Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close

Biraz Felsefe Yapmaktan Kimseye Zarar Gelmez

“Beyin bir donanımdır. Herkeste vardır.

 Akıl bir yazılımdır, herkeste yoktur.

Bu düşünceler o yazılıma ışık tutmak için yazıldı.

 Sözler sizi ancak düşünmeye sevk edebilir;

Lütfen daha fazlasını kitaptan değil, kendinizden bekleyin.”

Böyle buyurdu;  Anooshirvan   MİANDJİ /SÜZME FELSEFE/ Kitabında: Yaşamı boyunca sokma akılla yaş almış milyonlarca insanın nominalizmin egemenliğinde kendini, çevresini, dünyada olup bitenleri kurcalamadan “masallarda ve mesellerde hayatı fazla kurcalamadan yaşayanlar İ.Ortaylı” sürekli yerine başkaları düşünmüş, yerine karar vermişlere biat etmiş, hiç düşünmeye gayret göstermemiş, günü geldiğinde biri “düşün” dediğinde de bunu anlamamışlara “bunak beyinler” otoritenin güvencesidir diyor süzme felsefe kitabının yazarı Miandji;  çünkü her türlü yalana inanmaları kolaydır,  bugünün kitle iletişim araçları da yalanların yayılmasında etkin araçlardır  ve çok inandırıcıdır.

Dr. Ramazan Kurtoğlu / Hollywood Sineması ve Bilinçaltı Operasyonları kitabında, Dr. Levent Seçkin’in Bilim ve ütopya dergisinde yayınlanan makalesinden aktardığı  “Çok önemli bir kavram: Ekran gerçekliği: Bu kavram. Baudrillard’ın “Simulakra’sındaki gibi nesnel gerçeklikten ayırt edilemeyen ve onun yerine geçebilen bir sanal gerçeklik olarak da düşünülebilir. Beş duyumuzla nesnel dış alemden aldığımız duyularımız yerlerini her geçen gün ekranlardan aldığımız sanal gerçekliğe terk etmektedir. Bilgisayar, televizyon, cep telefonu, monitörler başında geçirdiğimiz süreyi bir düşünün! Beş yıl öncesine ya da on yıl öncesine göre ekran başında geçirdiğimiz süre ne kadar arttı.”  İnsan aklıyla alay edercesine yazılan senaryolar diziler, filmler; özellikle vasıfsız beyinleri örnek göstermektedirler ki, bu da bireyin zihinsel iklimini kirletmekte ve kültürel birikimini yok etmektedir. Bu öyle tatlı bir hastalık ki, idrakı, tefekkürü ortadan kaldırır. Bireyin rasyonel us ile düşünme edinimini engeller. “düşünmek kritik yapmak demektir, problemin arkasını akılla aramak demektir. Siz eğer bir problemi birden fazla yaşıyorsanız, yeterince düşünmüyorsunuz demektir.” Bu biraz da baş döndürücü, ilerleme hızına yetişemediğimiz teknolojik gelişmenin asırlardır insani değerlerin tahribatı ve yok oluşuyla da irtibatlıdır.

Bir ülkeyi ne güzel yapar? Sorusuna yazarın verdiği cevap şöyle; “ bir şeyi satın almak onu hak ettiğiniz anlamına gelmeyebilir. Bir aracı satın alabilirsiniz ama onu kullanma görgüsünü satın alamazsınız. Asıl mesele budur. İnsanların içinde en değerli bireyler, en pahalı evlerde oturanlar veya en pahalı mücevherleri takanlar değil, en değerli düşünceleri taşıyanlardır. Bir ülkeyi güzel yapan binaları veya denizleri değildir. Bir ülkeyi güzel ve yaşanabilir kılan, anlayışlı ve samimi insanlarıdır. Tarih boyunca aydınlarına sahip çıkmayan toplumlar büyük bedeller ödemiştir. Aydın olmak kolay mı? Doğruyu herkes bilebilir ama doğruyu yapmak hakikaten zordur. Bu zorluğa katlanan bireyler de saygıyı ve desteği hak eder. Kitabın sayfalarındaki metinler arası gezinmede karşılaştığım soru “Düşünce ne işe yarar?: ”İnsanın üretebileceği en değerli şey düşüncedir. Düşünceler yeterince sade ise insan zihnine yerleşir ve işlevsel olur. Hayal gücünü geliştirmek için düşüncelere ihtiyacımız var ve Bir gün, bir düşünce gelir ve size dokunur.” İşte bize dokunan felsefe yazarının “Düşünceler yeterince sade ise insan zihnine yerleşir.” Cümlesinde altı kalın çizgiyle çizeceğimiz “ Zihniyet”  sorunsalıdır.

Prof. Dr. Necati ÖNER /FELSEFE YOLUNDA DÜŞÜNCELER7/ Kitabında; Zihniyet insan zihninin bir hali, tavrıdır. Bu hal ferdin veya sosyal bir grubun düşüncesini sevk ve idare eder. Tarifini yapar ve devam eder. “ İnsanların hadiseler karşısındaki akıl yürütme sonucu olur. İnsanların iç güdüğe bağlı olan vaziyet alışlarının dışındaki her türlü bilinçli tutumun, gizli veya açık, dolaylı veya dolaysız akıl yürütmeler tayin eder. Akıl yürütmeler tabii olarak düşüncenin tutarlığı içerisinde seyreder. Bu tarz düşünceye mantıki düşüncede denir. İnsanların aynı mantığı kullandıkları halde her hangi bir konu karşısında farklı tutumlar alışları düşüncelerini yöneten zihniyetlerinin farklılığından ileri gelir. Pascal’ın Pirenelerin bir tarafında doğru olan diğer tarafında yanlıştır” sözü farklı zihniyetlerin mevcudiyetine işaret etmektedir.”  Hal böyle olunca hayatları boyunca hep bir başkasının akıl yürütmeleriyle beslenen zihniyete sahip bireylerin ya da toplumların bir şeyin adına sahip olmanın onun aslına asla sahip olmadıkları günümüzde yaşanan sorunlara bakarak da görebiliriz. Türkiye’nin zihinsel atmosferinde yer etmiş Laiklik, Cumhuriyet, Demokrasi, Özgürlük, Kardeşlik gibi kavramlarının yanı sıra İslam, İslamiyet gibi kavramların adına sahip olduğumuz bir gerçek ancak ne ölçüde içeriğine ve aslına sahibiz bu tartışma konusu olmuştur. Çünkü bu doğrudan doğruya ne çeşit bir zihniyete sahibiz sorunu çözmemiz gerek. Necati ÖNER hocamızın zihniyet kavramıyla alakalı düşünceleri şöyle” İlkel toplumlarda yaşayan zihin yapıları üzerinde inceleme yapanların ortak kanaatı şudur: İlkel toplumda yaşayan insanın zihin yapısı ile medeni toplumda yaşayan insanın zihin yapısı farklıdır. Bu farklılığın bir ara, mantık farklılığı olduğunu söyleyenler de çıkmıştır. Fakat sonunda bu kanaatta olanlar da farkın mantık farkı değil farkın zihniyet farkı olduğunu kabul etmişlerdir. Böylece insanın iki ayrı zihniyeti bulunduğu ortaya çıkmıştır. Birisi ilkel toplumlarda hakimdir, diğeri medeni toplumlarda. Bu iki zihniyet birbirinin devamı değildir, insan zihninin iki ayrı tipidir. Bu iki ayrı zihniyetin nitelikleri Levy STRAUSSE gibi bilim adamlarının çalışmalarıyla ortaya çıkmıştır. İki ayrı zihniyetin birincisi ilkel, mitik, mistik; ikincisi akli, pozitif diye adlandırılmıştır. Ben bu terimlerden birincisine majik (büyüsel) ikincisine pozitif (olgusal) demeği uygun buluyorum. İşte bu iki temel zihniyete bir üçüncüsünün eklenmesi gerektiği kanaatindeyim; çünkü öyle akıl yürütmelerimiz vardır ki bunları ne büyüsel ne de olgusal zihniyete sokabiliriz. Dini tefekkür ile felsefi tefekküre hakim olan zihniyet ne büyüsel ne de olgusaldır. Bilindiği gibi büyüsel zihniyet obje ve olaylara gizli kuvvetlerin hakim olduğu kanaatinden hareket eder. Bütün açıklamalar ve hareketler ne olduğu bilinmeyen bu kuvvetlere ayarlanır. Gizliliğe bürünen kollektif tasavvurlar ferde hakimdir. Olgusal zihniyette ise tecrübe hakimdir. Olgular gizli güçlerle değil başka olaylarla açıklanır. Şimdi dini ve felsefi tefekkürün durumuna bakalım. Din alanında yapılan tefekkürde elde edilen önermeler tecrübe ile tahkik edilemez, bu bakımdan olgusal değillerdir. Bunlar büyüsel zihniyetle de açıklanamaz. Dini inançla batıl inanç arasında fark vardır. Dini inançta kaynak vahiyle bildirilen bilgidir. Felsefi tefekküre gelince insan tecrübenin verilerini aşarak değerlendirme yapıyor. Yani felsefe yapıyor.”

Felsefe mi?  Harvard’lı iki felsefe profesörü, Thomas Catheart – Daniel Klein/ PLATON BİR GÜN Kolunda Bir Ornitorenkle BARA GİRER… / kitabıyla felsefeyi mizah yoluyla adeta bir stand-Up tadında güldürürken düşündüren bir metotla anlatır. Kitabı okuyanlar, olağanüstü eğlenceli bir felsefe dersinin verildiği bir sohbette bulacaklar kendilerini. “Fıkra ve esprilerin kuruluşu ve etkisiyle felsefi kavramların kuruluşu ve etkisi aynı malzemelere dayanmaz mı? İkisi de aynı şekilde aklımızı gıdıklamaz mı? Okuyan bu cevabı bulur.

