Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
PROF. DR. RAMAZAN DEMİR
BİLİMSEL DÜŞÜNCE
mail_outline : rdemir@akdeniz.edu.tr
Dinle

Yayın Tarihi

23.06.2019

Okunma Sayısı

1488

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

17 Yıldan Sonra Demokrasi Umudu

Genel Değerlendirme

Ülkemizde her şey çok kötüye giderken, demokrasiden saçılırken, adalet ve hukuktan söz edilmezken, ekonomik felaket kapıya dayanmışken böyle bir dönemde iki siyasi rakip açık oturumda bir araya geldiler.

Demokrasi adına, normal bir toplum olmaya yönelme adına bir umut kabul edilen bir başlangıçtı... İki adayın karşılıklı canlı yayında karşılaşmaları, bay iktidar tarafından bölünen, gerilen, umutsuzluğa düşürülen topluma bir soluk aldırma umudunu taşıyordu... Toplumun buna şiddetle ihtiyacı vardı.

16 Haziran gecesi görsel medya organlarına açık ortak canlı yayın, 17 yıl aradan sonra da olsa adayların seçim öncesinde bir araya gelmeleri olumlu bir başlangıçtı. Adına ne denilirse denilsin ama bir tartışma olduğunu söylenmemeli. Aradan geçen uzun zaman dilimi dikkate alınarak yapılan eylem "tarihi bir eylem" olarak kayıtlara geçti.

Gerçek bir tartışmanın olmadığı noktasında herkes gibi bendeniz de hemfikirim. Yöneten İsmail Küçükkaya, politik tarafların onayı ve önerisiyle oluşturulan bir formatı uyguladı. Bunu kendine göre bir standarda evirmiş, geliştirmişti. Bu formatın temel algısı, kavgaya meydan vermeden, gergin olan siyasi ortamı daha da germeden, olabildiğince "uzlaşmacı ve sakin olma" algısını vermek adına bir baskının varlığı yönündeydi.

Bu baskı hissi olmasaydı, "temiz vakıf" ifadesini anlamazlıktan gelip "..nasıl yani deterjanla mı yıkayacaksınız..." kurnazlığına sapan Bay Yıldırım'ın ne denli samimiyetten uzak olduğunu göstermezdi.

Adı 45 çocuğa tecavüzle anılan "Ensar Vakfı" başta olmak üzere diğer vakıflara aktarılan ayni ya da nakdi yardımların rakamsal deşifresi yapılamadı. Bu vakıflara ve tarikat mensuplarına verilen İBB ihalelerin anatomisi çizilseydi, yağma ve ihaleler konuşulsaydı, Bay Yıldırım'ın FETÖ ile olan yakınlığı belgelerle gündeme getirilseydi yansıyan şekliyle "nezakete" kurban edilmeseydi, Bay İmamoğlu çok farklı bir pozitif algı derece ile anılabilirdi. Bay İmamoğlu bu formatta bile eline geçen bazı fırsatları da yeterince değerlendiremedi.

***

Format ve zamanlama evreleri başta olmak üzere ortaya çıkan bazı acemiliklere rağmen ve bana göre, kararsız seçmeni etkilemekten uzak görünmesine karşın yine de demokrasi adına, toplumun normalleşmesine katkı sağlayabilir düşüncesini korumaya devam ederek detaylı analizlerini yapmaya çalışacağım.

***

Şapkadaki tavşan!

Canlı yayın bana göre "dağ fare doğurdu" demek yanlış olmaz. Ya da Bay Yıldırım için beklenen "kırılma noktası" ya da "şapkadan tavşan çıkarma" beklentisi suya düştü. Dahası, yaptığı somut ve soyut hatalar ve söylemler kendisini zor durumda soktu. Bu ortak yayında beklediğim olmadı, yeni bir şey duymadım, harcadığım 4-5 saatim boşa gitti.

Sorulan soruların ve üç dakikalık zaman dilimlerinin yetersizliği, arada unutulan sorunun yarısının sonradan tekrarı, Bay Yıldırım'ın sürekli müdahil olup söz kesmesi, program genel anlamda heyecansız, ruhsuz ve tadı-tuzu olmayan bir canlı yayındı.

***

Ekrem İmamoğlu Açısından

Bireysel olarak bu programda Bay İmamoğlu'nu tepeye çıkaran, parlatan görüşlere katılmak mümkün değil. Çünkü vurucu noktaları işleyemedi, fazla konuşarak ve belli cümlelerin tekrarını yaparak zaman kaybetti. Çarpıcı noktalara değinmeden zaman harcadı.

"Kim çaldı?" sorusunda ısrar etmeliydi. Çaldıysa, "Savcılığa verilen kim? Polis kimi yakaladı? Kimi soruşturdu? İsim var mı?" sorulardan ısrar etmeliydi!

Bay Yıldırım'ın heveslenerek ele aldığı ulaşım konularını, köprüler, yollar, tünellerin belediye kaynaklarıyla mı yapıldı, yoksa hazine garantili yabancılara daha yüksek fiyatlarla ve araç geçiş garantili sözleşmelerle mi yaptırıldı sorusu sorulmadı, devletin nasıl zarara sokulduğunu söylemeliydi.

