Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close

Değişik Kitap Okumanın Lezzeti

Ya da “ Okumak İçin Çabalamak”

…bir hayalet geziniyor;

POSTMERNİZM…

“Postmodern hayaletin dokunmadığı neredeyse

Tek bir entellektüel faaliyet alanı yok.

Bu hayalet, mimariden zoolojiye kadar

Her kültürel disiplinin üzerinde iz bırakıyor;

Biyoloji, coğrafya, tarih, hukuk, edebiyat

Ve tüm sanat dalları, tıp, siyaset, sosyoloji

Cinsellik, vb.ye uzanıyor. Ancak bu şekilsiz varlık

Gene de bir hayalet ve oldukça korkunç bir hayalet

 Olarak kalıyor.”- Dr. Sezgin KIZILÇELK- POSTMODERNİZM DEDİKLERİ

 

Okumanın değişik lezzetlerinin ser hoşu olmak için, kitabın yazarı ile oturduğunuz sohbet minderinde

Kültürel birikiminiz ölçüsündeki söyleyeceklerinizle kaimdir. Yazılan metin, yazar ile okuyucu arasında güzel bir sohbete dönüşmesi zaman içinde okuru yazarın güzel sohbetinin bağımlısı yapabilir. Böyle durumlarda kitap dolusu raflarda okurun gözü kendi dost yazarını arar. Değişik yazar ve kitaplarını da okurken bağımlısı olduğu yazarı ve kitaplarını da mukayese ederek okur ve her bir yazarın bilinçaltı dünyasının Labirentindeki gizemli dünyasını keşfedip okumanın lezzetini damarlarında akan kanda hisseder. Bu duygu bir dostun verdiği paylaşım duygusudur. Tabiidir ki, her yazar ve her kitap böyle olacak diye bir “yazın dünyası” yok. Bazı kitapları da okumak için çabalamak lazım. Konusu bulanık, akıcı değil, beni sarmadı gibi şikayetler konusu olan kitaplar genelde iticidir. Kitaptan da yazandan da uzaklaşır okur. Ancak her zor okunan yazar itici olabilir mi?

Okunan, bir paragraf, dörtlük ya da metnin tümü anlatımı alışkın olmadığımız bir üslup ile yazılmışsa, ancak Beynin katmanlarında bin bir soru oluşturan bir entelektüel yazar itici olabilir mi?

Zamanımızda şöhretleri Türkiye’nin sınırlarını aşmış az sayıdaki yazarların çoğunun kitapları kendi toplumunda zor okunan yazarlar olmasına karşılık dünyada en çok okunan yazarların başında yer alıyorlar hal böyle ise neden? Kişinin kendini yenilemesi, içinde bulunduğu fasit dairenin dışına çıkmasını, sınırlarını zorlaması ve en önemlisi soyut düşünmeyi, yorum yapma sistemini geliştiren yazarların kitaplarını okumak ya da zoraki okumak gibi bir sorun aşılamıyor. “Sanatta devrim” yapmış olan toplumlar ile yapmamış olan toplumların karşılaştırmalı bir analizde; Rönesans’tan bu yana süregelen bu değerler dünyasını altüst eden, düşünce tarzını ve hayat üslubunu kökünden değiştiren devrimlerin gerçek boyutlarını anladıktan sonra bunu net görebiliriz diye düşünüyorum. Orhan PAMUK – Oğuz ATAY gibi yazarları okumak için neden çabalamak gerek. Neden, Reşat Nuri Güntekin, Halit Ziya Uşaklıgil ya da Yakup Kadri, Tarık Buğra, Yaşar Kemal gibi yazarları çabalamadan okurken Oğuz Atay’ın “Neden yazdıklarımı anlamıyorlar, neden çevremde kimse yok? (Oğuz Atay- “Gülük”- Orhan Pamuk’u okumak- Yıldız Ecevit). Neden okuyucu; Orhan Pamuk’un CEVDET BEY VE OĞULLARI romanını rahatsızlık duymadan tat alarak okuyor da örneğin Nobel Edebiyat ödülünü aldığı post modern edebiyat akımının öncü “KAR” romanını aynı rahatlıkta okuyamıyor? cevabını uzmanlardan alalım.

PROF. DR. DURALİ YILMAZ/ ROMAN SANATI VE TOPLUM- Kitabında; Fert Ve Dünya Görüşü Açısından Roman

Bölümde; “Oturmuş ve sağlıklı, dünya görüşü kesin çizgileriyle belirmiş toplumlarda, romancının,  toplum ve medeniyet meseleleri üzerinde kafa yorduğu; fert ve dünya görüşü konularına eğilmediği görülür. Bunun açık örneği 19. Yüzyıl Fransız romanıdır. Bu yüzyılda Fransa’da ihtilal dönemi kapanmış, bunalımlar ve büyük sarsıntılar atlatılmış, burjuvazi kesin egemenliğini kurmuştur. Toplumun dünya görüşü belirmiş, pozitivist bir dünya görüşünün eşiğine gelinmiştir. İşte bu toplumun romanını yazan Balzac ve Standhal gibi romancılar, doğrudan doğruya medeniyeti oluşturan ve topluma yön veren unsurlara eğilirler; fert üzerinde durmazlar. Çünkü toplumda her fert yerini almış, aşağı yukarı kendi iç meselelerini çözümlemiştir.”

Şeyh Galib’in; Hoşça bak zatına kim zübde-i (öz- çekirdek) alemsin sen”;  ifadesinde ki ilham ile romancı da içinde doğup büyüdüğü toplumun bir özü ve özetidir. Tam da bu anlamda Cevdet Bey Ve Oğulları romanı; 19. Yüzyılda batı tarzı roman yazma akımının öncüleri sayılan Ahmet Mithat ve ardılları olan Halit Ziya Uşaklıgil, Yakup Kadri, Ahmet Hamdi Tanpınar, Peyami Safa gibi yazarların yazdıkları romanların doruk noktasıdır.

Orhan Pamuk-CEVDET BEY VE OĞULLARI-Romanında; “ Nişantaşı bir ailenin üç kuşak boyunca serüvenlerini anlatan bu kitap ev içlerinin renklerini, zamanın akışını, günlük sıradan konuşmaları akılda yer eden kahramanlar aracılığıyla saptarken okura geleneksel romandan alınacak hazları bütünüyle veriyor. Yüzyıl başında İstanbul’da Abdülhamit’in son yıllarında küçük dükkan sahibi, ilk Müslüman tüccarlardan 

Cevdet Bey’in tutkusu hem işlerini büyütmek, zenginleştirmektir; hem de “Batılı anlamda” çağdaş, modern bir aile kurmak. Kökü taşraya uzanan kendi geleneksel ailesini bir yana bırakarak bu isteklerini gerçekleştirmeye girişen yalnız ve tüccar Cevdet Bey’in ve oğullarının günümüze uzanan hikayesi bir anlamda Türkiye Cumhuriyeti’nin özel hayatının da hikayesidir. Ev içlerinin, yeni apartman hayatının, Batılılaşan büyük ailelerin, Beyoğlu’na çıkıp alış veriş etmelerin, radyo dinlenen Pazar öğleden sonralarının dikkat ve sevgiyle anlatıldığı bu panaromik roman Orhan Pamuk’a hak ettiği ünü getiren olgun bir kitaptır… FETHİ NACİ”

Yıldız ECEVİT/ORHAN PAMUK’U OKUMAK- KAFASI KARIŞMIŞ OKUR VE MODERN ROMAN-/

 Orhan Pamuk Kırmızı Koltuk, İnterstar Televizyonu, 23. 10. 1994 tarihli bir söyleşide: Bizimki gibi ülkelerde okumak, belirli bir yararcılıkla ilgilidir. Bizim ülkemizde haz için okuma alışkanlığı daha yeni yeni yerine oturuyor. Diyor. Yıldız Ecevit’in; tespiti de şöyle “ Çeşitli sosyoekonomik sorunların sarmalındaki geçiş dönemi Türkiye’sinde, yazılı bir metni salt zevk için tüketmek henüz bir lüks olarak görülmektedir. Türk roman okuru, yazarında hala bir sosyolog, bir psikolog, bir yol gösterici, giderek bir militan aramayı sürdürmektedir. Okurun bu yöndeki beklentilerini doyurmayan ve metinlerinde uçta metin denemeleri yapan yazarlar ise – Oğuz Atay örneğinde görüldüğü gibi, uzun süre yalnız bırakılmışlardır. Biçimcilik, neredeyse suç içeren bir estetik davranıştır Türk edebiyatında.” Orhan Pamuk’un metinleri yazarken onları “toplumsal kimlik sorunları olarak okumaya çalışan okurların sürekli baskısını hissettiğini” söyler. Her romanında farklı biçim denemeleri yapar.

100’ü aşkın ülkede 46 dilde okunan: BENİM ADIM KIRMIZI Kitabı için; FRANKFURTER ALLGEMEINE-ALMANYA şöyle yazacaktır: “Genç Türk romancısı Orhan Pamuk, Avrupa’ya roman nasıl yazılır, gösteriyor.” THE NEW STATESMAN-İNGİLTERE: “Orhan Pamuk’u herkes okumalı.” Diyor. Yıldız Ecevit bu roman içinYazarın yazma edimini kurmaca metnin bir parçası durumuna getirmesi, nasıl yazdığını anlatması ve romanın içinde yazma edimi ile ilgili sorunlar konusunda düşünce üretmesi, edebiyat biliminde “ÜST KURMACA-metafiktion//surfiction” diye tanımlar. Kanımca esas sorun Natüralizm akım geleneğin konforlu atmosferinde rahatını bozmayan okuyucu ki, bu genelde resim, heykel, sinema, tiyatro, öykü, roman, şiir gibi sanatsal yapıtlarda okuyucu zorlamadan yazarın vermek istediği nesnenin özünü, ana fikrini anlar ve anlamlandırmada zorluk çekmez. Örnek vermek gerekirse Yaşar Kemal’in romanlarını rahat zorlamadan okuyan biri Orhan Pamuk’un ya da Bilge Karasu’nun romanlarını aynı rahatlıkta okuyamaz. Okuya bilmek için çabalamak gerekir. Hatta bir rehbere başvurması çabalamasını kolaylaştırır.  Postmodern metinlerin çözümünde Yıldız Ecevit güvenli bir rehberdir. Yıldız Ecevit çağdaş roman okumanın zorluğunu şöyle anlatıyor. Okuyucu, Kafka, Joyce, Beckett, Robbe, grillet, Oğuz Atay, Ferit Edgü ya da Bilge Karasu gibi çağdaş yazarların okur ile ilişkileri sorunludur. Çünkü okurun büyük bir çoğunluğu bu yazarların kitaplarını öykü ve romanlarını anlamıyorlar. “Okurken nereye tutunacağını bilmiyor. Metin içinde kendini dayanaksız, yalnız duyumsuyor. Oysa ne Goethe’yi, ne balzac’ı ne de Tolstoy’u okurken bu duyguya kapılıyordu okur. Yakup Kadri’yi de, Selim İleri’yi de, Orhan Pamuk’un “ Cevdet Bey Ve Oğulları” nı da, rahat ve huzurlu bir okur tutumu içinde olmuştu”.  “Okuyucu; nereye tutunacağını, metin içinde kendini dayanaksız yalnız duyumsuyor” hallerine cevap olan bir kitap

ENİS BATUR/ACI BİLGİ- Fugue Sanatı Üzerine Bir Roman Denemesi: “Hem kendi,  kendisi; hem, kendi kendisinin iz sürücüsü olmak. Seyretmek ve seyretmek. Seyrediyor ve seyrediliyor olmak ….kendini de öyle kılmak. Yolcu-oluş koşulunda bir cıva gerçekliği egemen. “Hareket ediyor, yer değiştiriyor, bir yerden öbürüne gidiyorum: yolda yolumdayım. Sonra duruyor, bir masanın önüne geçiyorum: Asıl yolculuk başlıyor: Yerler ile harfler, gerçek ile düş, gerçeklik ile imgeler, gördüklerim ile kurduklarım arasında – ben, peki, ikisinden en çok hangisiyim.” Yolcu-oluş, önce yolculuk halinde oluş. Bir dış yolculuk hali, belki: Bir yerden öbürüne geçiş. Bir iç yolculuk hali, kesin kes. Zihnin çarklarında süreğen kılınan yer değiştirme hareketleri …. Yalnızca yer değiştirme mi, hayır, bir o kadar da duruş  (biçimi(kimlik), o bağlı olarak da Zaman değiştirme yetisi edinmek.

Onyedi- Bach’ın doğru çizgilerden nefret ettiği, kestirme yollara sapmaya hiç yanaşmadığı söylene gelmiştir: Fugue’lerinde, dört  sesin ve çifte-figürün peşi sıra, eğrinin sonsuz çağrısına kapıldığı, sarmal ve kırık devimlerle ilerlediği, ama bir yere gitmeye çalışmadığı görülür: Her şey buradadır, “öte” bizim imgelerimizde genişleyen, genişleyebiliyorsa genişleyebilen bir diyardır. Kendini yineleyen, kendi dokusuna öykünen bir akış, bir mantık; kendi etrafında, merkezinde dönenmekten dipsiz kıvançlar elde eden bir oyunculuk: Yapraklarının içinden açılan gül, üstüne kapanıveren etobur çiçek…”  Fugue--(Füg): Konu olarak tanımlana bilen; kısa fakat geliştirilebilen özellikteki bir temanın, benzetmelerle işlendiği kontrpuan üslubuna dayalı bir besteleme biçimidir. İsmini, “kaçmak” anlamına gelen Latince kökenli fuga eyleminden alır. Ses ya da çalgı için yazılan füglerde temaya (konuya) ait sesler kaybolup beliren bir döngü içinde, birbirini kovalıyorcasına sürer. Johann Sebastian BACH- (1685-1750) yazdığı fügler, bestecilik sanatının temelini oluşturur.(Diğdem GEZEK - Elvan GEZEK)

Enis BATUR; Fugue sanatı eksen alarak yazdığı “Roman Denemesi”, esasen çoğu alıştığımız roman deneme metinlerin çok sınırlarını aşıyor. Batı kültürünü özümsemiş bir aydın. Açıkçası kitap için yazılan Şu sözler;

“Acı Bilgi”. En doğrusu onu okumaya girişmek” yürekten katılıyorum. “ya da hiç girişmemek” söylemine ise asla katılmıyorum. Merak içgüdüsünü geliştirmek için çabalamak gerek.

Francis CLAUDON(Özdemir İNCE)/ ROMANTİZM SANAT ANSİKLOPEDİSİ Klasik uygarlığın eski temellerini sarsmak pahasına, XVIII. Yüzyıldan itibaren, hümanizma ve gücü sınırsız usu tartışma konusu yapan büyük yaşamında, felsefe, sanatlar, toplum, gelenek ve görenekler, toplumsal ya da siyasal devrimlerde çok önemli bir rol oynadı ve bütün bilim dallarını etkiledi.” Bir Yalnız Gezginin Düşleri adlı yapıtın yazarı Rousseau; Bienne gölü kıyılarının Cenevre gölü kıyılarından daha yabanıl, daha romantik olduğunu yazacaktır ve Etienne-François Letourneur, 1776 yılında, Shakespeare çevirisinin önsözünde şöyle yazacaktır. “Shakespeare’i yalnızca kent içinde okuyup üzerinde düşünmemeli. Onu tanımak isteyen insanın kırlarda dolaşması,  kayalıklara ve dağlara tırmanması gerekir; böylece engin denizi görebilir, gözleriyle bulutların göksel ve romantik görünümünü algılayabilir. İşte o zaman, Shakespeare’in dehasının, her şeyi betimleyen, her şeyi canlandıran bu dehanın nasıl bir şey olduğunu duyumsayabilir” Romantizm edebiyat akımının büyük ustaları (Goethe, Shiller, Rousseau) ve niceleri; hiç kuşkusuz besleyen damar Dante, Petrarca, Shakespeare, Ronsard ama aynı zamanda Grimm kardeşler gibi halk masalcılarını da anmak lazım. Ve bir birinin ardından kuşaktan kuşağa sürekli ve istikrarlı bir şekilde değişik romantik ekoller batı toplumunu sanatta ve yaşamsal kültürünü var eden etkenlerden biri olmuştur. Ardışık bir sistematik düzen içinde  Eugene Delacroix’in muhteşem tablolarında ve romantik resim sanatında insan ve doğayı yeni bir biçimde kavrama çalışmaların aynı zamanda yaşamsal alanda etkisini gösterdi. Romantik resim, Romantik dönem mimarisi, romantik müziğin yanında romantik dönemde heykel mimariden ve resimden tamamıyla farklı bir biçimde özerk olarak gelişti. Klasik çağda heykel için herhangi bir özerklik söz konusu değildi. Mimari sanatında bir aksesuardı. Romantik heykel Antonio Canova’nın “Aşk Tanrısı ve Psykhe 1787-1793” – ve Pauline Borghese” yine Jean Babtiste Carpeaux’ın “Venüs’ün üç tanrıça arkadaşı 1827-1875” kısacası edebiyat, müzik, resim, heykel ve mimaride romantizm akımı temeli klasik dönemde var olanlarda,, XVIII. Yüzyılda mirası devralan Hugo, Balzac gibi dehalardan etkilenen yeni kuşak XX. Yüzyıl yazarları Edebiyatta Gerçeküstücülük (Sürrealizm) akımının doğmasına kaynaklık etti.

Rene PASSERON (Çev. Sezer TANSUĞ)/SÜRREALİZM Sanat ansiklopedisi- Edebi dönem bölümünde; “ 1914-18 savaşı ertesinde, bu felaketi yüceltenlerin propagandalarına bir takım genç insanlar karşı çıktılar. Avrupa’nın kültür alanındaki canlı ve devingen taşıyıcıları da onlardı. Savaş öncesinde, buluşlar ve yenilikler bakımından verimli bir dönem yaşanmıştı. Resim alanında Fovizm, Kübizm gibi yepyeni akımlar doğmuş, Kandinsky’nin soyutlamaları, merkezi Münih’te olan Blaue Reiter hareketi Ekspresyonizm’ in yayılmasına yol almıştır.

Romanda Proust ve Joyce’ un yapıtları meydana gelmişti. Heykelde Boccioni ile betonarme tekniğine ilişkin ön deneyleri gerçekleştiren Frank Lloyd Wright ve Walter Gropius gibi mimarlar ortaya çıkmışlardır. Müzikte Stravinsky ve Schönberg’in başarılarını ve tiyatroda, sinemada, müzikal oyunlardan oluşan yaşamsal alana giren sanat dalları,  bu ardışık kültürde yetişen bireylerin kendi çevrelerinde ve dünyada olup biten her şeyi algılamada rahat toplumlardır.

Nazan İPŞİROĞLU – Mazhar İPŞİROĞLU/SANATTA DEVRİM kitabın önsözünde “XX. Yüzyıl, sanat yaşamında çok hareketli, birbirini çelen ya da tamamlayan türlü akımların kaynaştığı bir dönemdir. Bu yüzden bu dönemi tanıtmaya çalışan kitaplar okuyanlar, çoğu kez kendilerini bir kargaşalık içinde bulurlar, sanat olaylarının birbiriyle ilişkisini anlamada ve onları değerlendirmede güçlük çekerler. Zamanında büyük sanat olayı olarak değerlendirilen akımlar arasında yenilik getirenleri, çığır açanları, geçmişin kalıntısı olanlardan ayırabilecek ve bu dönemin sanatı ona bütünüyle, başından günümüze kadar süren bir gelişme içinde görünecektir.” “Sanatta devrim” kitabın yazarları genelde görsel sanat ve özellikle de resim sanatı üzerinde çok

faydalı ve düşündürücü bir eser ortaya koymuşlardır. Oysa 19. Yüzyılın son çeyreği ile 20. Yüzyılın ilk çeyreği arasındaki zaman diliminde “Fiziğin iki temel direği, genel görelilik ile kuantum mekaniği arasında bir uçurum vardır. Genel görelilik yoğun bir mücevherdir. Tek bir zihnin yarattığı, önceki buluşları birleştirme çabasına dayanan, kütle çekimi, uzay ve zamana dair basit, tutarlı ve kavramsal açıdan net bir görüştür. Carlo ROVELLİ-Gerçeklik Göründüğü Gibi Değil s.109”  ve kuantum fiziği ve mekaniği bize dünyayı şu ya da bu durumda olan nesneler çerçevesinde değil, süreçler kapsamında düşünmeyi öğretir. Ve bu genelde soyut düşünme yetisini geliştirir. Dünyanın üç özelliğinin keşfidir kuantum fiziği ve mekaniği Rönesans devriminde beri gelen tüm sanat akımlarında devrim yaptı. Ve tabii ki yaşamımızda da ancak kitlesel olarak yaşamsal kültür ardışık sistemler bütünü içinden gelmiş toplumlarda her ne kadar “Kitle kültürü kitlelerin afyonu” da olsa, geçmişinde okuma kültürünü sağlam bir temele oturtmuş ve toplumun katmanlarına yaymış olan toplumlarda sorun çözülmüştür.

KAYNAK:

1-Dr. SEZGİN KIZIÇELİK/POSTMODERNİZM DEDİKLERİ

1996- Saray Kitap Medikal Yayıncılık San. Ve Tic. Ltd. Şti. - Birinci Baskı

2-PROF. DR. DURALİ YILMAZ/ ROMAN SANATI VE TOPLUM

ÖTÜKEN NEŞRİTAT A.Ş. KÜLTÜR SERİSİ-106- BİRİNCİ BASKI-1996

3-YILDIZ ECEVİT/ORHAN PAMUK’U OKUMAK/KAFASI KARIŞMIŞ OKUR VE MODERN ROMAN

İletişim-Gerçek yayınevi- Birinci Baskı-1996

4-FRANCİS CLAUDON/ROMANTİZM SANAT ANSİKLOPEDİSİ

Çevirenler- ÖZDEMİR İNCE-İLHAN USMANBAŞ

REMZİ KİTAPEVİ- 3. BASIM-1999

5-RENE PASSERON/SÜRREALİZM SANAT ANSİKLOPEDİSİ

ÇEVİREN: SEZER TANSUĞ- REMZİ KİTAPEVİ- 3. Basım-TEMMUZ 1996

6-NAZAN İPŞİROĞLU – MAZHAR İPŞİROĞLU/SANTTA DEVRİM

REMZİ KİTAPEVİ- 3. BASIM-1993

7-ENİS BATUR/FUGUE SANATI ÜZERİNNE BİR ROMAN DENEMESİ

YAPI KREDİ YAYINLARI- BİRİNCİ BASKI-İSTANBUL EKİM 2000

8- DİĞDEM GEZEK- ELVAN GEZEK/ÜNLÜ BESTECİLER VE ÜNLÜ PİYANO ESERLERİ

İNKİLAP KİTAP EVİ BİRİNCİ BASKI 2009

MAKALE Yorumları

ALİ TUR
DEVRAN
mail_outline : turbey9086@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

04.06.2021

Okunma Sayısı

100484

Makaleyi Paylaş