin (İbn-i Sina) İslam hukukundaki çelişkileri yakalamıştı.-Ne kadar iyi ve temiz olursa olsun, başka bir dinin temsilcisi, kadı huzurunda eşit muamele görmüyordu. Müslümanlar arasında, camiye hiç aksatmadan giden, ibadetini tam yapan hilebaz faizciler vardı. Tefeciler vardı. Bunlar itibar görüyorlardı. Başka dinden olan iyi bir insan ise hor görülüyordu. Bu davranışlar insani  ve Tanrısal olamazdı. Çocuk beyninde şimşekler çakıyordu. Abdullah İbn-i Sina’nın babası oğluna daha iyi bir hoca arıyordu, nihayet buldu. Karmeti Natili.  Karmeti tarikatına mensup Natili, doğru dürüst, sevecen kara sakallarına ak düşmemiş bir hoca idi. Mahmut ve Hüseyin‘nin (İbn-i Sina) eğitimleri için onların evine yerleşti. Hoca aileden birisi olmuştu. Üstelik İbn-i Sina’nın babası Abdullah Karmeti örgütlenmesinin dünya algısını seviyordu. Bu algı kafasına yatmıştı. Boş zamanlarda Natili Hoca ile sohbet etme imkânı buluyordu.12 yaşındaki çocuk Hüseyin (İbn-i Sina) hocasını soru yağmuruna tutarak o’nu bunaltıyordu.-Diyordu ki;-Hocam;

-Testideki su aşağı doğru akarken, fıskiyenin suyu neden yukarı fışkırıyor.?

Buhara’da Registan meydanındaki havuzdaki fıskiyeleri gözlüyordu. O fıskiyeler şimdi bile aynısıyla var. 1990 ve 2016 yıllarında Buhara’ya gittiğimde eşeğine doğru binmiş Nasrettin Hoca eşliğinde, Musikişinas su sesleri Registan meydanına huzur veriyordu.. Bu  su sesleri Buhara’nın çölümsü sıcağında, ruhun can simidiydi sanki.

. Soruları bitmiyordu Hüseyin’inin.

-Suya düşen güneş ışınları neden, mavi, yeşil, kırmızı, sarı renklere dönüşüyor?

-Kışın güneş, yaza göre neden geç doğuyor?

Kutup bölgelerinde ağaç yetişiyor mu yetişiyorsa hangi ağaçlar?

Bu sorular Karmeti Natili Hocayı bunaltıyordu.

Bu sorular 12 yaşındaki bir çocuğun kafasından neşet etmiş olamazdı

Cevaplayamadığı sorular da oluyordu Natili’nin.     

Natili, Basra’da kurulu ”ihvân-ı safâ “(Arınmış kardeşler) gurubuna yakın düşünceleri vardı. Buhara’daki İsmail’i tarikatı mensupları ihvân-ı safâ’dan söz ederlerdi. İhvan-ı Safa; X.asırda Basra’da ortaya çıkan bir felsefi akımdır. İnsan ruhunun ölümsüzlüğüne, karşılıklı yardımlaşma ve eğitim ile ruhun arınacağına  inanırlar.Hindistandaki Sih inanç sistemide böyle.Karmetiler, Yeni Eflatunçuluk felsefi algısından etkilenmişlerdir. Bu algıyı Tevrat’ta uygulayan Yahudi filozof, PHİLON ‘dur.( M.ö.25.ms.50)Tek Tanrılı dinlerdeki tasavvuf algısı, Philon ‘nun ’etkisiyledir. Tasavvuf dinsel değil, Tanrısaldır.  İhvan.ı Safa Üyeleri seçkin âlimlerden oluşmuştu. Felsefe ve teoloji bilgileri yüksekti.. Kur’an’a eleştirel yaklaşıyorladı.Aristo ve İyonya felsefesi ile İslam’ı harmanlamaya çalışıyorlardı. Tıpkı kilise babaları St. Thomas Aguinas gibi, muhafazakâr Müslümanlar, Müslüman din adamları bunlara “Kafir” diyordu. Üyeleri zararlı görülüp devlet tarafından izleniyordu. İbn-i Sina’nın babası Abdullah, böyle devlet tarafından zararlı kabul edilen bir Karmeti mensubunu evinde bulundurmaktan mutlu oluyordu. -Kendisi de öyle düşünüyordu. Karmetilik ise, Şii mezhebinin  İsmail iye Tarikatının bir koludur. Kendi mezheplerinden olan Fatımi halifesi ile ters düşüp kanlı bir sonla yok olmuşlardır.,    Komün hayatı özlemi duyarlar, 150 yıl güçlü bir fikri hareket olarak varlıklarını sürdürdüler. Bu konuda en ciddi tek eser; İbn_ül Cevzi’nin ,Kitab-ül Muntazam fi Tarih-İL Ve’ Umum  adlı eseridir .Eserden anlaşıldığına  göre  Karmetilerin temel felsefeleri şöyle;  ‘’’ Artık kanıtlanmıştır ki, tüm peygamberler yalancıdır.’’ Karmetiler ;-Kur’an’a eleştirel yaklaşıyordu. Natili derslerinde, Porphyrios’un (M.S. 233.305.) “İsagogia” adlı mantığa giriş eseriyle başladı. Natili, felsefeye özel bir önem veriyordu. Pythagoras, Eflatun, Aristo ders konuları arasında idi. 12 yaşındaki çocuk için bu dersler ağır olsa da Hüseyin metinleri anlıyor, Yorumluyor, sorular yaratıyordu. “Anlamak zorundayım,”?  “Anlamamaya hakkım yok” diye düşünüyordu. Hüseyin gece, Buhara Cuma camilerinden birisinin minaresinden hocası ile gökyüzünü inceliyor. Yıldızlar ve evren hakkında yorumlar oluşturuyorlardı. Bazen minarede sabahlayıp kalıyorlardı. Hüseyin takım yıldızlarının tamamını öğrenmişti. Orion takımyıldızı, Siros, Vega, Eldebaran takım yıldızları… Astronomi Hüseyin’in ilgisini tam çekmişti. Elina Claudiusptolemaeus’un “El-mecesti” adlı kitabı eline geçti… Su gibi okuyup düşündü. O zamanın düşünürleri, dünyanın evrenin merkezi olduğunu kabul ederlerdi. Bu düşüncede de Aristo başı çekerdi. Dünya hareketsizdi. Ay ve güneş dünyanın etrafında dönerdi. Tüm insanlar böyle inanırdı. Çokluğun tüm kararları her zaman doğru değildir demek ki? Bir zamanlar da insanların çoğunluğu dünyayı sarı öküzün boynuzunda bellemişlerdi. Pythagoras bu görüşe itiraz ediyordu. “Dünya hareketsiz değildir” “Evrenin merkezi dünya değildir” El-mecesti ’de dünyayı evrenin merkezi kabul ediyordu. Aristo ve ardılları şöyle düşünüyordu.

’Dünyaya en yakın küre aydır. Ardından Merkür küresi, Venüs, Güneş, Mars Jüpiter,  Satürn küreleri gelir. Sekizinci küre hareketsiz yıldızların tutunduğu küredir.

Dokuzuncu küre ise, bütün yıldızları harekete geçiren ilk devindirici yani ilk hareket ettirici küre. İlk güç .Bu güç evrenin hâkim gücüydü’’.

Bütün bu bilgileri adı geçen kitaptan okuyup tartıştılar.    Hoca Natili, Hüseyin’e kitaplar tavsiye etti. “Artık kendin çalış “dedi. Çalışan, okuyan Hüseyin artık dinleyen değil, soru soran hale gelmişti. Hocası Natili, Kendisini Hüseyin için yetersiz hoca kabul edip işten ayrıldı. Harezmin en büyük kenti, Ürgenç’te yeni bir iş buldu.

İBN.İ SİNA SARAY DOKTORU OLUYOR ……

Ürgenç Cengiz saldırısında harap oldu. Şehir, Cengiz tahribatından 200 yıl sonraki Timur saldırısından sonra bir daha yerleşime açılmadı. Şimdi zengin ÜRGENÇ ‘ten Timur’un yıkamadığı bir tek minare kaldı. Şimdiki adı Köhne Ürgenç. Buhara’dan  Kızıl çölü geçip Hive’ye giderken hüzünlü gözlerle seyr etmiştim köhne Ürgenci.Yıllar akıp geldi zaman oldu MS.992… Saman Oğulları Devletinde tehlikeli fırtına sinyalleri esiyordu kuzeyden. Karluklar, Çiğiller, Uygurlar Kaçkarlar Türk soylu göçebe kabileler kendi aralarındaki sorunları çözerek, Birleşmeye başlamışlardı. Arap Emevi orduları 711 de Buhara’yı yağmalamış, Semerkant’a doğru yol almışlardı.6.7.nci asırdaki  Türk dünya imparatorluğu, imparatorluklar bünyesindeki boyların  özelikle Karluklar (Karahanlılar) ve Uygurların isyanlarıyla  Göktürk Devleti 745  tarihe gömülmüştü .Bu tarihten sonra 250 yıl Türk çocukları Araplar tarafından köle ve uşak olarak kullanılmıştır. Araplar aynen  Moğol ve Feto taktiği gibi, Türk azilzade ve zengin çocuklarının beynini yıkayıp Arap idealleri doğrultusunda yetiştirdiler. Bu şekilde yetişen gözü pek Türk çocukları Tanrı  ve Pamir Dağlarının yamaçlarındaki, Türk köylerini basıp Müslümanlığı tebliğ ettiler. Divan-ı Lügat-it Türk’te, şöyle bir ifade geçer. Yeller gibi estik, yıldırımlar gibi çaktık. Buda evini yıktık içine de sıçtıkSaltuk Buğra Han , bu şekilde yetişen gençlerdendir. Kendisini büyüten amcasına Müslümanlığı tebliğ etmiş, amcası kabul etmeyince öldürüp tahta çıkmıştır. Saltuk Buğrahan Bağdat Arap halifesi adına iş görüyordu. Uygurlarla birleşip devlet ve ordusunu kurmuş, mavera ün nehre doğru yol alıyordu. Saman oğlu Devletinin imparatoru Emir Nuh İbn.i Mansur tehlikeyi seziyordu.  Mansur Bağdat sünni Halifeye bağlıydı fakat karşıydı .Saltuk Buğra Han’a karşı gönderilen ordusu bozguna uğratılmıştı. Köle Türk askerlerinin komutanı General Faik KARAHANLILARCA esir alınmıştı. Türk soylu bu general, Karahan'lı Hakanı Saltuk Buğra Han’la Pazarlık yaparak, ordularını teslim etmişti.. Saman oğlu imparatoru zor durumdaydı. Türklerle Savaşmadan Buhara’yı terk etti... Zaten komutanları ve askerleri Türk’tü. Bu olacak şey miydi? Ordusunu satın aldığı Türk köle çocuklarından kurmuştu. Düşmandan ordu kurulur muydu...? Hatasını geç anladı. Yaşlı gözlerle  ve hüzünlü yüzle  Buhara’yı terk etti. İhanete uğramıştı. Güveneceği hiçbir güç yoktu. Ulema’ya cahil halka güveniyordu. Ulama’ya mı başvursa idi acaba? Çaresizdi.  Biliyordu ki, yobaz Sünni ulema ve halk, Bağdat halifesini tutardı mutlak. Güvendiği insanlarla Buhara’dan ayrılıp Buhara yakınlarında bir yere saklandı.

Saltuk Buğra Han’ın şehri terk edip Semerkant’a gittiği bir anda, Buhara’ya ani bir baskın yaparak, Ark kalesindeki sarayına tekrar oturdu. Sancılı günlerdi. Saltanatı 7 yıl sürdü. Ark kalesi 3000 bin yıllık tarihi bir kaledir. 400 dönüm üzerine kurulmuştur. 20 metre yüksekliği vardır. Buhara Emirliği 1860 yılında Çarlık Rusya’sı tarafından işgal edildi. Emirlik; Türkmenistan, Özbekistan ve Kazakistan’ın güney batısına hakimdi. Genç Buharalılar adlı bir komünist gurup iç savaş çıkartarak Emirliği, Rusya’nında yardımıyla 1920 de yıktılar. Sonuçta Rus güdümlü Buhara Sovyet Halk Cumhuriyeti kuruldu. Stalin’in baskısına dayanamayan İdealist komünist yönetim, Stalin buyruklarına uymamaya başladı. Stalin Cumhuriyetin yönetim merkezi ARK KALESİNİ 1937 de hava saldırısı ile yerle bir ederek halkına boyun eğdirdi.1990 da bombalanmış haliyle kaleyi gezdim. İçim derinden burkulmuştu.2016 yılındaki ark kalesi gezimde Kale restore edilerek bir kısmı müze bir kısmı da ticaret merkezine dönüştürülmüş. Stalin’in izleri silinmişti. Yine içim burkuldu. Eski haliyle kalsa daha iyiydi. Tarih silinmişti. Türk insanı Bilge kağan ve Atatürk’ün öğütlerinden şaşmamalıdır. Saltuk Buğra Han Türkçe adları bırakıp Arapça adlar verdirdi Türkün çocuklarına… Türkün kutsal adı Arap kültürü içinde yok oldu. X-XII asırda yetişen Türk soylu Farabi ,Biruni dahil Tüm Müslüman aydınlar ve İbn-i Sina Türk düşmanı olarak yetiştiler….

Bu kadar besleyici  bilgiden sonra  Gelelim İbn-i Sina’ya…Bu buhranlı anlarda İbn-i Sina adıyla anılacak olan Hüseyin, on dört yaşında idi. Durmadan çalışıyor, okuyor, ezberliyordu. Kendisini ruhen bir pehlivan gibi hissediyordu. Kendine göre bilmediği hiçbir şey yoktu. Aristo’nun metafizik adlı kitabının çevrisi eline geçti. Okumaya başladı çok ağırdı. Kendini zavallı hissetti. Kitabı anlayamadı. Babasının arkadaşına sordu. O’da, ‘’ metafiziğin fizik ötesi’’ olduğunu söyledi. Başka bir şey demedi. Ancak Farabi’den söz etti. Farabi’nin de Aristo’dan esinlenerek, Metafizik adlı bir kitabın olduğunu öğrendi. Buhara’ya kitapçılar çarşısına daldı, kitabı bilen yoktu. Nihayet Kitabı buldu.. Heyecanla okuyup bitirdi. Kitap , Aristo Metafiziği  kadar ağır gelmedi. . Farabi’den “Dış dünyanın gerçek olduğunu, dış dünyanın da duyular aracılığıyla, Öğrenilebileceğini” öğrendi. Dünya, maddesel elementlerden oluşmuştu. Birçok elementten meydana gelen maddeler değişebilirdi. Tek elementler değişmezdi. Hareket cisimlerin daimî özelliğidir. Şeyler dünyası hareket olanağını da kendisinde taşırdı. İbn-i Sina olağanüstü şeyler öğreniyordu. Bu fikirlerini paylaştığı Müslümanlar O’nu dinden sapmış, olarak da suçladılar. Başı belaya girmek üzereydi.  Felsefeyi gizlice okuyup konuşmayıp, tıp çalışmaya başladı. Hipokrat ve Galenus’i duymuştu. Rey şehrindeki büyük hekim, , 854 Rey doğumlu kimyacı Ebu Bekr er- Razi’nin. Büyük tıp kitabını ,Yahudi hekim filozof 953 doğumlu, İshak-el İsrail tarafından yazılan “Sıtma Hakkında” kitabını okudu. Tıp bilimleri hakkında da bilgilendi. Buhara’daki  ‘’şapur tıp akademisinde‘’ İskenderiye okulu doktorlarının kitapları vardı. O kitapları inceledi. İslam’ın en katı kuralını yıktı. Kadavra incelemeleri yaptı. Tarihte e ilk kadavra m.ö İstanbul’da Herophilos tarafından yapılmıştır..  İnsanın içyapısını bilmeden önerilen tedavinin üfürükçüden bir farkı olmadığı kanaatinde idi. Kan dolaşımına çalıştı. Hayvanlar üzerinde inceleme yaptı. Bütün bu çalışmalarında hocası Kamari kılavuzdu. Buhara’da O zamanlar, sıtma, verem, çiçek, bağırsak solucanı gibi hastalıklar yaygındı. Felsefe, geometri, soyut bilimlerdi. O tıpta karar kıldı. Gece gündüz çalışıyor, hastalarına koşuyordu. Hastaların verdiği hediyelerden zengin olmuştu. Parası olmayanlar, halı, kilim, yiyecek veriyorlardı. Tedavileri olumlu idi.

Buhara’da ün yapmıştı. Kendince korkulan varlık olarak algıladığı Kara bıyıklı Türkler Buhara’dan gitmiş huzur gelmişti Buhara’ya. İmparatorluğun başında  Mansur vardı. Ancak İmparatorun talihi kararmıştı. Hasta idi. Hekimler, müneccimler çare bulamıyordu. İbn-i Sina’nın hocası Kamari’de sarayda idi. Kamari öğrencisi İbn-i Sina’nın sezgilerine güveniyordu. İmparatora on altı yaşındaki bir çocuğu nasıl tavsiye edilebilirdi. Bu işe diğer hekimler nasıl ikna olurdu. Kamari niyetini İbn-i Sina’ya açıkladı.-İbn-i Sina,“ İmparatoru muayene etmeyince bir şey diyemem” dedi. Bu durum imparatora nasıl anlatılırdı. Saray yetkililerine konu anlatıldı. Zaten çaresizdiler. İstenen randevu gecikmedi. Bir akşamüstü İbn-i Sina sarayda idi. Emir, boylu boyunca divana uzanmıştı. Halsizdi, zayıftı. Yatağa yapışık gibi idi. Emir’in azametinden bir şey kalmamıştı. Tüm doktorlar odadan dışarı çıktılar. İbn.i Sina Emiri muayene etti. Emir kırk yaşında idi. Fakat kaşları ve yüzü seksen yaşında bir insan görünümündeydi. Emir’in vücudundaki her şey arızalı idi. Karaciğer, böbrekler, mide, kalp hepsi arızalı idi. Birine dokunsan öbüründen ses gelecekti. Asıl hastalık neydi acaba? O’nu arayıp bulmalıydı. İbn-i Sina Emir’e hafif yatıştırıcılar ve uyuşturucu uyguladı. Emir’i kısa zamanda iyileştirecek bir ilaç yoktu. İbn-i Sina bir geceyi uykusuz geçirdi. Kırlarda dolaştı, tüm faydalı bitkileri düşündü. Emir’e çareyi bulmuş gibiydi. Afyonla kaynatılmış otlardan bir karışım yaptı. Diyet uyguladı. Bu uygulama Emir’i yatağından kaldırdı. Emir’in gözleri açıldı. Şimdiye kadar kendisine tedavi uygulayan zevattan bir rahatlama görmemişti. Emir, Buharalı Şeyh Sait’e çok güvenirdi.  Mekke’den gelen zemzem suyuyla tedavi uyguluyordu. Zemzeme dokunup, Emir’in burun deliklerinden üflüyordu. Kur’an’dan ayetler okuyordu. Ama bu eylem Emir’e faydalı olmuyordu, zemzem ve Kur’an Emirde bir iyileşme sağlamıyordu. Fakat İbn-i Sina tedavisinden Emir iyi olmuştu. Sıra ödüllendirmeye gelmişti. Emir, İbn-i Sina’ya ne istediğini sordu. İbn-i Sina tek bir şey istedi. Sarayın kitaplığına girmek. Saray kütüphanesine sadece Emir ve onun yakınları girebilirdi. Bu istekten üzüldü ve korktu İbn-i Sina, yanlış mı yapmıştı? Emir Nuh İbn-i Mansur, buyruğundakilere ‘’, Saray doktoruna izin verin Onun bilgisine her daim ihtiyaç vardır” dedi. Böylece Buhara Ark kalesindeki Saman oğullarının zengin kütüphanesine girme izni çıkmış oldu. İbn-i Sina şöyle düşündü 0 an .

“Çözemeyeceğim tek düğüm,  O’da ölüm” dedi içinden.

’Manevi ve maddi değeri büyük olan 200 yıllık Saman oğlu sarayının kütüphanesindeki kitaplarla, Haşır neşir olabilmek İbn-i Sina için büyük mutluluktu. Kütüphanenin insanlarla dolu olduğunu ummuştu yanılmıştı. Sadece kütüphanede görevliler vardı. Her odada da her bilim dalına ait kitaplar vardı. Kütüphanenin işleyişini anladıktan sonra, günlerini kütüphanede geçirmeye başladı. Kütüphanede; 819 Bağdat doğumlu  Tarihçi, Ebu Tahir Tayfuri ve İran asıllı 820 Bağdat doğumlu tarihçi  El Belazuri’nin eserlerini, 918 Nusaybin doğumlu coğrafyacı ,İbn-i Havkal’ın, Mesalik el Memalik ,yani (yollar ve ülkeler coğrafya kitaplarını) Ayrıca; fizik, kimya, matematik, astronomi, botanik , zooloji konularındaki kitapları da okuyor, bilgi sahibi oluyordu. Türkleri merak ediyor, Türkler hakkında bilgi edinmek istiyordu. 951 yılında ölen Arap tarihçi al Balki’den; !!Türklerin yayvan suratlıl basık burunlu, İslamiyet’e felaket getirecek Ye’cüc Me’cüc  kavmi olduğunu, Keyf suresinin 94, Enbiya suresinin 96. Ayetlerinin açıklamasından öğreniyor , Onlardan korkuyordu’’.O ilmi çalışmalarına devam etti.  İbn-i Sina’yı daha ziyade tıp kitaplarının bulunduğu oda meşgul ediyordu. Hastaların adlarıyla beraber, verilecek ilaçların listelendiği bir kitap arıyordu. Böyle bir kitap yoktu. O kitabı kendisi yazacaktı. Kütüphanede doğulu tıp adamlarının yarı mistik Kur’an yorumlarıyla, hastaların iyileştirilebileceğine dair cahil tıp Adamlarının yazdığı kitaplardan düzinelerce vardı. Dinin damgası bulunan her şeye güvenmek gerektiği noktasında bir eğitim alarak yetiştirilmesine rağmen,  bu tür safsatalar ilgisini çekmiyordu.  O zamanlar  tüm dünyada  insanların işlediği günahlar sebebiyle, hastalığın Tanrı tarafından veya kötü cinler tarafından gönderildiği, fikri yaygındı. Tıp eserleri de bu mealde yazılmıştı. İbn-i Sina’nın bunları kafası almıyordu. Öyle ki, üfürükle, yıldız falıyla verem ve sıtmanın iyileşebileceğine dair binlerce kitap vardı. Taşların tedavi edici özelliklerini anlatan binlerce safsata kitap vardır. Taşlarla tedavi yöntemi Türk şaman manevi algısında vardır. İbn-i Sina, kütüphaneden hiç çıkmıyor, ancak; Emir çağırdığı zaman çıkıyordu.

 Kütüphaneye girişinin ikinci yılında Emir öldü .Yerine, Büyük oğlu Nuh İbn Mansur  geçti.         Bir ilkbahar günüydü. Yıl M.S 997 yılıydı. İbn-i Mansur savaşçı komşuları Türklerin korkusunu halkıyla beraber  enselerinde hissediyordu. Yönetimde bir değişiklik yapmadı. Ordu paralı Türk askerlerinden oluşuyordu. İbn-i Mansur bu zor şartlarda, Emir olmanın tadını çıkarmaya baktı. Kendini zevk ve eğlenceye verdi. İbn-i Mansur; İbn-i Sina’yı kendisine saray doktoru yaptı. Bu şekilde ataması yapıldı. Zaten yeni Emir sağlıklıydı. Doktora ihtiyacı yoktu. İbn-i Sina, kendini tamamen ilme verdi. Saman Oğulları askeri kuvvetleri içerisinde önemli bir yere sahip olan Türk asıllı, Sübük Teğin oğlu Gazneli Mahmut Saman Oğulları Devleti için tehlike oluşturuyordu. Sünni ilahiyat bilginleri Gazneli Mahmut’u tutuyordu. Bunların halkta tabanları vardı. İbn-i Sina için zor günler başlıyor gibiydi. Mansur İbn-i Nuh adlı Saman oğlu Devletinin Emiri, Buhara’da ikinci yılını doldurmuştu. Zamanını Buhara’daki sarayda değil de, Buhara kırlarında zevk ve eğlencede geçiriyordu. Ara sıra bu eğlencelere saray doktoru İbn-i Sina’yı da çağırıyordu. İbn-i Sina bu eğlencelerden sıkılıyordu. O’nun beyni araştırmada, saray kütüphanesinde okuyamadığı kitaplardaydı. Bir gün evinde kitaplarının başında iken, gece yarısı saraya çağrıldı. Kırdan bayırdan saraya ulaştıklarında sarayın Karahanlı Türk askerlerince çevrildiğini gördü. Üzüldü. Saraya alınmadı. Geri gönderildi.  Demek ki, Kötülük Türk demekti. Ye’cüc ,Me’cüc Türklerdi. Türk soyuna derin kin duydu. Ertesi gün saraydan bir açıklama yapıldı. Malik İbn-i Nuh Emir olmuştu. Mansur İbn-i Nuh attan düşerek ölmüştü. Halk arasındaki algıda şöyle idi. ‘’Türkler Emir uyurken saldırmışlar gözlerine mil çekip öldürmüşlerdi.’’ Yerine kardeşini Emir tayin etmişlerdi. Bu katliamda Sünni ulemanın payı büyüktü. Karahanlı Türkleri bir saray darbesi ile Emiri devirmişlerdi. Kardeş Emir Abdul Malik, yönetime hâkim olamadı .Karahanlı devlet başkanı Ebu Nasr Ahmet- Han Buhara’ya saldırdı 999. Emir’in hassa ordusu Türklerden meydana gelmişti. Ordusuna güvenmiyordu. Milis toplamaya karar verdi. Halk gönüllü olmuyordu. Sünni ulema, ‘’’ savaşacağımız insanlarda Müslüman, Müslümana cihat olmaz. Üstelik Karahanlılar hâkim olursa vergileri af edecek” diyerek halkı ikna etmişlerdi. Emir gönüllü ordu oluşturamadı. Karahanlı hükümdarı Ebü- Nasr  Ahmet Han hiçbir dirençle karşılaşmadan Ark kalesine girdi. Buhara düştü. Bağdat islam halifesi tarafından islam hükümdarı olarak tanındı. Zaten samanoğlu devletiyle mezhebi uyuşmazlığı vardı. İbn-i Sina’nın gözünün önünde Türkler, şehri yakıp yıktılar, Cinayetler ve tecavüzler yaptılar. En kötüsü saray kütüphanesini yaktılar. Bir acı sindi İbn-i Sina’nın yüreğine sonradan bu acı Türklere karşı kine dönüştü. Şehre Ebü Nasr Ahmet - Han, Saman oğlu Emirini bütün ailesiyle beraber Ark kalesindeki sarayın, Bodrumunda bulunan zindana kapattı. Zindanın üstünde Emirin süvari birliğinin atları  vardı. ‘’At sidikleri mahkûmların üzerine akıyordu.’’ (Bu bilgiyi 1990 Buhara gezimde rehber anlatmıştı. Türkler öyle şey yapmaz diye itiraz etmiştik) Emir’in  ülkesinin toprakları  daha sonraları Kara hanlı ve Gazneli Türkleri tarafından paylaşıldı..  İbn.i Sina acılar içindeydi.

İbn-i Sina şöyle düşündü.

 “İnsanın duyduğu acıdan duman çıksa, dünya ebediyen karanlığa gömülürdü

Karahallılara esir düşen Emir’in küçük kardeşi İsmail İbn-i Nuh bir yolunu bularak kaçıp, “Uzgen” şehrine geldi. İbn-i Sina bu kargaşa ortamında yanıp kül olan Saman Oğulları Kütüphanesinden edindiği bilgilerle kitap yazmaya başladı. İlk olarak “El- Hikmetü’l- Aruzziye” adlı kitabı yazdı. Kur’an, sünnet, şeriat üzerine düşündü yirmi ciltlik “El Hasıl ve’l mahsul” (Nedenler- sonuçlar) Kitabı ortaya çıktı. “İyilik ve günah” adlı felsefi kitabını yazdı. Yirmi yaşında idi. Babası vergi memuru Abdullah bu acılara dayanamayarak öldü. Evin sorumluluğu 20 yaşındaki genç adama kaldı. İşsiz kaldı. Buhara eski ticari yapısını yitirmişti. Tenhalaşmış boşalmıştı. Camilerde beş vakit ezan yine okunuyordu. Dine aykırı davrandı diye Sünni ulamalarca, binlerce Baş, cellada gönderiliyordu Buhara bir korku kenti olmuştu. Emir Mansur İbn-i Nuh’un sahte dostu Gazneli Mahmut, ulemayı destekliyor, bu destekle Kolayca tüm Horasan’a hâkim oluyordu. Buhara’da sosyal yaşantı felce uğramış eski alim Karmeti aydınlarda Buhara sokaklarında artık görülmüyorlardı. Türklerin keskin gözlü casusları İbn-i Sina’yı da izler olmuşlardı. Kendisi hakkında dinsiz bir Karmeti olduğu dedikodusu dolaşıyordu. Bu hayra alamet değildi. Kardeşleri de aynı suçlarla suçlanıyorlardı. On’lar Sünni ulemaya ve Müslüman Türk’e göre, dinsizdiler…Din kullanılarak insanlar birbirine düşman ediliyordu. Aslında sorun olan inançlar değildi. Siyasi hırs ve maddi menfaat algısı, dini araç olarak kullanıyordu. Din kullanılarak insanlar birbirine düşman ediliyordu. Aslında sorun olan inançlar değildi. Siyasi hırs ve maddi menfaat algısı, dini araç olarak kullanıyordu. Buhara’yı terk etmek zorundaydılar Ceyhun nehri kenarındaki Harezm’e göç etmeye  ailece karar verdiler. (Devam edecek)

Gelecek yazı.  Harezm’e ( Ürgenç’e) yolculuk .

 

 

 

                                             

                                                                              

                  KAYNAKLAR

  1. Vera Aleksyeuna Smirnova   Doğunun Bilim Güneşi İbn-i Sina, Çeviren Ardıhan Korkmaz; Etkin yayınları 2016, ANKARA
  2. Annemarıe Schımmel çeviri. Şebnep Andaç İslamın Kısa Tarihi Alfa Yayınları. Basım 2019, İstanbul.           
  3. Ernest Von Aster  ‘in Ders notları  Felsefe Tarihi.  Derleyen .Vural Okur.  Sentez yayınları, 2.baskı  2018.Bursa.
  4. Alfered Weber  çeviri. H.Vehbi Eralp.Felsefe Tarihi. Sosyal Yayınlar.beşinçi basım1998, İstanbul.                    
    Michael.H.Hart..çeviri. Mehmet Harmancı.Sabah kitaplar  .İstanbul.1993.ı.basım.
  5. İbn.i Sina Metafizik  litera yayıncılık
  6. İlhan Arsel Arap Milliyetçiliği ve Türkler.. Remzi Kitapevi, birinci basım 1997, İstanbul.
  7. Prof.dr.Zekeriya Beyaz  Türkistan’da Müslüman olan IlkTürk Hükümdarları, T.D.A.V.yayını İstanbul, 1988.
  8. Biruni  çeviri; Kıvameddin Burslan Tahkiki Ma lil Hind. T.T.Kurumu, Ankara 201
  9. Jean -Paul Roux, Çeviri. Galip Üstün Türklerin Tarihi, Milliyet Yayınları, İstanbul, 1995.
  10.  Gılberto Sacerdotı  çeviri  Zuhal Yılmaz Kurban ve Egemenlik Dost Yayınları.2007 Ankara
 

MAKALE Yorumları

MUHARREM YELLİCE
TÜRKOLOG
mail_outline : myellice07@hotmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

22.06.2021

Okunma Sayısı

872

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler