Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close

Cumhuriyet'e Kalan Miras-2

Kültür ve sanat konularında ne durumdaydı Anadolu?

En kültürlü kentlerden olan İstanbul ve İzmir'de modern anlamda kurulmuş ne bir tiyatro sahnesi ne bir müzik gazinoları ne bir resim galerileri, atölyeleri vardı!..

Heykel mi, heykeltıraş mı? Tanrı korusun! Heykel, put diye baltayla parçalanıyordu!.. Askerlikten başka spor yapmaya, takım kurup müsabakalar düzenlemeye ne fırsat ne imkân vardı!.. Yani spor tesisleri diye bir terim akla bile gelmezdi.

Arkeolojik eserlerin çıkarılması, gemilere yüklenip götürülmesi yabancılara padişah fermanıyla serbestti!.. Kazılarda şayet görgü tanıklı altın ve kıymetli ziynet eşyası örneğin gömü gibi şeyler çıkarsa onlardan padişaha pay verilecekti diğer buluntular örneğin heykeller, sanat eserleri, mozaikler ya da medeniyet kalıntısı buluntular yabancıya "padişahın hediyesi" oluyordu!

***

Zaman ölçümü kişiden kişiye, kurumdan kuruma değişkendi. Örneğin "alaturka saate" göre güneşin battığı an saat:12.00 kabul edilirken "zevali saate" göre, güneşin en tepede olduğu an saat:12.00 kabul ediyordu. Güneş her durumda ana rehberdi. Güneş batışına göre ayarlanan saat sistemi "grubi saat" kullanılırken de güneşin tamamen battığı "ezani saat" esas alınıyordu. Saat soracak olsanız, örneğin çok nazik bir ifade ile "muhterem efendi acaba saat kaç oldu?" diye sorulduğunda, çok farklı cevaplar geliyordu.

Takvim konusu da karmaşa bağlamında farklı değildi. Rumi, hicri, miladi, kameri takvimler kullanılıyor, kimseninki bir başkasınınkine uymuyordu. İlginç olan ise herkes aynı zaman diliminde olmasına karşın kullandıkları takvime göre farklı aylarda olabiliyorlardı!..

Tartı, uzunluk, uzaklık için kullanılan birimler de farklıydı; ölçek, dirhem, okka, çeki ifadeleri kullanılırdı. Kumaş cinsi alışverişlerde, uzunluk ölçüsünün gerekli olduğu hallerde arşın, kulaç, fersah terimleri öne çıkardı. Ülkede kullanılan ölçü birimleri dünya birim standartlarına uyumsuzdu. İşin özeti ticarette, günlük hayatta kullanılan tüm birimler uluslararası standartlara tersti. Kısacası yaşanan çağ, açık ve netti: "ölçülerimiz ortaçağı temsil ediyordu."

***

Cehalet paçalardan akıyordu.

Hani bazı muhteremler diyorlar ya; "...bizi bir gecede cahil bıraktılar" diye... Hani, "...dedelerimizin mezar taşlarını okuyamıyoruz..." diye yaygara koparanlar var ya... İşte o sünger beyinlilere diyeceklerim var.

Cumhuriyet'e kalan toplumun eğitim ve kültür düzeyi şöyleydi: Yukarıda dedik ya 13 milyon civarında bir nüfus vardı... İşte o nüfusun "erkek" kısmını oluşturan kitlenin sadece yüzde yedisi (%7), kadınların sadece binde dördü (%04) okur-yazar idi. Aslında bu iyimser bir deyiştir. Okur-yazar erkeklerin çoğunluğu, subay veya gayrimüslimdi. Kaldı ki bu okur-yazar sayıların içinde sadece okuyup yazamayanlar da vardı.

Okul yaşına gelen her dört çocuktan üçü okula gitmiyordu/gidemiyordu, çünkü okul, öğretmen yoktu. Koca ülkede toplam, 4.894 ilkokul, sadece 72 ortaokul, sadece 23 lise vardı.

Osmanlının kadını nüfus sayıma almadığı yani insan saymadığı bir toplum vardı. Kadına verilen değer, aldığı kimlik ancak cumhuriyetle öne çıktı. Kadın ancak cumhuriyetle kimliğine kavuştu. Türkiye’nin tüm liselerinde kayıtlı olan kız öğrenci sayısı sadece 230 (iki yüz otuz) idi. Öğretmenlik yapanların yarısına yakını "öğretmenlik diploması" yoktu yani öğretmenlik eğitimi almamışlardı. Okur-yazar olup matematikte dört işlem bilen ve elinde bir iş gelen, sanat icra eden örneğin tornacı, duvar ustası, biçki-dikiş ustası, mobilya ustası insanlar okullarda el işi, ev idaresi, tarım gibi dersleri verirlerdi. Bunlara "eğitmen" denirdi. Yüksek öğretim kurumu olarak bugünkü İstanbul Üniversitesi "Darülfünun" adıyla vardı başka üniversite yoktu.

Bilim insanı mı, bilimsel çalışmalar mı, onları hak getire. Üniversitenin durumunu 1933 reformuyla ne halde olduğunu çok önemli bilgilerle okumak gerek (Bakınız "Üniversitenin Bugünü ve Yarını: Sorunlar, sorumlular ve çözüm önerileri, Palme Yayinevi, 3. Baskı, 2008).

Osmanlının resmi ve eğitim dili olarak önerilen ve kabul edilen, 620 sene boyunca "Türkçe" diye sunulan aslında gerçek anlamda "Türkçe" değildi. Arapça, Farsça, Fransızca, İtalyanca, İngilizce, Ermenice biraz da Türkçe kelimelerin yer aldığı, Levanten terimlerin rağbet gördüğü bir resmi yazışma dili vardı. Türkçenin adı "Osmanlıca ya da Eski Türkçe" olmuştu. Hâlbuki Türkçe, Türkçe olmalıydı. Türkçeyi istila eden, karşılıklı sesli-sessiz harfleri olmayan Arapçayla Türkçe yazmaya çalışıyorlardı.

“...Harf devrimi yapıldı, bir gecede cahilleştirildik...” diyen sünger beyinliler bu gerçekleri hiç görmediler. Çünkü onların derdi Arap seviciliği idi... Şimdilerde ayağına gidip el etek öptükleri, ölümü nedeniyle yas ilan edip uğruna bayrak yarıya indirilen Araplar dirsek gösterdi, Türk malı olan her şeye ambargo uyguladılar.

Harf devrimi ile birileri "gavur" oldu, "yeni harfle okumak Allaha karşı gelmektir" diye nutuk atan sarıklı kıl suratlılar çoktu ki hala numunelikler bile olabilir!.. Matbaayı icat eden Macar asıllı devşirme bir Hristiyandı, adı sonradan değişmişti "İbrahim Müteferrika" olmuştu...

300 (üç yüz sene) ülkeye geç getirilen matbaa geldikten sonra 1923 yılına kadar yani yaklaşık 160 sene boyunca basılan kitap sayısı sadece 417 (dört yüz on yedi" idi. Bunların çoğu da risaleler, el ilmihalleri şeklinde kitapçıklar olup onlar da gayrimüslimlerin matbaasından basılmıştı.

***

Bu ülkeye hem matbaayı 300 sene geciktireceksin hem de gelen matbaayı "gavur icadı" diye yereceksin!.. Cumhuriyet kuruluncaya kadar Avrupa’da 2.5 milyon (iki buçuk milyon) farklı kitap basılmış, beş milyar adet de satılmıştı. Fransız düşünce adamı "Voltaire" bir eserinde şu ifadeyi kullanıyordu: “İstanbul’da bir yılda yazılanlar, Paris’te bir günde yazılanlardan azdır!”

Şimdi anladınız mı bre örgütlü cehaletin muhteremleri, dedenizin mezar taşının nasıl okunduğunu? Hayatında kitaba para verip okumamış, kitap denilince sadece kopya çektiği "ders kitabını" aklına getirmiş Allahın zırzır cahili çıkmış lafazanlık yapıyor. Utanmaz, arlanmaz herifler...

MAKALE Yorumları

PROF. DR. RAMAZAN DEMİR
BİLİMSEL DÜŞÜNCE
mail_outline : rdemir@akdeniz.edu.tr
Dinle

Yayın Tarihi

21.02.2021

Okunma Sayısı

1040

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler