Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
PROF.DR.CENGİZ SAYIN
TARIM POLİTİKASI
mail_outline : csayin@akdeniz.edu.tr - sayin.cengiz@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

01.09.2020

Okunma Sayısı

2166

Makaleyi Paylaş

“Domatttes, Biber, Patlıcaaaann ! ...”

Sözleşmeli Tarımsal Üretim Modeli 

  1. Ürün piyasa arzı ve fiyatı her yıl dönemsel olarak niçin dalgalanıyor ki?
Gün geçmiyor ki ülkemizde tarım ürünü piyasa fiyat düzeylerindeki ani dalgalanmalar konuşulmuyor olsun. Bir türlü, ürün hasadı ile başlayan arz yığılmasını, yılın diğer aylarına kontrollü bir şekilde dağıtmayı başaramıyoruz. Piyasa düzenlemesi denen işlemi rayına oturtamıyoruz.  Serbest piyasa koşullarının zorladığı arz ve talep buluşmasına göre ürün fiyatı şekillenmesini hep beraber izliyoruz. Piyasa fiyatı düşükse üretici eğer yüksekse de tüketici isyan ediyor. Biz de o zaman bir sorun olduğunu anlayıp hemen en kolay pansuman tedbirlere başvuruyoruz. “Bu seneyi atlatalım inşallah seneye Allah kerim” kodlamasına geçiyoruz ve bu örümcek ağı sarmalından maalesef bir türlü çıkamıyoruz. Özetle “ürün arzını, sağlıklı piyasa mekanizmaları ile kontrol edemiyoruz.”

Depolanması zor, raf ömrü kısa ve pazarlanma süresi diğer ürünlere oranla daha az olan yaş sebzelerdeki ani fiyat dalgalanması durumunu, çok kısa dönemlerde yaşandığını belirgin bir şekilde izleyebiliyoruz. İlk ürün hasat edilmeye başlandığı zaman şekillenen fiyatın geçen yıla göre çok daha düşük düzeyde kaldığı, maliyetin altında olduğu yönündeki memnuniyetsizliğin her hasat döneminde tekrarlandığını yazılı ve görsel medyadan da görebiliyoruz. Örneğin Bursa’da salçalık domatesin fabrikalarla yapılan 2 Tl/kg dolayındaki sözleşmeli alım ilanına karşın neredeyse 1 TL/kg altında işlem görmesi, aynı şekilde Maraş biberinin beklenen 3,5 TL/kg yerine 2,5 TL/kg olarak alıcı bulması gibi.

Peki, o zaman özellikle sebze arzında ve fiyat dalgalanmasında yaşanan bu sorunun temel kaynağı nedir? Niçin her yıl aynı döngü yaşanmaktadır?

Üretici de tüketici de aynı görüntüyü her yıl izlemekten uyuşmuş gibi, sanki kanıksamış gibi gelişmeleri. Yaşamın bir parçası olmuş yanlışlar adeta. Sorunlara toplumsal bağışıklık kazanmak bu olsa gerek. Her yıl pazarlama döneminde ortaya çıkan fiyat virüsündeki dalgalanmaya karşı aşılanmış olmak gibi bir şey bu durum. Fiyat düzeyleri etkilemiyor üreticiyi, biraz tepki gösterilip atlatılıyor süreç, “yan etkisine alıştık seneye de bekleriz” denilir gibi sanki. Ekonomi mi? Ne ekonomik dengesi, kuralı, teorisi? Kim iktisadi işletme, karlılık vs istiyor ki? Yaşam biçimi olmuş bu gelişmeler. Kimse karışmasın isteniyor adeta. Dertleriyle mutlu mesut bir aile olunmuş.

Kim istiyor ki üretim planlaması, arz kontrolü, piyasa düzeni, sözleşmeli tarım olsun veya kooperatifçilik gelişsin?

Ne olacak yani sözleşmeli tarıma geçilirse? Ne demek, “sözleşmeli tarım”? Hangi sorunu çözecek bu yaklaşım? Bakalım o zaman ülkedeki duruma. Sonrasında kooperatifçiliği masaya yatırırız inşallah.

  1. Sözleşmeli tarım veya sözleşmeli tarımsal üretim modeli çare mi?
Sözleşmeli tarım veya üretim modeli, bir tarım politikası düzenleme aracı olarak çok farklı amaçlar için kullanılabilmektedir. Örneğin istenen tarımsal üretim desenini oluşturmada önemli bir araç olarak tercih edilebilirken ürüne pazar garantisi sağlayan bir destekleme politikası aracı olarak da sözleşmeli tarım uygulaması düşünülebilmektedir. Bu model, sadece Türkiye’ye özgü bir politika uygulama aracı olmayıp dünyada hemen her ülke tarımında farklı amaçlarla ve farklı içeriklerde uygulanmaktadır. Ancak büyük çoğunluğunda ortak bir yön olarak, “ürüne pazar ve fiyat garantisi verme” konusu öne çıkmaktadır. Bu yolla sözleşme ortağı olan alıcı tarafı, tedarik edeceği ürün miktarını garantilerken üretici tarafı, pazarı ve fiyatı dolayısıyla geliri garantilemek istemektedir.

Genel olarak “sözleşmeli tarım modelinde” üzerinde durulması gereken bazı temel konular olup bunlardan öne çıkanlar ve Türkiye’deki yasal çerçeve aşağıda belirtilmiştir. Bunların varlığı veya önem dereceleri, her ülkenin izlemiş olduğu tarım politikası kapsamına göre farklılık göstermektedir

a. Sözleşmeli tarımsal üretimde bazı genel kabuller

  • Bu modelde, tüm tarımsal üretimin mutlaka sözleşmeli olması gerektiği ve bunun zorunluluk olduğu anlamı çıkarılmamalıdır. Temel yaklaşım; eğer üretim sözleşmeli olarak yapılacak ise yani sözleşmenin her iki tarafı da buna onay vermiş ise gerçekleştirilen sözleşmenin içeriğine uyma zorunluluğu yanında konuyla ilgili uygulamadaki mevcut diğer bazı temel çerçeve yasal düzenlemelere de uyulması gereklidir.
  • Sözleşmeli üretim konusu, isteyen üreticinin tercihine bir yönelik bir durumdur. Ancak bazı alıcılar da vardır ki bunlar da sadece sözleşmeli üretim modeliyle üreticiden ürün temini yapmak isteyebilirler. Bu da alıcının tercihine dayalı bir durumdur. Ancak bazı ürünler için, üretici örgütü dışında bir alıcı olması ve piyasada monopol veya oligopol oluşturma etkisi söz konusu ise serbest rekabet ortamı kısıtlanmış olduğundan üretici aleyhine bir gelişme yaşanması olasılığı da olabilir.

b. Türkiye’de sözleşmeli tarımsal üretime yönelik yasal yapı yeterli mi?

  • Sözleşmeli üretimin temel yasal dayanağı Türkiye’de Borçlar Kanunu (No.6098) olup temel ilke “sözleşmelerin serbestliğidir”. Sözleşmenin tüm tarafları, kanunda belirtilen temel kurallara göre sözleşmenin içeriğini kanunun temel kurallarına bağlı kalarak karşılıklı anlaşmayla serbestçe belirleyebilirler.
  • Sadece tarımsal üretim gibi bazı alanlarda kamu yararı gözetilerek Borçlar Kanunu’na uygun “Tip-Örnek Sözleşme” uygulamaları geliştirilip ilgili bakanlık yönetmelik ve tebliğleri ile ilan edilebilir. Nitekim Türkiye’de ilk olarak 1996’da "Sözleşmeli Ürün Yetiştiriciliği ile İlgili Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ" (RG. 22682 sayı) yayınlanmıştır. Daha sonra 2006 tarihli Tarım Kanunu (RG.26149) ile birlikte tebliğ düzenlemesine son verilmiş ve 2008’de “Sözleşmeli Üretimle İlgili Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik” (RG.26858) uygulanmaya başlanmış, 2014’de de revize edilmiştir.
  • Yönetmelik; tarımsal üretim yapan üretici ve yetiştiriciler veya temsil yetkisine sahip üretici örgütleri ile bunların ürünlerini satın alacaklar arasında akdedilen usulleri kapsar (md.2). Eğer sözleşmeli üretim yapılacaksa bu yönetmeliğe ve kapsamına uyum zorunludur. Her türlü işlenmemiş ham tarım ürünü bu kapsamdadır (md.2/i). Sözleşmeli üretim yapacak işletmenin Çiftçi Kayıt Sitemi (ÇKS)’ne ve/veya Tarımsal Üretim Kayıt Sistemi (TUKAS)’ne kaydı zorunludur (md.3/2).
  • Yönetmeliğe göre sözleşme kapsamında; tarafları tanıtıcı hukuki bilgilerin, üretim yöntemi ve işlemler, ürün çeşidi ve miktarı, doğal afet durumu, ürün fiyatı, ödeme zamanı ve şekli, sözleşme süresi, anlaşmazlık durumu ve çözümü gibi temel konulara (md.5-8) yer verilir.

c. Ülke olarak sözleşmeli tarımsal üretim deneyimimiz var mı?

Türkiye’de geçmişte olduğu gibi günümüzde de, hemen her bölgede ve pek çok üründe olmak üzere, üreticiler veya temsilcileri olan örgütleri ile ihracatçı, işleyici ve diğer alıcılarla sözleşmeli tarımsal üretim faaliyeti sürdürülmektedir. Bunlardan en bilinenleri örnek olması bakımından konu başlıkları halinde aşağıda sıralanmıştır:

  • Organik tarım ve iyi tarım kapsamlı üretim uygulamaları
  • Trakya’da ayçiçeği, Bursa’da salçalık domates ve meyve suyu, Niğde’de elma ve Nevşehir’de şaraplık üzüm, Malatya’da kuru kayısı ve Karadeniz Bölgesi’nde çay üretimi
  • Manisa ve İzmir’de ihraç kuru üzüm, Adana’da pamuk ve Türkiye’de şeker pancarı üretimi
  • Hibrit hububat, mısır, ayçiçeği tohumu üretimi, silajlık mısır üretimi
  • Kooperatifler üzerinden çiğ süt üretimi, etlik piliç ve damızlık yumurta üretimi, damızlık BB ve KB hayvan yetiştiriciliği, besi hayvanı yetiştiriciliği
  • İhraç amaçlı yaş meyve ve sebze üretimi ve diğer sözleşmeli üretimler
Anlaşıldığı gibi, ihtiyaç duyan tüm üretici ve alıcılar, kendi aralarında serbest bir şekilde ancak mevcut yönetmelik kurallarına uyarak sözleşmeli tarımsal üretim yapabilirler.

O halde, ülkede böyle bir model deneyimi ve yasal düzenleme altyapısı olmasına karşın niçin ülkede her yıl normal piyasa seyri dışında arz dalgalanması ve dönemsel fiyat dengesizliği sorunu oluşmaktadır?  Ülke üretiminin büyük oranda sözleşmeli tarımla sürdürülmesi ve böylece bu sorunların aşılması söz konusu olabilir mi?

  1. Sözleşmeli tarım modelinde her şey güllük gülistanlık mı?
Kuşkusuz teorik bir yaklaşımla bunun olabileceği söylenebilirken uygulamada bunu başarabilmenin bazı engelleri ve zorlukları da bulunduğu görülmektedir:

  • Üreticiler büyük oranda bireysel hareket etmekte örgütlü bir yapı ile sözleşmenin tarafı olamamaktadırlar. Böylece sözleşmenin koşulları konusunda rekabet güçleri zayıflamakta ve daha çok kabullenen bir pozisyonda yer almaktadırlar.
  • Mevcut sözleşmeler yazılı hukuk kurallarına göre değil örfi hukukun gereklerine göre “sözlü” olarak gerçekleştirilmektedir. Güven sermayesi baskın tercih olarak öne çıkmaktadır.
  • İşleme ve ihracat gibi amaçlar taşıyan özellikli tarım ürünleri dışında genellikle arz fazlası olan ve istenildiği zaman piyasadan bulunan ürünler için alıcı taraflar sözleşme yapmaya gerek duymamaktadırlar.
  • Ülkedeki tarımsal ürün işleme sanayi kuruluşları kapasite, finans ve hedef pazar büyüklüğü vb ekonomik göstergeler açısından kapsamlı sözleşmeli üretim modeli yürütecek yeterli ölçeğe sahip değiller.
  • Üreticiler tüzel kişiliğe sahip kurumlarla sözleşmeli tarım yapma yerine, özellikle hasat ve ürün teslimi öncesinde ihtiyaç duyduğu dönemde finans imkânı sağlayan tüccarlarla çalışmayı daha çok tercih etmektedirler.
  • Mevcut tarımsal işletmelerin çoğunlukla parçalı ve küçük ölçeklerde olması nedeniyle üretim miktarları da fazla olmamakta, pazarlamada sorun yaşamayacağını düşünmektedirler.
  • Sözleşme kapsamında ürün özellikleri konusunda belirtilen kriterleri sağlamada zorluklar yaşanmakta, ürün teslimi anında kalite düşüklüğü gerekçe gösterilerek fiyat düşürülmesi durumları sıkça yaşanmaktadır.
  • Sözleşme koşulları genellikle güçlü alıcı lehine şekillenmekte ve çoğu bireysel olarak hareket eden üreticiler fazlaca söz sahibi olamamaktadırlar.
  • Alıcı tarafın kamu kurumu veya kamu iktisadi teşebbüsü olması durumunda, devlete güven ve kamunun üreticiyi koruma politikası gibi yaklaşımlar nedeniyle sözleşmeli tarımda daha fazla tercih edilmelerine karşın tüm ürünlerde böyle bir seçenek söz konusu değildir.
  1. Son söz: Küçük üreticiler bireysel sözleşmesin, güçlerini birleştirsin ve örgütlensin!
Velhasıl özellikle küçük üreticiler için arz ve fiyat dalgalanmasının önüne geçebilecek örgütlü sözleşmeli üretim modeli bir çıkış alanı olarak görülmesine karşın belirtilen nedenlerle uygulamada sözleşmeli üretim modeline yaklaşım, özellikli ürünler ve amaçlar dışında sınırlı kalmaktadır. Büyük ölçekli üretimler ve büyük işletmeler için ise zaten pazarlama sorunu fazlaca yaşanmamaktadır.

Dolayısıyla gelinen noktada, ülkedeki mevcut parçalı ve küçük ölçekli ekonomik yapı, üreticilerin aslında örgütlü olarak ürünlerini sözleşmeli veya diğer şekillerde pazarlaması gerektiği gerçeğini ortaya çıkarmasına karşın maalesef bunun niçin başarılamadığını bilimsel olarak izah etme olanağı bulunmamaktadır.

Seneye de maalesef aynı türküyü dinleyeceğiz anlaşılan.

Öyle ki, ülkede küçük üreticilerin örgütlenmesi tamamlanmış olana kadar.

 

“DOMATTTES, BİBER, PATLICAAAANN ! ...” (Rahmetli Barış Manço’dan)

MAKALE Yorumları