Mantık Dışı Akıl Yürütme:Mantık dışı akıl yürütme filozofların belalısı olsa da, Tanrı biliyor ya, bazen işe yarar. Pek tutulması muhtemelen bu yüzdendir.

Bir İrlandalı, Dublin’de bir bara girer, üç bardak bira ısmarlar; önce birinden, sonra diğerinden, daha sonra da üçüncüsünden birer yudum alır ve bu sırayla içerek üç bardağı bitirir. Ardından üç bira daha ısmarlar. Meraklanan barmen, “her seferinde bir bardak alıp içsen, diğerleri ısınmaz” der.

Bunun üzerine adam “biliyorum”  der. “Ama benim iki kardeşim var; biri Amerika’da, diğeri Avusturalya’da oturuyor. Birbirimizden ayrılırken, birlikte içtiğimiz günlerin şerefine hep böyle içeceğimize söz verdik. Yani bardakların ikisi kardeşlerim, biri benim için.” Barmen duygulanır “Ne kadar hoş” der.

Adam kısa süre içinde barın müdavimi olur ve her gece aynı şekilde içer. Derken günün birinde adam gene bara gelir ve bu sefer iki bardak ısmarlar. Barmen biraları verir ve içten bir üzüntüyle “ Başınız sağ olsun” der.

Adam gülümser “Yok yok” der, kardeşlerim hayatta…

Yalnız ben din değiştirip Mormon oldum; o yüzden alkolü bıraktım.”

Nalıncı keseri mantığının işe yaradığı yerler de vardır yani. Aslında günlük yaşantımızda bu tür olaylarla çok karşılaştığımız oluyor. Televizyonlarda siyasetçilerden çok siyasetçi, kraldan çok kralcı kesilen konuşmacıların güttüğü mantık bu mantık değil mi?

Din felsefesinde tanrı inancını tartışanların mantığına bakalım.

 Ufak tefek, yaşlı bir Hıristiyan kadın, her sabah sundurmasına çıkar. “Sana şükürler olsun ya rabbi!” diye bağırırmış. Ve yine her sabah komşusu derhal pencereye çıkar ve “Tanrı yoktur!” diye haykırırmış. Her gün aynı şey tekrarlanıyormuş. Yaşlı kadın “ şükürler olsun!” diye bağırdıkça komşusu çıkıyor. “Tanrı diye bir şey yok!” diye yanıtlıyormuş. Gel zaman git zaman yaşlı kadın dara düşmüş. Yiyecek bile alamaz hale gelmiş. Bu sefer sundurmaya çıkıp Tanrı’dan yiyecek yardımı dilemeye başlamış. Gene her duasının ardından “Sana şükürler olsun ya rabbi!” diye bağırmayı ihmal etmiyormuş. Derken bir sabah sundurmaya çıktığında bir de ne görsün! Merdivenlerde torbalar dolusu yiyecek! Hemen göğe bakmış ve “Sana şükürler olsun ya rabbi!” diye bağırmış. Aynı anda komşusu bahçenin duvarından kafasını uzatıvermiş. “Aha!” demiş. “Yiyecekleri sana ben aldım. Tanrı yok işte!” Yaşlı kadın komşusuna bakmış gülümsemiş. Ardından gene göğe seslenmiş. “Sana şükürler olsun ya Rabbi! Sırf dualarımı kabul edip yiyecek göndermekle kalmadın, bir de PARASINI ŞEYTANA ÖDETTİN!”

Kitabın 175. Sayfasında kapanış bölümünde: “bugün öğrendiğimiz her şeyin pek inandırıcı ve müthiş anlaşılır bir özetidir bu kitap…”

KAYNAK;

1-Anooshirvan MİANDJİ /SÜZME FELSEFE/ Bilgi Yayınevi- 6. Basım Eylül 2020…

2-Prof. Dr. Necati ÖNER /FELSEFE YOLUNDA DÜŞÜNCELER7/ MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI YAYINLARI – öğretmen Kitapları Dizisi: 808 Baskı yılı 1995- Baskı adedi 5000

3- Thomas Catheart – Daniel Klein/ PLATON BİR GÜN Kolunda Bir Ornitorenkle BARA GİRER/Felsefeyi Mizah Yoluyla Anlamak / Aylak kitap-2. 9.Baskı Mart 2012- İngilizceden Çeviri: Algan Sezgintüredi

4-Dr. Ramazan KURTOĞLU/ HOLLYWOOD SİNEMASI VE BİLİNÇALTI OPERASYONLARI

Destek yayınları- 5. Baskı: Ekim 2019

MAKALE Yorumları

ALİ TUR
DEVRAN
mail_outline : turbey9086@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

28.04.2021

Okunma Sayısı

40160

Makaleyi Paylaş