Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
ALİ TUR
DEVRAN
mail_outline : turbey9086@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

15.10.2020

Okunma Sayısı

2266

Makaleyi Paylaş

Hazar’ın Kanı

Orta Asya’nın Enerji Kaynakları Petrol Ve Gaz

Ermenistan’la Azerbaycan, büyük Sovyet hapishanesinin

ayrı ayrı hücrelerinde mahpus durumda iki insan gibidir.

Biz azad olduk, Rusya’dan kendimizi kopardık. Bu petrol

Boru hattı Ermenistan’ı da azad edecek. Ermenistan Rus

Tahakkümünde kalmaya devam ettiği müddetçe

Kafkasya’da gerçek barış olamaz. Ebulfez Elçibey

Azerbaycan Devlet Başkanı;  (1938-2000)Hazar’ın kanı sayfa:55

 

1989 yılında Berlin Duvarı’nın yıkılması, iki kutuplu soğuk savaş döneminin sona erdiği yıl çok konuşulacak unutulmayacak bir tarihtir. Bu tarihten iki yıl sonra Sovyetler Birliği dağıldı. 20.Yüzyılın sonunda Sovyetler Birliğinin egemenliğinde olan ülkeler için yeni devletleşme sürecinin de başlangıcıdır. Dünya lideri olarak ABD’nin politikası belliydi. Siyasi haritayı yeniden çiziyor özellikle de Türkiye’yi ilgilendiren Kafkasya, Orta Asya’da ki Türk kökenli cumhuriyetlerin devletleşme inşasında tek yetkin güç olma amacını gizlemiyordu. Orta Doğu ve Basra körfezindeki petrol ve gaz enerji kaynaklarına alternatif Orta Asya, Kafkasya enerji kaynakları üzerinde egemen olmak, Devletleşme sürecindeki Türk cumhuriyetlerinde küresel Pazar açmak, ham madde, ucuz iş gücü sağlamak, buna engel olan ne varsa ezip geçmekti amacı. Ancak 21.Yüzyıl Dünyanın değişim / dönüşüm ve yeniden yapılanmaya girdiği yeni bir çağın başlangıcıdır. Kendi dışında bu bölge üzerinde “Dış dinamiklerin” bu bölgede Çin, Japonya, Hindistan, Almanya İsrail ve Orta Doğu’nun derin devlet geleneği olan Türkiye ve İran da vardır.  Orta Asya coğrafyası için dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, ”Bu bölge yeniden bir büyük oyunun sahnesi olmamalıdır. Yapmamız gereken, bu coğrafyaya yönelik ilgimizi, bu coğrafyadaki aktif varlığımızı mutlaka sürdürmek olmalıdır. Burada fiziki olarak, madden ve manen bulunmadıkça ve varlığımızı aktif olarak belli etmedikçe izlenecek stratejilerin de söylenecek sözlerin de hükmü olmayacaktır. Türkiye’nin Avrasya bölgesindeki en önemli aktör olma özelliğini koruyacağına inanıyorum.” Türkiye’de belki ilk defa bir Başbakanın ağzından resmi olarak Orta Asya bölgesi için cesurca ve lafı dolandırmadan aktif stratejik bir planlamanın var olduğu izlemini veriyordu. Açıkçası Sovyetler Birliğinin dağılma sürecine kadar resmi makamlar Türklerin kadim yurdu olan bu coğrafya hakkında konuşmak arı kovanına çomak sokmak ya da boz bir ayıyla aynı çuvalda güreşe soyunmak kadar tehlikeliydi.

Hiç şüphesiz ki büyük devlet geleneği olan Türkiye’yi yönetenlerin ulusal stratejik planları tarihin her döneminde olmuştur. Ulusal stratejiler uzun vadelidir. Ulusun çıkarları için planlanan amaca erişinceye kadar askeri, siyasi, iktisadi ve kültürel olarak genel bir stratejileri vardır ve Sovyetler Birliği dağılıncaya kadar ketum olan resmi ağızlardan çıkan söylemlere bakılırsa Türkiye cumhuriyeti kurulurken planlanan devletin yüksek stratejisi titizlikle korunmuştu bu tarihe kadar. Ancak tek kutuplu bir dünya düzeninde süper güçlerin belirledikleri yeni stratejilere karşı, Türkiye Cumhuriyeti devleti de Yeni strateji geliştirmek zorundaydı. Halkın bu yenidünya düzeninde soydaşlarına ya da kadim halkına kavuşmayı duygusal anlamında algılaması güçlüydü, arzusu tamdı. Ancak 1000 yıldır, bir birinden kopuk yaşamış toplumların hem kendilerine hem de soydaşlarına yabancı olması insanın fıtratında var olan bir gerçektir. Bunun içindir ki, yenidünya düzeninde Orta Asya, Orta Doğu, Avrasya ve İran hakkında yazılan araştırma/inceleme kitapları çok önemli faydalı bir çalışma olarak buluyorum. Araştırma inceleme gezi kitaplarını okumak o coğrafyanın tarihini, Kültürünü, yaşam felsefesini bilmek, sizden biri ama sizden çok uzak kalmış sen ona hasret ama o sana yabancı bir dünyanın içinde buluyorsun kendini. Araştırma, gezi, kitaplarının önemi yanında, bölgenin gündeminde yer alan politik oyunların bu coğrafyaya ilgiyi artırdığı da ortada. İşte bu anlamda asrımızda, bu coğrafyada enerji kaynakları üzerinde süper güçlerin aktif ve pasif savaşlarını, siyasi ve kültürel propagandalarını görüp anlayan yazarların kitapları çok daha önem kazanmaktadır. Orta Asya,  Avrasya’nın coğrafyasındaki yer altı ve yer üstü enerji kaynakları üzerine oynanan politik oyunları okuyup bilgilenmek ve anlamak lazımdır.  İlgi duyan herkesin yararlanacağı; Hazar’ın Kanı/ Orta Asya’nın Petrolle Yazılan Tarihi,/ araştırmacı yazar gazeteci Yunus Şen’in

Kitabı bu coğrafyada asırlardır enerji kaynakları bakımından son derece zengin olan bu coğrafya için için süper güçlerin stratejik oyunlarını da bu günü anlamak için bu coğrafyanın tarihini iyi bilmek lazımdır. Hazar ve çevresinin enerji kaynakları için ele alınan konuların resmi belgelerin ve devletlerarası yazışmalarını temel alarak sağlam bilgilerle dolu olan bu kitap bu bakımdan içeriği zengin bir kitaptır. Petrol ve doğal gaz için şöyle yazıyor.  “Uğrunda savaşların çıktığı, sınırların ve yönetimlerin değiştiği, entrikaların sahnelendiği, ölümlerin ve trajedilerin yaşandığı yüzyılımızın vazgeçilmez iki kaynağı, “ petrol ve doğal gaz” sahip olduğu önem nedeniyle bu iki enerji kaynağı, özellikle XIX. Yüzyılın sonundan itibaren ülkeler arasında sert rekabetlere, savaşlara ve çatışmalara yol açtı. Çarlık Rusya’sı ile Britanya İmparatorluğu arasında XIX. Yüzyıl sonu ile XX. Yüzyıl başlarında yaşanan jeopolitik üstünlük mücadelesinde Orta Asya petrolünün belirleyici rolü vardır. Birinci dünya savaşı, dünya tarihinde petrolün yenilgiyi ve zaferi belirlediği ilk büyük savaş oldu… İkinci dünya savaşında da Hitler’in ordularını Kafkasya üzerine gönderirken en büyük amacı Bakü petrolüne ulaşmaktı.”

Endüstri devrimi refah toplumlarını yarattı. Daha çok fabrikalar ve üretim için daha çok enerji kaynaklarına ihtiyaç arttı. Rusya, Avrupa, Amerika Birleşik Devletleri dünya lideri olma tasavvurları olan gelişmiş güçlerin göz diktikleri Hazar ve çevresi petrol ve doğal gaz açısından çok zengin bir bölgedir. 19.yüzyılın sonunda hazar ve çevresindeki petrol kaynaklarına sahip olmak için dünya savaşlarının en önemli sebeplerin başında geliyordu ve birinci dünya savaşından sonra bu zengin enerji kaynaklarına Sovyetler Birliği sahip oldu. Tam yetmiş yıl dünya ile irtibatı kesildi. 1990 yılında yeniden dünyanın gündemine oturdu. Bu coğrafyanın Hazar denizinin gerçek sahipleri; Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Rusya, İran bu beş ülke Hazar denizinde sınırdaştır. S.S.C.B. döneminde bu devletlerin petrolü “Sektörel” bölünme ile pay sahibi olmalarına rağmen geliri Sovyetler birliğinin kalkınması için kullanılıyordu. Sovyetler dağıldıktan sonra Hazar bölgesindeki devletlerin en büyük temel sorunu Hazar denizinin statüsü ve Hazar’ın sahibi kim? meselesine geldi. Haydar Aliyev’in bu husustaki fikrini Yunus Şen kitabında anlatıyor.

“Sovyetler Birliği’nin mevcut olduğu dönemlerde Hazar Denizi sadece Sovyetler Birliğine mensuptu. İran, Hazar Denizi’nin güneyindeki küçük bir bölgeyi kullanmıştır. Azerbaycan Hazar Denizi’nde petrol üretimine elli sene önce, 1947-1949 yıllarında başlamıştır. Hazar Denizi’nde petrol üretiminin başlamasından sonra Sovyetler Birliği çökünceye kadar yapılan çalışmalar Azerbaycan’da bulunan “ Petrol gaz” idaresi tarafından yürütülmüştür. Hazar kıyısında bulunan diğer cumhuriyetlerin de pay alması için 1970 yılında Sovyetler birliği hükümeti tarafından sektörlere bölünmüştür. Ben Hazar’ın statüsü tam belirinceye kadar bu ilke uygulanmalıdır diye düşünüyorum”.

Kazakistan da Haydar Aliyev fikrini savunuyordu. Rusya, Türkmenistan ve İran “Kondominyum” yani eşit paylaşımdan yanaydılar. Azerbaycan bunun mümkün olmayacağını çünkü Sovyetler zamanında toprak köylünün değildi Kolhozlar vardı. Bunun anlamı, Toprak hepimizin ama aslında hiç kimsenindi.  Ama artık devran değişmişti. Sovyetler birliği zamanındaki kolhoz sistemini uygulanmak mümkün değil. Ve Haydar Aliyev’in “ Düşünüyorum ki, bu görüşmeler uzun sürecektir. Bu görüşmeler sonuçlanıncaya ve ortak bir görüş sağlanıncaya kadar Azerbaycan kendi sektöründe çalışmalarını yapıyor ve yapacaktır. Zira Azerbaycan’ın buna hakkı var. Hazar Denizi’nde tüm petrol-gaz yatakları Azerbaycan bilim adamları, Jeologları, uzmanları tarafından keşfedilmiştir.” Yazar dip not olarak, Haydar Aliyev’in Azerbaycan Devlet Başkanı iken, Azerbaycan – Amerikan Ticaret Odası ve Uluslararası Anlayış İçin İş Konseyi üyelerine 28.Temmuz. 1997 tarihinde New York’ta yaptığı konuşmasından almıştır. Bu dipnottan da anlaşıldığı gibi Amerika vakit kaybetmeden bu bölgede yatırımlar yapmaya koyulmuş bile. “Artık, politbüro Moskova’da değildir. Politbüro, artık Washhington’dadır” Haydar Aliyev Azerbaycan Devlet Başkanı-(1923-2003) Hazar’ın kanı sayfa -119.İran zaten Hazarın kıyısında yer aldığı gibi Azerbaycan ve Türkmenistan ile nüfus ve sınır birliği vardır. Türkiye Türkmenistan arasında İran var. Rusya, Çin,  İran ve Türkiye’nin ekonomik, kültürel ve siyasi olarak bu coğrafya ve bağımsızlığına kavuşan bu devletlere ilgisinin yanında Almanya’nın da ilgisini;

 Erol MÜTERCİMLER/Türkiye – Türk Cumhuriyetleri İlişkiler Modeli/ Kitabında;  “Türk cumhuriyetlerinin bulunduğu coğrafyada özellikle de Kafkasya’daki olacak ve olası siyasi gelişmelerde en dikkatle izlenmesi gereken devlet Almanya’dır. Çünkü Almanya petrolünü ya Orta Doğudan ya da Kafkasya’dan sağlamak zorundadır ama bu arada olabildiğince de ucuz petrol elde etmek isteyecektir. On dokuzuncu yüzyılın ortalarından başlayarak petrol bölgelerine sahip olmak isteyen Almanya iki kez de dünya savaşına yol açmıştır. “Körfez krizi” ardından Irakta belirlenen çözüme göre Almanya’nın bu bölgede etkin olamayacağı hemen hemen belli olmuştur. Her iki dünya savaşını ham madde ve Pazar paylaşımı nedeniyle çıkaran Almanya’nın “süper güç” olarak yaşaması ABD’yi ve öteki “büyük güçleri” ürkütmektedir. Kafkasya’daki petrole ulaşma strateji ve tasarıları sır olmayan Almanya, bir milyon Alman kökenlinin yaşadığı Kazakistan’a da hızla yatırım yapmaya başlayacaktır. Hatta başlamıştır. Kazakistan da buna isteklidir. Almanya politik ya da başka yöntemlerle Kafkasya’da söz sahibi olmaya çalışacaktır”.

Orta Asya ve Kafkasya Avrupa için de çok önemlidir. Özellikle yenidünya düzeninde Büyük Türk Birliği söylemleri en başta batı dünyası sonra da ABD, İran, Suriye, Yunanistan gibi ülkeleri de tedirgin ediyor. Amerikan soğuk savaş döneminde Sovyetler Birliğine karşı kendi çıkarları için kullanmak amacından başka Türkiye’nin hayrına gelecek en ufak bir politikası yoktu. Avrupa ise terörde ve köktenci İslam ve İran’dan korktuğu için NATO üyesi ve batılı laik Türkiye Cumhuriyeti devletini önemsiyor ve destek verdiğini, müttefiki olarak bir siyaset güdüyordu. Düşünce bazında böyleydi. Ama icraatta Türk halkı şu sorunun “Avrupa ve Amerika’nın “ Türkiye’nin kalkınmasını ne kadar ve nereye kadar ister?” cevabını net olarak göremiyordu.

MEHMET ALTAN/DARBELERİN EKONOMİSİ/Kitabında bu soruyu, dönemin Başbakanı, Demirel’e Soruyor. Cevabı şöyle:  “Yunanistan, Batı’nın karakoludur. Şimdi bakınız. Batı, zihinlerin arkasında birkaç şeyi belirlemiş. Batı Türkiye’ye karşı dış politikasını ayarlarken, gözettiği iki önemli mesele vardır. Bir tanesi, Türkiye’nin bir gün Yunanistan’ı ezecek bir güce sahip olmaması, bir tanesi de bir gün İsrail için Türkiye’nin tehlike teşkil edecek bir güce sahip olmamasıdır. Zihinlerin arkasında vardır. Neden vardır? Çünkü gerek İsrail gerek Yunanistan Batı’nın karakollarıdır. Ayrı devletlerdir ama Batı ile bunları müşterek saymak lazımdır. Bunlarla tarihi bağları vardır, lobileri vardır, kolonileri vardır. Batı’daki parlamentolarında, devletlerdeki idarecilerinde bu memleketlerin küçük olmalarına rağmen büyük tesirleri vardır. Birçok sebep vardır ki, Balkanlar’dan sökülüp atılmış Müslüman Türklerin yeniden buralara gelmelerini istemezler”.

Aynı soruya muhalefet lideri Bülent ECEVİT’İN cevabı da şöyle “ Şimdi Batı, burada iki açıdan bakar. Bir Türkiye’nin ekonomik alanda ilerde kendisine rakip duruma gelmesini önlemek ister. İki Türkiye, ekonomik bakımından bir ölçünün ötesinde kalkınır ve güçlenirse ve bu ekonomik kalkınma dışa bağımlı değilse, Türkiye’nin bağımsız bir dış politika izleme olanağı da güçlenir. Şimdi bu ikisi özde ayrı unsurlardır. Fakat zaman zaman çakışabilirler. Benim görüşüme göre Batı Avrupa daha çok Türkiye’nin ölçünün ötesinde kendi başına kalkınmasını önlemek isteyebilir. Türkiye’yi potansiyel bir rakip olarak görebilir bazı alanlarda, nitekim tekstilde rakip olarak gördüğü açıkça belli. Avrupa Topluluğu’nun yapısı değiştikçe, tarımda Türkiye’yi bir potansiyel, hatta fiili bir rakip olarak gördüğü ve de bundan rahatsız olduğu belli, bu anlaşılır bir şey ama Amerika’nın salt ekonomik açıdan, Türkiye’nin ekonomisinin kalkınmasından rahatsız olacağını sanmıyorum fakat, Amerika “Türkiye eğer ekonomik bakımdan kendi gücüyle ve olanaklarıyla bir ölçünün ötesinde kalkınırsa, ben Türkiye’yi dilediğim gibi yönlendiremez hale gelirim” kaygısını mutlaka duyuyordur”.

 İki kutuplu dünya düzeninde Türk siyasetinin iki büyük liderinin söylemlerinde bugüne geçen otuz yılda; Avrupa ve Amerika’nın Türkiye hakkındaki stratejik planlarında değişen bir şey var mı? Varsa da Türkiye’nin aleyhinedir. Zaten bugün ki, Saydam bir dünyada kapalı kapıların arkasında sır kalmadı. Türkiye iktidarıyla, muhalefetiyle, yazılı ve görsel medyasıyla süper güçlerin dünya lideri olmak için oynadıkları satranç oyunun hamlelerini milletin anlayabileceği bir lisanla anlatıyorlar. Büyük önder Atatürk’ün ön görüsünde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin stratejik planlarıyla, Türkiye iktidarıyla muhalefetiyle, askeri gücüyle, büyük ekonomisiyle,  iş gören ve işvereniyle sivil toplum kuruluşlarıyla, top yekün halkıyla bir büyük ulus olduğunu kanıtladı. Her seferinde Süper güçlerin Orta Doğu, Kafkasya, Orta Asya ve civar coğrafyayı yeniden haritasını çizmek devletleri yeniden yapılandırma stratejik planlarına karşı Türkiye muhteşem tarihinden büyük devlet geleneğinden, aldığı potansiyel güçle çok akıllı stratejik planlar yaparak rekabet arenasından başarıyla çıkmayı bilmiştir.

KAYNAK:

Hazar’ın Kanı/Orta Asya’nın Petrolle

Yazılan Tarihi- Yunus Şen

Doğan Kitap- 1.Baskı- 2009

TÜRKİYE-TÜRK CUMHURİYETLERİ İLİŞKİLER MODELİ

EROL MÜTERCİMLER-ANAHTAR KİTAPLAR-1993

MEHMET ALTAN-DARBELERİN EKONOMİSİ

AFA- GÜNCEL OLAYLAR DİZİSİ-3

1.BASKI-EKİM 1990

MAKALE Yorumları