Ulaşım konusuna "hızlı trenle" başlayıp devam ederken Bay Yıldırım, Bay İmamoğlu tam doksandan atacağı golü kaçırdı. Bay Yıldırım'a "hızlı tren değil, normal trene hız yaptırdınız ve 30 (otuz) vatandaşın ölümüne sebep oldunuz. Suçu da ölen iki makiniste yüklediniz!" demeliydi, demedi! Birinci derecede Bay Yıldırım'ın sorumlu olduğu bir husustu.

Bay İmamoğlu bir ifadesinde "çatışmasız olacağım" derken; İBB seçildiği takdirde, yolsuzlukları, ihanetleri, yanlışları görmezden geçip "devr-i sabık yaratmayacağım" anlamını veriyordu. Bu noktayla bağlantılı olarak FETÖ suçlamalarındaki kendisine yöneltilen iftiralarda "çatışmasız" olabilir mi? Bay Yıldırım, "FETÖ ile bağlantınız var mı" sorusuna "hayır" diyemedi. Panikleyerek üç kez "Yok... Yok... Yok..." dedi!.. Hâlbuki FETÖ ile ilişkili olduğunu gösteren, sosyal medyada bile sıkça dolaşan dünya kadar videolar, belgeler var. Bay İmamoğlu bunu da es geçti, çok fırsatları değerlendiremedi. Bay Yıldırım ucuz kurtuldu bir bakıma.

***

Bay Yıldırım'ın 2002 den sonra edinilen mal varlığı, AKP'nin İBB bilgi işlem veri tabanın yedeklemesi paniği, yolsuzluklarının açığa çıkacağı endişesini hatırlatıyordu. Sayıştay dosyası, FETÖ bağlantısı ve üçüncü hava limanı konularında gerçek bir tartışma olmadığı için, bunları gündeme getirmediği için Bay Yıldırım çok ucuz kurtuldu. Bir bakıma Bay İmamoğlu, nezaketi ve barışçılığı nedeniyle Bay Yıldırım'a büyük jestlerde bulundu.

Sayışta raporundan bahsederken, tam da Bay Yıldırım'ı sıkıştırabilirdi. Elindeki Sayıştay raporunun 2017 yılına ait olduğunu net olarak ortaya koyup, 2018 ve 2019 Sayıştay raporlarının yazılmakta olduğunu vurgulasaydı bugün sosyal medyada Bay İmamoğlu "yalan söylüyor" yalan ve iftira kampanyası yürütülmezdi.

Öğrenciye burs konusunda AYM kararını hatırlatıp anlatsaydı daha şık olurdu, unuttu ve istismar edilmeye açık bir hata yaptı. Mademki daha önce yasal olarak bir engel vardı bunu kurmayları bilmeliydi. Uygulayacağı yöntemi açıklamalıydı. Bu konuda zorlandı.

Efendiliği, karşı tarafın sürekli söz kesmesine karşın sabırlı davranışı, kırıcı olmamaya çalışması, oturum sonunda ailelerce bir fotoğraf karesinin alınmasını teklif etmesi ve buna öncülük etmesi önemli bir davranıştı. Bu iyi davranışları sergileyerek topluma normalleşme, kardeşçe bir arada yaşama kültürünün gerekliliğini somut olarak mesajla verdi.

***

Binali Yıldırım Açısından

Bay Yıldırım oturumun yapılacağı salona geç geldi. Açık ve naklen canlı yayının başlayacağı saatte ancak göründü Lütfi Kırdar Salonu bahçesinde ve bu gecikme nedeniyle de program tam 21.00 yerine, 21.10 de başlayabildi.

Böyle bir programa zamanında gelmeyişi elbette ki bir kusurdur. Elbette ki eşinin önünde yürümesi hoş olmayan bir görüntü idi. Hanımefendiyi ardına takıp giden bir er kişiyi hoş karşılamak mümkün değildir. Üstelik TC Devletinin tüm üst kademelerinde, makamlarında bulunmuş bir politika için... Salona gelirken her ne kadar önünde ve peşinde devletin çakar farlı lüks arabaları gelse-gitse de medeni kural bağlamında eşine karşı davranışını hoş görmek mümkün değildir... Devletin lüks araba konvoyu bağlamında Bay Yıldırım doruktaydı... Toplantıya geç gelmekle büyük bir nezaketsizlik örneğiydi. Konvoylu, öncü araçlı (eskortlu), zırhlı elektronik karıştırıcı ve sayısı belli olmayan korumalarla gelinmesi bir "havadarlık" olabilir fakat anlamsızdı!

***

Bay İmamoğlu ise çağdaş bir aile tablosunu sergileyerek eşinin elinde tutarak ve yan yana ilerleyerek gelmeleri güzel bir tabloydu, çağdaş Türkiye Cumhuriyetine yakışan bir tabloydu. Tek bir siyah minibüsle tam 34 dakika önce oturum mahalline gelmesine karşın Bay Yıldırımın geç gelmesi mazeretle izah edilemez!

***

Görüntü olarak Bay Yıldırım'ın verdiği algı şöyle özetlenebilir: Yaş almış, oldukça bitkin-yorgun, o kadar da mutsuz olmanın ötesinde sanki üstüne eğreti duran zorlama adaylığı vardı. Kullandığı siyasi dil de rakibinin çok gerisindeydi.

Ayrıca, Bay Yıldırım sanki istemeyerek toplantıya gelmiş izlemini veriyordu. Ne inanarak konuşuyor, ne sahipleniyordu. Belediye başkanlığını ticaret olarak görüyor olmalı ki olursa da olur, olmasa da... Tatmin edici konuşmadığı gibi rakibinin sözlerini sürekli kesmesi hiç hoş değildi. Mahalle kıraathanesine hemşerileriyle buluşmaya gidiyormuş gibi bir hali vardı.

Bay Yıldırım, sanki emaneten gelmiş gibiydi. Öyle hazırlıklı, istekli bir hali yoktu. İlk bakışta dudaklarını ve gözlerini kısması, bazen de dudaklarını ısırdığı izlemini vermesi bir sıkıntı yaşadığı belliydi, ne kadar derinden derine fark edilecek derecede yorgun ve isteksiz olduğu görüntüsünü verdi. Sanki ringe zoraki çıkarılmış bir boksör havasındaydı!

Özellikle sosyal medyaya yansıyan ve 2002 den sonra yani bakanlık yaptığı yıllardan itibaren artan tartışmalı mal varlığının hesabını veremeyişi, "kamu görevi" sıfatı gerekçesiyle çok genellemelik geçiştirmesi dikkatten kaçmadı. Yılların deneyimi, hemen her üst makama gelmiş "devlet adamı" sıfatını taşıma iddiasına karşın, "2017 yılı Sayıştay Raporu" ilgili verdiği "okumadım, görmedim" cevaplar vahim açıklamaydı, kendisini oldukça hırpaladı.

Rakibi de bu açığı dikkate alarak daha çok yüklenebilirdi, yüklenmedi. Bu hal, en büyük avantaj olarak öne sürdüğü yılların devlet adamlığı iddiası karizması tam anlamıyla çizildi. Üç saatlik oturum sırasında, çetele tutanların ifadesine göre, tam 80 kez Bay İmamoğlu'nun sözünü kesmiş!

Rakibinin vakıflarla ilgili ortaya koyduğu iddiaları "...temiz vakıf ne demek? Deterjanla mı yıkanacak..." türünden bir ifadeyi sarf eden Bay Yıldırım'ın "devlet adamlığı" övüncüne ve ciddiyetine hiç yakışmadı. İşi sulandırmaya yönelik söylemdi. Vakıfların, cemaatlerin tarikatların aleyhinde konuşamazdı. Zira tarikat şeyhlerin ayağına gidip oy isteyen, tarikat şeyhlerin damatlarına ihaleyi veren bir belediyenin varlığına karşı gelemezdi! Bay İmamoğlu bu açığı iyi işleyemedi.

"Teknolojiyle aram iyidir" dedi, ancak PC'nin faresini (mouse) nasıl kullanacağını eliyle tutuşundan bu işle çok ilgili olmadığı anlaşılıyordu!

FETÖ ile ilgili soru sorulurken, iktidarı işaret etmeliydi Bay İmamoğlu. Bu konuda çekingen davrandı. Bay Yıldırım bu soru karşısında resmen panikledi, şoku atlatmak için "Yok" kelimesini aralıklı olarak art arda tekrarlayarak FETÖ ile belgeli yakın ilişkisini geçiştirdi.

***

Yönetici Küçükkaya Açısından

Program sunucu tarafından uygulanan format verimli değildi. Tanınan süreler kısaydı. Herhangi bir tartışmaya meydan vermemek için süreölçer (kronometre) bağımlılığına düştü. Bazı soruları eksik bıraktı. Oturumun sonunda Küçükkaya’nın; "Efendim moderatörlüğümü nasıl buldunuz, bir hatam, bir yanlışım oldu mu?" Sorusu çok komik kaçtı. Zoraki bir şekilde "çok iyi" moderatörlük yaptığını tasdik ettirdi! Garipsendi. Her şeye rağmen acemiliklerine rağmen "başarılı" demek mümkündür.

***

SONUÇ

İstanbul Belediye Başkanlığı eğer el değiştirmez de yeniden AKP ye bir kez daha verirlerse ortalık cemaatten, tarikatlardan, dinci kuruluşlardan, dahası İŞİD terör örgütüne militan yetiştiren hücre evlerden, Suriyeli suç çetelerinden geçilmeyecek. Büyük bir güvenlik sorunu oluşturan ve kriminal toplum haline gelen göçmenler belli mahallerinde üs kuracaklar, her an kavgalar ve asayişsizlikler, mafya örgütleri, hırsızlık şebekeleri çoğalacaktır!.. İstanbul'da oy veren herkesin aklını başına alması gerekiyor.

Bay Yıldırım sadece "emanetçi" olarak vitrinde görünecek, imzayı attıracaklar, işin arka planında başka eller, güçler olacaktır.

MAKALE Yorumları