Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close

Diken Tarlasından Gül Bahçesine (15)

Çiftlik Komşularımız

            Havuzu yaptırdıktan sonra, adı da konmuş olan bizim “Küçük Çiftlik”imizin emeğe ihtiyacı vardı; biraz daha.

            Evet, ilk yaptığımız iş, çevresini dikenli telle çevirtmek olmuştu ama sevmiyordum bu görüntüyü.

            “Telleri söküp birçok çiftlikte gördüğümüz gibi, en az iki metre yükseklikte beton duvarlarla mı çevirdiniz yoksa?” diye mi sordunuz?

            Çok hoşsunuz! Deli miyim ben? Yapar mıyım öyle bir şey?

            Kimden ne saklayacak, ne gizleyeceğim ki? Dikenli telle çevirtmemin nedeni, çevrede başıboş otlayan koyun, keçi ve sığırların içeri girip dikilen fidanlara zarar vermesini önlemek içindi.

            Dikenli tel ve beton duvar yerine ne mi istiyordum?

            Sağıma, soluma, önüme ve arkama bakınca da yeşil, yemyeşil bir örtü görmekti; tek isteğim.

            Ne geldi aklınıza?

            Nalburlarda satılan, halı sahalara döşenen yeşil plastik örtü mü?

            Özellikle İstanbul Bahçeşehir’de villaların çevresini öyle yapanları da çok gördüm ama hayır, o da değildi benim sevdiğim.

            Daha önemli bir şey geldi aklınıza, değil mi?

            Yaz kış yeşil kalan minare boyu yükselen servilerle çevirmek… Sık sık dikilir ve budanmazsa, birkaç yıl sonra ne dışarıdan içerisi görünür, ne de içeriden dışarısı… Bırakın koyunu, keçiyi insan bile giremez içeri…

            “Servi, mezarlığı anımsatır; dolayısıyla ölümü” derseniz, ardıç da görür aynı işi.

            İyi de neden dışarıdan içerisi görülmesin ki? Kilisli Komşum Hanefi Bey ve ortağı Dursun Bey’den niçin saklayayım ki, bahçemde renk renk açmış güllerin güzelliğini? Ve üstelik eşim Güler de hiç hoşlanmaz; kendimizi ve emek ürünü güzellikleri saklayıp gizlemekten.

            Yüksek duvarlarla ya da servi ve ardıçla sımsıkı çevirsem dört yanımı, “Çiftlik mi, açık hava hapishanesi mi burası?” diye itiraz etmez miydi?

            Böyle bir derdim, böyle bir amacım yoktu. Ancak kupkuru dikenli teller de rahatsız ediyordu beni.

            Çok kolaydı, bu rahatsızlıktan kurtulmanın yolu. Dikenli tel boyunca sarmaşık ile sarmaşık gibi saran yasemin ve acemgülü dikersem, bir iki yıl içinde ulaşırdım hedefime.

            Evet ya, beklemenin gereği yoktu. Kararımı verince, yine doğru Çiçekçi Nejat’ta aldım soluğu. Aklıma gelenler de vardı çiçekçide, gelmeyenler de…

            Yetişmiş, köklü bir, bir buçuk metre olanlardan aldım bolca. Kamyonete doldurup getirdim bahçeye.

            Bahçıvanımız İlyas Efendi şaşırdı önce:

            “Hüseyin Bey, nedir bunlar? Yenmez, içilmez hiçbiri. Ne yapacağız, nereye dikeceğiz bunları?” diye sordu.

            Anlatınca ne düşündüğümü:

            “Evet, şimdi anladım! Güzel olur, çok güzel olur hem de.” diye sevindi.

            “Şunlar yasemin… Güzel güzel açar ve çok güzel kokar. Kapıdan sizin eve kadar uzanan yol boyunca dikelim bunları. Hem biz yararlanalım güzel kokusundan, hem komşularımız Hanefi ve Dursun Beyler…” dedim.

            İlyas Efendi, ne yapılacağını bilsin yeter ki. Ötesine karışmayın siz!

            Dursun Bey’den size hiç söz etmedim bugüne kadar, değil mi?

            Bu değerli komşumuz, Kilisli Hanefi Bey’in iş ortağı imiş. Tarlayı da ortak almışlar; yarı yarıya. Biz önce Hanefi Bey’i tanıdık. Caddeye yakın yapmıştı, evini o. Havuzu da evlerinin önüne değil, arkasına…

            Neden öyle yaptıklarını bilmiyorum ve sormamıştım da. Bir yıl kadar sonra, bizim bahçedeki köy evi hizasına bir ev inşaatı daha başladı komşuda. İşte o zaman tanıdım Dursun Bey’i. Hem iş, hem bahçe ortağı olduklarını da öğrendim böylece.

            Ülkemizde ortaklıklar pek uzun ömürlü olmaz nedense. Genellikle iyi başlar. Can ciğer kuzu sarması olunur da sonu üzüntülü biter çoğu zaman.

            Kazanmayı bilir de paylaşmayı bilmediğimizden midir acaba?

            Hele hele de kardeşler ve yakın arkadaşlardan oluşan ortaklıklar!..

            Büyük bir hevesle başlanır. Elinden geleni yapar herkes. Başarılı olunur, kazanılır. Birlikte yenilir, içilir. Birlikte sevinç ve neşeyle paylaşılır, gezilir.

            İşleri daha da büyütüp daha da çok kazanınca, “Sen az çalıştın, çok aldın; ben çok çalıştım, az aldım.” söz dalaşı giderek düşmanlığa dönüşür.

            “Gel, oturup konuşalım; dostça ayrılalım.” demek varken hakaret, küfür, yumruk, bıçak, tabanca ve tüfek girer araya.

            O çok güzel başlayan evliliklerin bir kısmı da böyle sona ermiyor mu?

            Hanefi Bey ve Dursun Bey’lerin ortaklığında böyle olumsuz bir durum görmedik de, duymadık da…

            Hanefi Bey, erken göçüp gitti bu dünyadan. Beş on yıl kadar kızı ve damadı gelip gitti yazları. Sonra, Elazığlı Ateş Bey’e sattılar haklarını.

            O sırada Dursun Beyler de Ege kıyısında Altınoluk dolaylarında bir yazlık almış; bizim oralara gelmez oldular. Birkaç yıl bakımsız kaldı evleri, bahçeleri…

            Sonunda Elazığlı Ateş Bey’in torunu Koray Bey satın almış; Dursun Bey’in hissesini.

            Dursun Bey gibi, Koray Bey de çok kibar, çok anlayışlı bir komşumuz. Son yıllarda yapılan iki hisse arasına konan dikenli teli kaldırıp birleştirdi bahçeyi. Havuzun bakımını yaptırıp işler hale getirdi. Çevresine gölgelikler yaptırdı.

            Kümes hayvanlarını çok seviyor Koray Bey. Özellikle de ördek ve kazları… Üç, beş değil, sormadım ve saymadım ama otuz, kırk kadar var.

            Havuzun önünde, Hanefi Bey’in yaptırdığı evde oturuyorlar. Şu sırada da Dursun Bey’in evini tamir ettiriyorlar.

            Biz komşularımızı seviyoruz, komşularımızdan memnunuz. Dileriz, onlar da bizden memnun olsunlar!

            Bir dileğim daha var benim: Keşke devletimiz de tüm komşularımızla iyi ilişkiler kurabilse! Hiçbir ayrım yapmadan ülkemizin tüm komşularını oldukları gibi kabul edip sevebilsek, onlar da bizi sevip saysalar…

            Ne güzel olurdu, değil mi? (Devam edecek…)

MAKALE Yorumları

HÜSEYİN ERKAN
YAŞAMAK ZAMANI
mail_outline : huseyinerkan.antalya@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

19.11.2021

Okunma Sayısı

364

Makaleyi Paylaş