Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close

Budızm’de ruh ve madde algısı

Ruh olmadan madde hareket edemez, ruh kendisinden ve madde özünden habersizdir. Ruh ebediyet arar. Kendisinden gizlenmiş olanları öğrenmek ister, bir bedende olmayı arzular. Ruh madde ile temas ederek maddeye can verir. Hindu inancında, “ ruh göçü’’ kavramı vardır. Her şey birbirine dönüşebilir.

Ruh; dünyada yaptıklarına göre mutluluk ve ıstırap arasında gider gelir. Ya acı çeker, ya da mutlu olur. Tekrar doğmamak ana gayedir. Doğmamak Nirvana’ya ulaşmak, ışık olmak Brahma olmaktır, birliğe kavuşmaktır, bir olmaktır, yoklukta var olmaktır. Onun için dünyada dinin emirlerine kesin olarak uymak zorunludur. Ruh dini bilgi olmadan özgür hale gelemez, dini duaların tamamının dünyada ezberlenmesi gerekmektedir.

Boşlukta yani Nirvanaya doğru yol alırken karşılaşılan güçlüklerde bu duaların hangi güçlüklerle karşılaşıldığı zaman okunacağının bilinmesi lazımdır. Kişi dünyada düşüncesini Tanrının varlığına ve birliğine odaklamalıdır. Kendi nefsiyle uğraşan, Tanrıyı arzulamayan hiçbir ruh Brahma’ya yani Nirvana’ya ulaşamaz. Eğer kişi bedenden kaynaklanan arzuları bırakır, dünya hazlarından uzaklaşır, din ilmine önem verir, o ilmi öğrenirse, kişi arınmışlar cümlesine girebilir.

Gönlünü Tanrıya vermeyen kişiler kurtuluşa ulaşamazlar. Şehvet ve Öfkesini yenemeyen kişinin ruhu Brahma’ya ulaşamadığından boşlukta kalır. Ruhun bu boşluktaki hareketini düzenleyen prensibin adına Hindu inancında Karma denir.

“Karma’nın sözlük anlamı “eylemdir’’ Sebep sonuçların kanunudur. Karma, hem eylemde gizli olan güç, hem de eylemlerimizin yarattığı sonuçlardır Her eylemin, en basit olanlarının bile sonuçları olacaktır. Her eylemin sonuçları vardır “. 

Ayrıca; dünyadaki doğum-ölüm-yeniden doğuş döngüsü Samsara olarak ifade edilir. Samsara inancı, dilimizde daha çok tenasüh ve ruh göçü kavramlarıyla ifade edilir. M.Ö. 570-476 yıllarında yaşayan filozof ve matematikçi Pisagor da ruh göçüne inanan ve bu amaçla cemaat oluşturan, felsefeyi kirleten bir Yunan filozofudur. Bu inanca göre; insan kötü ve günahkâr bir hayat sürerse öldükten sonra ruhunun aşağılayıcı bir hayvan bedenine girme olasılığı yüksektir. Pisagor’un oluşturduğu cemaat dini nitelik taşımakla kalmamış, siyasete de bulaşmış, halk tarafından cemaatinin merkezi yıkılıp yağmalanmış ve cemaat dağılmıştır.

Hindu din inancının dokuz prensibi vardır.

1.         Öldürmemek

2.         Yalan söylememek

3.         Çalmamak

4.         Zinadan kaçınmak

5.         Servet biriktirmemek

6.         Sürekli dini hayatı yaşamak

7.         Din kurallarına eksiksiz uymak

8.         Devamlı şükretmek

9.         Brahma’yı(Om) dil ile zikretmeden akıldan hiç çıkarmamak

On maddeye tamamlanmamış. Zina etmeyeceksin maddesi yok. Zina, genelde ahlaka aykırı kabul edilmekle beraber genelde yasa dışı değildir.

M.Ö 1600 lü yıllarda Yahudi inancını temellendiren Hz. Musa’ya  Tanrısal nida ile duyurulan on emir geldiğine inanılır. Bu kurallar m.ö.950 veya 1000 yıllarında Tevrat’a geçirilmiş olabilir. Tevrat dünyadaki ilk tarihi belgedir. Mezopotamya ve Yahudi tarihidir .0n emir şöyledir:

1- Sadece Tanrıya kulluk edeceksin.

2-Tanrının adını saygı ile anacaksın.

3-Rabbin gününe hizmet edeceksin.

4-Öldürmiyeçeksin

5-Zina etmeyeceksin.

6-Ana ve babana saygılı olacaksın.

7-Hırsızlık etmeyeceksin.

8-Yalan söylemeyeceksin.

9-Başkalarının namusuna bakmayacaksın.

10-Başkalarının malına göz dikmeyeceksin.

“Bu emirler 6.8 ve 9. (Katolik ve Protestanlarda farklıdır.)He modern ülkenin yasaları arasında bulunabilir. Öldürmek, çalmak, yalan ifade vermek modern devletlerde de yasa dışıdır. Fakat, Eski Ahitte Tanrının buyruğu öldürme emirleri sıkça vardır.  “ Öldürmeyeceksin “ hükmü tüm insanlığı kaplamayıp sadece Yahudi halkını kapsamaktadır. On Emir kuralları eski Mısır ve eski uygarlıklarda vardır. Bu dini kurallar modern yaşamla uyuşmaz. M.Ö.1780 tarihinde hayata geçen Hammurabi kanunları 282 maddedir ve adaletin gelişmesinde çok önemli adım olmuştu .’’Viktor J. Stenger.Sf.178.)

Aslında Yeni Ahid’dede hiçbir özgün ahlaki kavram yoktur. Anlatılan konular Hint .Babil, Sümer, Mısır, Yunan ve Pers efsanelerinde vardır.

Tek Tanrılı dinlerin kutsal kitaplarında benzer bilgiler vardır. İnsan toplumları geliştikçe, uygarlaştıkça, akılcı düşünme algılarını geliştirdikçe, dünyada bir arada yaşama şartlarını keşfettikçe, ortak idealler oluşacak akıl sonucu elde edilen bilgilerle yönetilme ve yönetme algısına ulaşacaklardır. Atatürk’ün dediği gibi, Gökten indiği varsayılan doğmalarla ülkeler ve insanlık yönetilemez.

Dinsel algılarla dünya barışı sağlanamaz. Dinlerdeki barış ve kardeşlik mesajları kendi ümmetleri içindir. Diğer inanç sahipleri kâfirdir öldürülmelidir. Kur’an’daki öldürme ayetlerinden birkaç örnek Bakara-191-192.Onları yakaladığınız yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden siz onları çıkarın. Bakara 251.Davutun Calludu öldürmesi kutsanıyor. .Ali. İmran. 168. “Eğer bize itaat etselerdi öldürülmezlerdi. “İtaat etmeyen öldürülmeli. Muhammed suresi.4.Hakikat bilgisini inkâr edenlerle karşılaştığınızda boyunlarını vurmaya bakın. Allah yolunda öldürülenlere gelince, onların yaptıkları asla boşa çıkartılmaz. Bakara.178…Öldürülenler hakkında size kısas fars kılındı. Hüre karşı hür, köleye karşı köle, kadına karşı kadın kısas edilir. Nisa. Ayet…74.Dünya hayatını ahiret hayatı karşılığında satanlar Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşırda öldürülür veya galip gelirse, biz onlara büyük mükafat vereceğiz.

Budizm’in bir din olmadığı felsefi bir algı olduğu yönünden görüşler vardır. Bu algıda Tanrı ve peygamber yoktur. Evrene sevgi ile bakma öğretisi gibidir. Maide 33…Allaha ve resulüne karşı savaş açanların ve yer yüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların, cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları, veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. 

Budizm kine ve öfkeye dayanmayan bir dinî algıdır. Temel bakışı sevgidir.

“Öfkeyi sevgi ile feth edin. Yalancıyı doğrulukla fethedin. Cimriyi vererek fethedin. Yalancıyı doğrulukla fethedin.” 

Bu ve benzeri algılar, aşağı yukarı bütün dinlerin kuralları içindedir. Öldürmekten kaçınmak algısı, tabiata saygılı olmak algısı Yunus Emre felsefesi gibidir. Yaratılmışı yaratandan ötürü sevmek, karıncaya bir ulu nazarla bakmak, 72 millete aynı gözle bakmak, sövene karşı dilsiz, dövene karşı elsiz olmak anlayışı, bir miskinlik gibi görünse de özünde insanidir.

Hindu inancına göre; ölüm anı, kişinin sevdiğini hatırlama anıdır. Sevdiği ve ulaşmak istediği de Tanrıdır. Mevlana; ölüme “düğün gecesi’’ demiştir. Mevlana’nın tasavvuf anlayışında tamamen Hinduizm etkisi vardır. Bu mistik algı; M.Ö. 1000 yıllarında Hinduizm de oluşmuşsa da felsefi temelleri Antik Yunan da atılmıştır. Eflatun “ idea lar alemi “ kuramıyla Brahmanizm de olduğu gibi bir algı yaratmıştır. Eflatunun bu ütopik felsefi algısı Yahudi filozof Philon(M.Ö. 25 – M.S. 50) “Eflatun’un idea ları Tanrının düşündüğü şeylerden başkası değildir “ dedi. Ardılı; Plotinos(M.S. 209-273) bu düşünceyi daha sübjektif hale getirdi. “Nus’un ötesindeki en yüksek varlık Tanrıdır; O birdir ve bir olandır’’ dedi. Ruhun ölmediğine inandı. Ruh göçüne, reenkarnasyona inandı. Evrenin ruhu olduğunu düşündü. Moğolistan’daki Şamanlar hala evrenin ruhu olduğuna inanıyorlar.

Plotinos; şöyle düşünüyor; “Tanrısal mevcudiyetle kurulan temasta, dışsal dünya ile içsel dünya arasında herhangi bir karşıtlık yoktur. Kendi içimizde ve dışımızda keşfettiğimiz şey, her şeyin aynı tinsel var oluşta bir araya geldiği aynı formlar dünyası, aynı Tanrısal düşünce ve güzelliktir’’

Plotinos, Bir bedene sahip olmaktan utanacak kadar mistikti. Eflatun ve Eflatunun Yahudi ve Hristiyan tilmizlerinin düşünce sistemlerinden Yahudi tasavvufu ve Hristiyan tasavvufu doğdu. Tabi ki İslam tasavvufu da bu düşüncelerden oluştu.

Bu yazı basıma verilen “NEPAL” kitabımızın 149-154 sayfalarından alınmıştır.

 

MAKALE Yorumları

MUHARREM YELLİCE
TÜRKOLOG
mail_outline : myellice07@hotmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

10.10.2021

Okunma Sayısı

1320

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler