Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close

Birinci Bin Yılda Türkistan ve İbn-i Sina  (3)

Mavera ün nehirde, kuzeyde Baykal gölü, Hazar’ın güneyi, Basra körfezi, kuzey Hindistan’ı kaplayan, yeni bir Türk devleti doğuyordu. Gazne  Türk Devleti, bu devleti Sebüktigin oğlu Gazneli Mahmut yönetiyordu. Bu devlet 963 yılında Alptekin tarafından Afganistan’da kurulmuştur. Sultan Mahmut’un oğlu Mesut 1040 yılında Dandenekan’da Selçuklulara yenilince yıkılma süresine girmiş, 1187 yılında İrani veya Türk soylu (Bu konu tartışmalıdır.) Sünni olan Gurlular tarafından yıkılmıştır. Dikkat edilirse Gurlular sünni, İranlılar Şii. Sünni Gazne Türk Devletini yıkmakta birleşebilmişlerdir. Savaşların  dinle alakası yok. Devletin çekirdeğini Kalaç Türkleri oluşturmuştur. Gazne Devleti, güçlü zamanını Gazneli Mahmut devrinde yaşamıştır. 998-1030 Hindistan’a 17 sefer düzenleyerek, Hindu tapınaklarındaki altınları deve ve fillerle Gazne ’ye Taşıyarak Gazneyi görkemli hale getirmiştir. Hindistan’dan getirdiği köleleri çalıştırarak Gazne şehrini kurmuştur. Kendisi Saman oğlu Devletinin bir askeri komutanı iken, Bağdat Halifesi Kadir Nasr Hanın Buhara’ya saldırdığı 999 da, halife ile beraber olarak Saman oğlu Devletine son verdi. Araplar adına iş gören Sasani komutan X.ncı Behram’ın , uzak torunlarından birisinin kurduğu Sünni akideye bağlı  Turan ülkesini sınırlarında nöbet tutan  bu Kukla Devlet Turani bir kavim tarafından yıkılıyordu. Bu kuklalık görevini Araplar adına bu defa Gazneli Mahmut üslendi..  Halife kendisini Horasan valisi olarak ödüllendirdi. Ömrünün sonuna kadar Arap halifeye bağlı kaldı. Otuz iki yıl saltanat sürdü. Gazne Devletinin sınırlarını en uç  noktalara taşıdı. Karahan’ılar Arapçayı yükseltmişlerdi, Gazneliler devlet dili olarak Farsçayı seçip bu dili yükseltiler. Tamamen İranlaştılar. Bu yüzyıllarda Türk kimliği Arap ve Fars kültürü içinde eriyordu. Gazellilerden Güç’ü eline geçiren Selçuklu Türkleride Farsçayı yükseltiler. Farsçayı  devlet dili haline getirdiler. IX.yüzyıldan sonra Arabizmin etkisi azaldı. Farsça yükseldi. Arapça ’nın Türklerde tekrar yükselişi için, Osmanlı beklenecekti. Bilge kağandan sonra Türkçeye dönüş  250 yıl sonra Atatürk’le başladı. Gazneli Mahmut Savaşlarını ve döktüğü kanı İslam adına yaptı. Hindistan’da acımasız oldu. Hindistan’da eyalet liderlerini yani racaları topladı .Onları Müslüman etmek istiyordu. Bir soru sordu   ‘’ İnek eti mi yemek istersiniz, vergi vermek mi? ‘’ Hepsi vergi vermeyi isteriz dediler, inançlarından taviz vermediler. Gaznel’inin etrafındaki yalaka şeyhler, Şıhlar, din adamları O’nu destekledi. Akın, akın Gazneli Mahmut’un ordusuna kırdan bayırdan gaza ve ganimet için insanlar aktı. Bu tehlikeyi İbn-i Sina Ürgenç’ te fark etmişti. İşte fark ettiği bu tehlike gerçek oluyordu. Gazne dışında Hükmettiği topraklarda insanlar açlıktan ölüyordu. Gazne de köle pazarı görkemliydi. İbn.i Sina’ya göre; Savaşçı ve despot olan Gazneli Mahmut, San’ at ve bilimi himaye ederdi. Kendi fikirlerini benimsemeyen Bilim insanlarının kafası şeriat adına alınırdı. Gaznede etrafında el etek öpen binlerce ulema vardı. Fakat değerli bilim insanları Ürgençte Harzemşahın etrafında toplanmıştı. Ibn-i Sina ve Biruni ‘de oradaydı. Gazneli Mahmut bunu içine sindiremiyordu. Bilim ve sanat insanlarına verdiği sözü de tutmuyordu. Şahname yazarı Fars milliyetçisi Firdevsi ’ye verdiği sözü tutmamış, Firdevsi, “Tatar sanattan ne anlar” demiştir. Kafayı zor kurtarmıştır. Gazneli Harezme göz dikmişti. Harezmşahta küçük kız kardeşi vardı.  Mutlu bir Evlilikleri vardı.  İkisi de Türk’tüler. Gazneli Mahmut , elçi gönderdi Harezme Emir verdi. Camilerde adıma hutbe okutulsun dedi…Al başına belayı. Ne yapılabilirdi. Harezmşah ulemayı topladı. İbn-i Sina ve Biruni Gazneli Mahmut’a hediyeler gönderilmesini, zaman kazanılmasını savaşa hazır hale gelinmesini istiyorlardı. Mahmut birde, Hasta olduğunu beyan ederek İbn-i Sina’yı da istiyordu…Bu baskı öyle arttı ki halifeyi  araya sokarak , mutlak surette, İbn-i Sina’yı istedi. İbn-i Sina başına gelecekleri biliyordu. Gazneli Mahmut’un yobazlığı hakkında ettiği laflar Gazneli’nin kulağına gitmişti. Bir gece vakti Kara kurum çöllerini aşarak, Gazneli Mahmut’a vergi veren, Cürcan Sultanı Kâbus İbn-i Vaşmir’e Biruni’nin mektubu cebinde olduğu halde kimseden habersiz yola çıktı. Gazneden kaçıyordu.

İBN-İ SİNA KARAKURUM ÇÖLLERİNİ AŞIYOR.

Ekibiyle beraber kervanla yola çıktı. Gittiği yön çöle doğruydu. Kara kurum çölü aşılmalı güvenli bir bölgeye ulaşılmalıydı. Çöle gelindiğinde uçsuz bucaksız bir düzlüklerle karşılaştılar. Kumlar ayaklarını yakıyor yer ve gökten ateş fışkırıyordu. Sevgili Ürgenç’i ve Biruni’yi arkada bıraktıkları anda Tan yeni ağarıyordu.  Ceyhun’un suladığı verimli topraklar arkada kalıyor. Ceyhun’dan mahrum çöle ulaşılıyordu. Ulaşılan çölde yol diye bir iz yoktu. Üstelik kum tanelerini birbirine katan bir kum fırtınası çıkmaz mı? İbn-i Sina’nın kervanı dağıldı. İnsanlar birbirini kayıp etti.  İbn-i Sina devesine sıkıca yapıştı salmadı. Devesini çöktürdü. Devesinin ve kendi başını örterek korumaya aldı. Hiçbir şey gözükmüyordu sade kızıl kum ve boğuk bir uğultu. Nihayet fırtına dindi. Kızgın güneş kendini gösterdi… Dağılan kervanı ve arkadaşlarını aramaya çıktı. Yol arkadaşı bilgin Ebu Sahlya’nın kumların altında kafası görünüyordu. Sadece su diyebildi. Su yoktu. İbn-i Sina devesinin atardamarından kan alıp su niyetine hastaya verdi. Yaşlı bilgin dünyaya son gülümsemesi ile ruhunu göğe gönderdi. Sağ kalanlar toplanıp, sabaha karşı yola koyuldular.  Nişabur’a yakın olan Nes şehrine ulaştılar.         Burası ticaretten gelişmiş bir şehirdi. Buhara da iken İbn-i Sina Nes’ten gelen bazı tüccarları tanıyordu. Bu şehir O’na sıcak geldi. Zaten ünü ve doktorluğu bu şehirde biliniyordu. Yeşillikler içinde olan bu güzel beldenin  insanları eğitimliydi. Üstelik doktora ihtiyaçları vardı. Bir ev tuttu. Oraya yerleşmeye karar verdi. Biruni gibi bir matematikçi dostu olmasa da bu şehirde geometri ve matematik üzerine düşündü. Eukleides (Öklid) geometrisini öğrenmeye çalıştı.  Öklid M.Ö.330-275 yıllarında İskenderiye de yaşamış, önemli bir matematikçiydi…Bulduğu matematiksel ve geometri teoremleri hala geçerlidir. Elamanlar isimli kitabı iki bin yıl üniversitelerde ders kitabı olarak okutulmuştur. Bu kitap insanların mantığını olumlu düşünceye yöneltmesi açısından, Aristo mantığından önemli olduğunu 100 etkin Adam yazarı  Michael H.Hart  söylemektedir (.Sf.70.) Oklid’in kitapta dünyada etkinliği 14.ncü sıradadır. Bu kitapta yazar  insanlar üzerinde etkinliği bakımından Hz. Muhammed’i birinci sıraya almıştır.

 NES’te İBN-İ SİNA etrafında öğrenciler oluştu. Onlara Ders verdi. Dünya, ekvator yer ölçümleri üzerine teoriler üretti. Henüz otuz iki yaşındaydı. Ünü, tüm Horasan, Mavera ün nehir, Harezm ve Azerbaycan’da duyulmuştu. Gazneli Mahmut İbn-i Sina’nın resmini çizdirerek tüm ülkenin meydanlarına astırdı. Onu arıyordu. Buradaki meydanlarda da O’nun resimleri asılıydı. Daha önce, kendisine Gazneli Mahmud’dan mektup gelmişti. Saray hekimi olarak Gazne’ye saraya davet ediliyordu. İbn-i Sina hür düşünen septik  (şüpheci)bir adamdı. Gazneli Mahmud’un etrafında bir yığın softa vardı. Kimsenin hatırı için bilgilerini baskılayamazdı.  Ulaştığı doğruları söylerdi.  Şehir meydanında resimleri asılıydı, İhbar edene ödüller vaadediliyordu.işi şansa bırakmayıp Nes şehrini terk etmeliydi.            Birkaç gün sonra Nes halkına Gazne’ye gittiğini söyleyerek şehri terk etti. Atla Nişabur’a yol aldılar. Nişabur Binalud dağının güney yamaçlarında verimli düz bir araziye yayılan, Ömer Hayyam’ın Makamının da olduğu Selçuklulara başkentlik yapmış tarihi bir şehirdi. 2016 yılında Ömer Hayyam ve Ferudun Attar’ı ziyaret etmiştim kutsal Atalarıma başkentlik yapmış bu şehrinde. Nişabur’da o zamanlar tasavvuf yaygın bir ideolojik fikir hareketiydi. Nişabur’da tasavvuf vaizi, Ebu Said meyhaneysk’i etkindi… İbn-i Sina, Nişabur’u mekân tuttu. Halk ve bilginler tarafından kabul gördü. Ebu Said’le tasavvuf tartışmaları yaptı. Tasavvuf ve Tanrı algıları uyuşmuyordu. İbn-i Sina, Ebu Said’in inançlarının tam zıddını savunuyordu. İbn-i Sina tezlerini kanıtlarla ispat ediyordu. Her ileri sürülen tezin, sağlamaya tabi tutulmasını istiyordu. Her iki bilgin bir noktada birleşemiyordu. Tartışmalar hareketli idi.  Dinleyiciler heyecanlı idi. Zaman zaman dinleyiciler yumruklarla karşı tarafı ikna ediyordu. Din tartışmalarında mutlak doğru olmadığından ikna şekli yumrukladır genelde. Nişabur’da da bu böyleydi. Ebu Said’;  967 Horasan doğumlu. Şair ve vaiz.30 bin beyit yazmıştır .Mevlana’ya yakın tasavvuf anlayışı vardır. O, diyordu ki;‘’ Hayat kısa, kısa hayatımızı etrafımızdaki kötülüklerle savaşarak geçirmenin manası yok. Düşüncelerimizi ruhumuzun olgunlaşmasına yoğunlaştırmalıyız. Ve ilahi hakla birleştirmeliyiz. ‘’diyordu. Hint felsefesine yatkın anlayışlardı bunlar islamla ilgisi yoktu fakat,  İslam adına savunuluyordu. İbn-i Sina:  ’ Hayatın kısa olmadığını uzun olduğunu, bu uzun hayatta çalışarak insanlık ve dünya için Yapılacak çok şeyin olduğunu‘ söylüyordu. İbn-i Sina ise;‘’ İnsanın hayatını inziva değil, sadece eğitim değiştirebilir ‘’diyordu. Fakat dinsizlikle suçlanmaktan ödü kopuyordu. Bir dinleyicisi sormuştu.

  • Hocam, sen Allaha az mı güveniyorsun.?  Diye sorular soruluyordu. Tehlikeli bir soruydu bunlar. Nişabur, kültürel Muhiddin olduğu bir yerdi. Akşamları ev sohbetleri yapılır haftanın belirli günlerinde büyük camide tartışmalar yapılırdı .Camilerde  namazda okunan ayetlerin cemaat tarafından imam önderliğinde  yorumları ve tevsirleri yapılırdı. Başkurdistan’ının başkenti Ufa’da da ibadetlerin bu şekilde yapıldığını çocukluğundan hatırladığını Zeki Velidi Togan Hatıralarında anlatır. Bu bir Türk inanç geleneğidir. Kara hanlılar devrinde Çağatay Türkçesiyle yapılan ilk Türkçe kuran tercümesinde, Tanrı, tamu (cehennem) uçmaklık ( cennet)  yalavaç (peygamber)  , yarlıkaglı (rahim) ulug (kebir) vs. gibi Türkçe kelimeler vardır. Din milli dil ile anlaşılmaya çalışılmıştır o çağlarda…. Nişabur, Düşünce iklimi gelişen bir yerdi. Ömer Hayyam 10481131 bu iklimin meyvesidir. Feridun  Attar  11421145 bu iklimin meyvesidir. İbn-i Sina Nişaburda, güzel bir çevre edinmişti. Bir hastasını ziyaret ettikten sonra Pazar yerine uğradı. Tellalın Sultan Mahmud ismini telaffuz ettiğini duydu. Kulak kabarttı. Tellala yaklaştı. Kendi resmi tellalın elindeydi… Sultan Mahmud ferman çıkarmış İbni Sina’yı arıyordu. Nişaburda tanındığı halde, hiç kimse onu jurnal etmemişti. Morali bozuldu. Şehri terk etmeliydi. Ama nereye gitmeliydi. Kula kulluk etmeden, hür düşünceli olmak ne kadar zor diye düşündü. O’na göre Gazne’ye gitmek demek: “Düşüncesini kölelik karşılığı satmak” demekti. Soyguncu yuvası olarak algıladığı Gazneye gitmeyecekti. Biruni’den aldığı mektuba göre, Sultan Mahmut Gazneye hâkim olmuş, kendi adına hutbeler okutmuş, kendisini peygamberin adını dünyada savunmaya layık tek adam olarak görüyormuş…Her yeri korku sarmış, vergiler haraçlar olabildiğine acımasızmış. “Mektubunda  Biruni,,” yaşadığımız ortam bilimin gelişimine uygun değil” diyordu.  Hindistan ormanlarında bir yerde yaşamayı arzu ettiğini söylüyordu. Biruni bu amacına ulaştı. Gazneli Mahmud’la Hindistan seferine katıldı. Hint felsefe ve dini yaşantısını anlatan önemli eseri Tahkiku Mâlul Hind’i yazdı. İbni Sina sakin bir ortamda yaşama düşüncesinde iken, Biruni’nin Cürcan hükümdarı Kâbus İbni Wasgir’e( Veşmgir 935-967 )yazdığı mektup aklına geldi. Wasgir, Cürcan ve Taberistana hükümdarıdır 1012 yılında öldü. Farsca yazılmış Kabusname adlı  ahlaki ve hikemi bir eseri  torunlarından Keykavus b. İskender yazmıştır.. Eser  Türkçeye çevrilmiştir.. Wasgir; Felsefe, astronomi, bilgilerine sahip ve Hattat olan alim bir kişidir. Hazar Denizinin güney kıyısında İran’ın kuzeyine  olan  Wasgir’in yönettiği bu bölgeyi ; İbn.i Sina, Gazneli Mahmut’dan uzak bir yer olarak düşünüp yola revan oldu. Buradan ‘da da kaçıyordu.

                     CÜRCAN’A UMUTLU YOLCULUK

Nişabur’dan ayrılırken Cürcan’a doğru, bir devenin denklerine sarılmış, biraz erzak birkaç kitabı vardı. Yaşama sevinci O’na yaşama sarılma, hayatı sevme şevki veriyordu. ‘’’Sultan Mahmut’un; altınları beni yakalayamaz” diye düşünüyordu. Meşakkatli bir yolculuktan sonra Cürcan’ın yapıları göründü. Gürcan’a gelmişti. Cürcan 300 yıl önce arap orduları tarafından kuşatılmış, Horasan Arap valisi Yezit B.Mühelleb tarafından Türk kanıyla sulanmış bir yerdi.  .Taberi Milletler ve hükümdarlar Tarihi adlı kitabının çilt.5sayfa.534.537. sayfalarında Yezidin ( m. s.717.) ,işgale çıkmadan önce  şöyle dediğini yazıyor.[MY1] ‘’Eğer zafer nasip olursa, Türklerden akacak kanlarla  öğütülen undan yapılan ekmeği yeyıp bitirinceye kadar oradan ayrılmayacağına, ve Türklerin boyunları üzerinden kılıcını kaldırmıyaçağına,devamlı olarak Türkleri çoluk çocuk. Keseçeğini, Allaha ant içtiğini söylemektedir’ ’Cürcan katliamında 40.000 Türk katledilmiştir. Arap orduları bölgeden çekilince buralarda küçük küçük Türk yönetim biçimleri oluşmuştu. Bir önceki vali ibn.i Kuteybe, Valilik  dönemi ( 705.715).Türk yurdu Baykent, Buhara, Semerkent ve Fergana ’yı kana bulamıştı .Ferganada kendi askerleri tarafından gebertildi. Müslüman Türkler ona görkemli bir türbe yaptılar. Geberen cesedinden çıkan ruhun Fergana yı koruduğuna inanıyorlar. Garip bir milletiz. İbn.i Sina tüm  bu kanlı olayları hatırladı. Bir esnafa selam verdi. Kendini İbn-i Abdullah isimli bir doktor olarak tanıttı. İbn-i Sina değildi artık. Aldığı bilgiye göre Biruni’nin tavsiye mektubu yazdığı emirin oğlu Manuçer Babasını kaleye kapatıp iktidara el koymuştu. İbn-i Sina için yeni bir hayat başlıyordu. Kendi kendisine yeterli olmalıydı. Bir ev tuttu. Ev sahibinin küçük bir atölyesi vardı. Üstündeki tek odalı evi tuttu. Astronomi hakkında düşünüyor kitap yazıyordu. Claudius Polemaeus’un  ( Batlamyus ) Ms.100- 170 yaşadı. İskenderiyeli  matematikçi, astronom yani bilim insanı. Arapça olarak   Onun El- Mecesti adlı kitabı yanında idi. Tek kaynağı idi. Bu kitap on üç ciltti. Her gün 40- 50 sayfa yazıyordu. Hayvanlar üzerinde deneyler yapmaya başladı. Hazar kıyısında balıkçılarla dost oldu. Balık cinslerini tanıdı. Balıkları inceledi. Balık kurutma ve salamura yapılması hususunda balıkçıları bilgilendirdi. Sevildi. Şehirde gittikçe tanındı. Ünü arttı. Yoksul insanlara yardım ediyor, onları bedavaya iyileştiriyordu. Sarı hummaya çare buldu. Yani aşk hastalığını keşf etti. Ünü sarayda duyuldu. Sultan saraya çağırdı. Onu tanıdı. Sultan Mahmud’un talimatı, Sultanın elinde idi. Talimata göre bulunduğu yerde İbn-i Sina yakalanıp Gazne’ye gönderilmeli idi. Sultan bunu yapmadı. İyi bir eve yerleştirdi, saray doktoru olarak ona görev verdi. Amma ülkedeki insanlar vergi yükü altında inliyordu. Açlık ve yoksulluk vardı. Bunların çözümü ne olmalıydı.  Arkaik felsefe okuyordu. Eflatun, mülkiyetinin kaldırılmasından yanaydı. Zenginliklere sömürüye kızıyordu. Eflatun ve Aristo köleliğin olduğu bir toplum istiyordu. İbn-i SİNA  Beyninde, halk kendi yöneticisini kendi seçmeli gibi fikirler üretiyordu. Bu ürkütücü fikirler kendsinide korkutuyordu. Sultan Mahmud fermanının elinde olduğunu bildiği Sultan Menicur’a güvenmiyordu. Sultan Mahmud’a her an teslim edebilirdi. Fikir ve inançlarından taviz veremezdi. Gizlice DEHİSTAN ‘a kaçtı. Dehistan arap işgalinde 14.000 can vermişti. (M.s.717.) Orada sıtmaya yakalandı. Hasta oldu, ateşlerde kıvrandı. Sıtma hastalığını inceledi. Sıtma hakkında bir kitap yazdı… Sıtma olunca Cürcan‘a geri döndü. Kaderini Sultana bıraktı. Orada öğrencisi Ebu Ubeyd el Cüzdani İbn-i Sina’nın sağ kolu oldu. Ölünceye kadar onunla oldu. Ona bağlı kaldı.  Fakat Cürcan’da diken üstünde yaşıyordu Büveyhi  hükümdarı  Mecdü’el Devle’nin   (997-1029) . Rey’de oturan  annesi Seyyide O’nu  saraya davet etti. Daveti kabul edip  gitti. Rey’de saygı ile karşılandı. Rey’de sayısız makale ve kitap yazdı. Bu arada Harezmde askerler isyan edip Harezmşah Ma’mun’u öldürdüler. Bunu fırsat bilen Sultan Mahmut Harezm’e saldırdı. Harezm düştü. Büyük bir ordu ile Sultan Mahmud’un  Rey’e yürüdüğü duyuldu. Bu durumda İbn-i Sina, Rey’de kalamazdı. Hemadan’a doğru yola düştü. Zorlu bir yolculuktan sonra Türk yurdu Hemadan’a ulaştı. Hamedan hükümdarı O zaman Şemsü’d Devle adlı ihtiyar bir adamdı ve hasta idi. Bütün Saray doktorları simyacılar, Astroloji uzmanları hastalığa çare arıyorlardı. Fakat Hastalığı bir türlü iyi olmuyordu. Hükümdar sancılarından bir türlü kurtulamıyordu. O coğrafyada, Mavera ün nehir, Horasan Harezm diyarlarında İbn-i Sina’nın ünü almış yürümüştü. Buhara’da Saman oğlu  Sultanlarının amansız hastalıklarını iyi etmişti.          

İBN-İ Sina’nın Hemadan da olduğu Şemsü’d Devle’ye haber verildi. Fakat nerede olduğunu kimse bilmiyordu nihayet aramalar sonucunda bir esnafın küçük bir evinde bulundu. Saraya götürüldü. Hükümdarın hastalığı tıpkı Buhara emiri Nuh İbn Mansur’un hastalığına benziyordu… Saray doktorları  İbn-i Sina’yı kıskandılar. Hükümdar İbn-i Sina’dan başka kimseyi yanında istemiyordu. Hükümdarın ağrıları dinmişti. Kırk gün kırk gece sarayda geçivermişti. Hükümdarın veziri Tacü’l mülktü. Cin gibi cingöz bir adamdı. Güler yüzlüydü. Yılan gibiydi. Fırsatını bulsa İbn-i Sina’yı bir kaşık suda boğardı. İbn-i Sina hükümdarı iyi etmiş, taktirini kazanmıştı. Hazine boştu. Ordunun ve bürokrasinin parası ödenemiyordu. Bir savaşa çıkmanın gerekli olduğuna inanıyordu hükümdar ,ganimetle hazine zenginleşecekti. Kimdi düşman,? O bölgede zengin olan başka bir Türk sultanlığıydı mutlak. Tarihte hep, Türk, Türk’ün kanıyla beslendi hep.“Mızraklılar silahlılar bir yerden gelmedi.” Onları biz kendi içimizde yarattık .

Dünya toprakları Türk kanıyla beslendi tarih boyunca. Saray doktoru İbn-i Sina savaşa karşıydı. Sefere çıkarak, yağma ve zulümle dini bir kılıf olan ganimetle, Hazineye gelir sağlamaya karşıydı. Fakat hükümdar kararlıydı. Saray doktorunun tavsiyelerini dinlemiyordu. Halbuki Hemadanda zengin topraklar vardı. İyi bir tarım ve sulama sistemiyle ülke ekonomisi düzelebilirdi. Zafere ve savaşa kararlı olan hükümdar bilginden, zaferi kazanabilecek mi, burç uygun mu, savaşın kaderini öğrenmek istedi. İbn-i Sina itiraz etti. “Gezegenlerin dönüşlerini hareketlerini konumlarını, durumlarını hesaplayabilirim. Fakat yıldızların ve gaipten bir şeylerin insan hayatı üzerinde etkili olduklarına inanmıyorum” dedi. ’Benim astroloğum bunu iyi yapıyor, sen bir şey anlamıyorsun” diyerek, İbn-i Sina’yı yanından kovup Şemsü Devle’ye savaş hazırlıkları için emir verdi. İbn-i Sina’ya da saraya yakın bir yerde küçük bir yer tahsis etti. Bu evde şimdi önemli olan “Kulunç kitabını (El Kulunç) yazdı. Kırk yaşlarında idi. Yazmaktan yorulduğu zamanlar Hemedan’nın önemli yerlerini ,boş camileri, eski binaları zanaatçıların, dükkanlarını, semercileri, silah yapımcılarını, At semercilerini, Eğercilerini geziyordu. Tüm Hemedan ‘da savaş hazırlıkları hummalı bir şekilde yapılıyordu. Bu hazırlıklar bilginin ruhunda Hüzünlü karartılara sebep oluyordu. Savaş hazırlıkları tamamlanmıştı. Saldırı komşu ülke Kermanşah’a idi. Oraya ulaşmak zordu. Dağ geçitleri zorlu idi. Şems’ud Devle   İbn-i Sina’yı yanına çağırdı. Savaşta yanında olmasını istedi. İtiraz edilemezdi. Birkaç günde Kermanşah’a ulaşıldı. Birkaç çarpışmada başarısız olundu. Askerler esir düştü. Bu olumsuzluk Şemsü’d Devle’nin hastalığının depreşmesine sebep oldu.

Kermanşah halkı hükümdarının etrafında birleşerek, malını canını, namusunu savunmuştu. Hemadan hükümdarı yenilmişti. Mey’us bir halde Hemadan’a dönülüyordu. İbn-i Sina biliyordu ki saray entrikalarıyla kendisi suçlanacaktı. Hükümdarın sağlığı da iyi değildi. Hükümdar umudunu kayıp etmemiş, savaşa çıkarken İbn-i Sina’yı dinlememiş, bu uğursuz sonuçla karşılaşmıştı. Şemsü’d Devle, İbn-i Sinay’ı saray veziri yaptı… Bilgin bu görevden hiç memnun değildi. Hemedan halkı, yoksuldu. Açtı çıplaktı. Hazine tam takırdı. Bilginin bu görevi kabul etmesi öğrencilerini ve namuslu esnafı sevindirmişti. Şehrin tüccarları İbn-i Sina’nın vezir olması halinde hazineye yardımda bulunacaklarını vaat etmişlerdi. Bu vaade uydular. Fakat divan üyeleri arasında, rüşvet ve soygunculuk hakimdi. Kadılar rüşveti kim verirse, onun işini görüyorlardı. Hükümdar ve vezirden sonra gelen Hacipler aldıkları paraları orduya dağıtmıyordu. Büyük yolsuzluk, Hemedan’da büyük bir hoşnutsuzluk vardı. Tüccarlar vaat ettikleri paraya hazineye verdiler. Bütün bu soyguncular saraya üşüştü. Herkes para istiyordu. Hükümdarın eşleri, kızları, on iki yaşındaki oğlu veliad Samü’d Devle bile. Onların hiçbirine bir kuruş ödemeyen İbn-i Sina, doğrudan hükümdarın huzuruna çıktı. Durumu anlattı. Para isteyen vezirlerin ve Haciplerin orduya ve bürokrasiye para ödemek için alacaklarının olmadığını, belgeleriyle anlattı. Hükümdar anladı ki, Hacipler ordunun parasını iç ediyorlar, kendileri kullanıyorlar. Hazinede para yok deyip suçu hükümdara atıyorlar. Şemsü’d Devle çok hiddetlendi. Bağırdı. Çağırdı. İbn-i Sina’nın itirazına rağmen iki kadeh kırmızı şarap içip sakinledi. Menfaatleri bozulan, vezirler, hacipler mollalar halkın arasına yayıldılar.  ‘’Bu farsi bilgin denilen İbn-i Sina, dine inanmaz zındığın biri, orduyu ve bürokrasiyi sevmez. Din adamlarını sevmez. Kur’an’a inanmaz nasılsa hükümdarımızın kanına giren, ruhuna giren kara bir iblis… Kara büyücü…” Bu laflarla ordu ve halk dolduruldu. İbn-i Sina hem devlet işleriyle uğraşıyor hem de El- Kanun kitabını yazıyor. Yazdığı sağlık kitabını genişletiyordu. Öğrencisi Ebu Ali; sabahlara, akşamlara kadar İbn-i Sina’nın notlarını temize çekiyordu. İbn-i Sina bu çalışmaları yaparken dostu Biruni’nin “Büyük Hizmetler” kitabından da faydalanıyordu. Fakat bazı konularda Biruni ile anlaşamıyordu. Bir gece vakti küçük evi basıldı. Suçu; Dinsiz kafir, kara büyücü  olmaktı. Eylemciler şehir garnizonunun askerleriydi. Dimdik onları karşıladı.‘’-Evime girmeye, buraya gelmeye nasıl cesaret ettiniz” dedi. Yakalanıp, elleri arkadan bağlanıp götürüldü… Heyecanlanmamıştı.  Olacakları bekliyordu. Sükûnet güçlünün silahıdır” diye düşündü. Kafire ölüm çığlıkları atılırken sokaklarda, esnaf örgütlenmiş, İbn-i Sina’nın kurtarılması için saraya yürüyordu. Hükümdar, İbn-i Sina’nın güvenliği için onun hapiste tutulmasına, vezirlikten alınmasına karar verdi. İbn-i Sina ölümden kurtulmuştu. O, öldürülmeliydi. ÇÜNKİ DİNE İNANMAYAN ZINDĞIN BİRİYDİ. Hapse atılınca, Ortalık sakinleşmişti.

Kaynaklar:

  1.  Vera Aleksyeuna Smirnova   Doğunun Bilim Güneşi İbn-i Sina, CevirenArdıhan Korkmaz; Etkin yayınları 2016, ANKARA
  2. Annemarıe Schımmel çeviri. Şebnep Andaç İslamın Kısa Tarihi AlfaYayınları. Basım 2019, İstanbul.  
  3. Ernest VonAster  ‘in Ders notları  Felsefe Tarihi.Derleyen .Vural Okur.  Sentez yayınları, 2.baskı  2018.Bursa.
  4. Alfered Weber  çeviri. H.VehbiEralp.Felsefe Tarihi. Sosyal Yayınlar.beşinçi basım1998, İstanbul.                  
    Michael.H.Hart..çeviri. Mehmet Harmancı.Sabah kitaplar  .İstanbul.1993.ı.basım.
  5. İbn.i Sina Metafizik  litera yayıncılık
  6. İlhan Arsel Arap Milliyetçiliği ve Türkler.. Remzi Kitapevi, birinci basım 1997, İstanbul.
  7. Prof.dr.Zekeriya Beyaz  Türkistanda Müslüman olan IlkTürk Hükümdarları, T.D.A.V.yayını İstanbul, 1988.
  8. Biruni  çeviri; Kıvameddin Burslan Tahkiki Ma lil Hind. T.T.Kurumu, Ankara 201
  9. Jean -Paul Roux, Çeviri. Galip Üstün Türklerin Tarihi, Milliyet Yayınları, İstanbul, 1995.
  10.  Gılberto Sacerdotı  çeviri  Zuhal Yılmaz Kurban ve Egemenlik Dost Yayınları.2007 Ankara

                           Gelecek yazı ,Hapisten kaçış.

 

 

MAKALE Yorumları

MUHARREM YELLİCE
TÜRKOLOG
mail_outline : myellice07@hotmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

06.07.2021

Okunma Sayısı

864

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler