Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
DR. ALİ YILMAZ
CESUR KALEM
mail_outline : ali59yilmaz0740@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

04.10.2020

Okunma Sayısı

4716

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Duygusal Güç!

Sivil toplum ve sivil toplumun oluşturduğu sivil toplum örgütleri, demokratik rejimlerin en etkin gücüdür.

Bu oluşumlar daha çok eğitim, politika, ekonomi, din, kültür, çevre sağlık gibi alanlarda faaliyet gösterir.

Ve böylece yetişmiş kaynaklarını toplumun emrine sunarlar.

Sivil toplum, devlet ve sermayenin dışında kalır.

Ve onları dengeler.

Zira sivil toplumun güdük kaldığı ülkelerde, devlet görevlilerinin elinde bulunan kamusal güç ile özel sermayenin elindeki para gücü birleşerek toplum yararına olmayan kararlar alabilir.

İşte alınan bu yanlış kararları engelleyen, en azından dengede tutan bir güç daha vardır.

 “Duygusal Güç…”

Demokratik ülkelerde, sivil toplumun önemsenmesinin ve dikkate alınmasının altında bu muhteşem güç yatar.

 

Sivil toplumda; farklı kimlikler, farklı inançlar, farklı düşünceler ve toplumun farklı dinamikleri kamusal yararı sağlamak amacı ile bir araya gelirler.

Ve gönüllülük esastır.

Sivil toplum, demokrasilerde özerk bir alandır. Devlet ile arasındaki ilişkiler hukuksal normlara dayanır.

Bu nedenle kimsenin, farklı düşüncelerinden dolayı kafasına göre ayar vereceği, keyfince açıp kapatacağı bir alan olamaz.

Varsa bir hukuksuzluk yargı gereğini yapar.

Demokratik toplumlarda sivil toplum, totaliter/otoriter rejimlere karşı bir muhalefet arenası işlevi görür.

Demokrasinin en dinamik unsuru katılımdır. Ve katılımın ana unsuru da bireydir.

Birey; kendisine değer verildiği ve hak ve özgürlükleri de güvence altına alındığı için kamusal alanda aktif olur.

Özgür iradesi ile davranır, görüşlerini korkmadan ifade eder.

Sivil toplumun yasaklandığı ya da yok edildiği veya resmi ideolojinin egemen kılındığı rejimler, “totaliter” rejimlerdir.

Burada hiçbir renkliliğe ve toplumsal farklılığa müsaade edilmez.

Komünizm, faşizm ve dini esaslara dayalı teokratik rejimler buna örnek gösterilebilir.

Toplum; devlet için vardır. Devletin varlığı ile toplumun varlığı bütünleşmiştir.

Bazı devletler ise ne demokratik ne de totaliterdir.

Haymatlos misali…

Rüzgâra göre bir o yana bir bu yana savrulur gider.

Sivil topluma bir dereceye kadar özgürlük verir ve aynı zamanda güçlü bir denetim ve kontrol uygulaması yapar.

İstediğini söylerse demokrasinin imkânlarını kullandırır ama farklı seslere tahammül göstermez.

“Kapatın! Sorumlular hakkında cezai işlem başlatın!”

Hangi kurala ya da yasaya göre? Belirsiz.

Bunun adı otoriter rejimdir.

 

Sivil toplumun oluşturduğu sivil toplum örgütleri, demokrasinin gelişmesine büyük katkı sağlarlar.

Demokrasi gelişirse hukuk çiğnenemez. Hukuk adil işletilirse mutluluk ve refah artar.

Sivil toplum kuruluşları, kar amacı gütmedikleri gibi sınırlayıcı bir mevzuat sistemine de tabi değildir.

Toplum yararına çalışan kuruluşlardır.

Bu özellikleri ile devlet ve sermayeden ayrılır.

Bu ayrıcalık; onlara özgür düşünce ve özgür hareket etme alanı yaratır.

Sivil toplum demokrasinin gelişmesine katkı verir ama var olabilmesi de demokrasiye bağlıdır.

Başka bir anlatımla damarlarındaki kandır!

 

Batı demokrasilerinde STK’lar bizdeki gibi zayıf ve işlevsiz değildir. İnsanlar birden fazla STK’ ya üye olurlar.

Belediye ya da devlete başvuru yapıldığında, STK üyeliği ve aktif olarak topluma yapılan katkılar göz önünde tutulur!

STK üyeliği olmayan veya STK içerisinde faaliyet yürütmeyen kişiyi, tabiri caiz ise adam yerine koymazlar.

Batı’da STK’lar ne yapar da bu kadar önemsenir?

  • Toplumsal sorunların çözümüne etkin ve uzun vadeli olarak katılırlar. Ürettikleri fikir ve projeleri yerel ve merkezi yönetimlerle paylaşırlar.
Bizde yöneticilerden randevu bile alamazlar!

 

  • Siyasi iradeyi ve yerel yönetimleri kamuoyu oluşturmak suretiyle etkilerler. Böylece onların yanlış karar almalarının önüne geçerler. En azından, yanlış alınan kararları düzeltirler.
Bizim yöneticiler, STK’ları dinlemezler ya da göstermelik olarak,” dinlermiş gibi” yaparlar.

 “Dediğim dedik, çaldığım düdük” meselesi…

“Ben yaptım oldu.”

  • Toplumda sosyal dokuyu korurlar, bölgesel güzelliklere ve tarihi mirasa sahip çıkarlar.
Örneğin, Antalya ile özdeşleşmiş “Kesik Minare” gibi bir tarihi mirası, batı toplumlarında idari bir karar ile aslından uzaklaştıramazsınız.

Sivil toplum anında tepki verir. Bizde ise cılız itirazlar dışında tıs yok.

  • Toplum düşüncesinin özgürleşmesine ve siyasi kalitenin yükselmesine katkı koyarlar.

Bizde devre göre kılık değişir ya da nabza göre şerbet verilir. Düşüncesini açıklayanın başına gelmedik kalmaz!

  • STK’lar Batı toplumlarında siyasetin de anaokuludur. Burada başaranlar siyaseten tercih edilir.
Bizde ise biat ve sadakat yeterlidir. O nedenle sivil toplum kuruluşlarından gelenlere kuşku ile bakılır.

  • STK’lar devlet dışı, devlet karşıtı veya iktidarın arka bahçesi değildir. Sivil toplum; devleti ele geçirmeyi değil, onun etki alanını sınırlamayı hedefler.
Bizde devleti ele geçirmeye çalışan, devlete düşman ya da devlet yöneticilerinin kontrolünde olan STK’lara sıkça rastlanır.

Devleti ele geçirmeye çalışan FETÖ benzeri yapılar… Devlet düşmanı olan PKK güdümündeki dernekler…

İktidarın yan kuruluşu gibi davranan ve devletten nemalanan sözde vakıf ve STK’lar…

Bolca bulunur.

  • STK’lar devlet ve sermayeye karşı bireyin hak ve hukukunu korur. Bu nedenle, “Duygusal Sermaye” ya da “Duygusal Güç” olarak tanımlanır. Evrensel değerlerin yılmaz savunucuları olurlar.
Bizde ki STK’lar mı?

Onu önümüzdeki hafta yazacağım.

 

Günün Sözü: “Hür birey hür milletleri, hür milletler medeniyetleri meydana getirir”

MAKALE Yorumları